Gündem

Aydın Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu: Mafya bozuntuları tabut yolladı, "Bu küçük, sığmam" dedim

"Benim asli görevlerimden biri kadın meselesi"

02 Temmuz 2017 12:32

Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu, belediyecilik döneminde zaman zaman zorluklar yaşadığını belirterek "Ciddi zorluklarla karşılaştım. Mayfa bozuntuları, belediyenin önüne tabut yolladı.Tabut çok küçük ve eskiydi. Geri gönderdim. “İçine sığmam!” diye! Sonra mermi bıraktılar." dedi. Çerçioğlu, aynı zamanda yerel yönetimlerde kadın belediyecilerin daha başarılı olacağı görüşünde.

Hürriyet'ten Ayşe Arman'ın sorularını yanıtlayan Çerçioğlu'nun yanıtları şöyle:

Siz Türkiye’nin efsane kadın belediye başkanlarından birisiniz.

- Estağfurullah!

Yoo öyle. Sadece iki büyükşehir belediye başkanı var. Biri sizsiniz. Kadınların gururusunuz. Ayrıca Aydın halkı sizi çok seviyor. Bu kadar sevilmenizin sebebi ne?

- Ben neysem oyum. Milletvekili ve belediye başkanı olmadan önce nasıl yaşıyorsam yine aynı şekilde yaşıyorum. Hafta sonları arabamı kendim kullanırım. Kot pantolonumu, spor ayakkabımı giyerim. Tek başıma veya çocuklarımla sokakta dolaşırım. Alışverişimi kendim yaparım. Herhalde bundadır. Başkan havası basmıyorum. Beni kendilerinden biri olarak görüyorlar ki, öyle zaten.

2009’da başkan olduğunuzda Aydın, büyükşehir değildi. İl belediyesiydi. Yüzde 26.50 ile kazandınız. Aynı seçim bölgesinde, beş yıl sonunda yüzde 56 oy aldınız. Ama il genelinde yüzde 44. Bu çok ciddi bir artış. Sırrınız ne?

- Sır mır yok. Onların hayatını kolaylaştırmanız ve sosyal belediye olmanız gerekiyor. Budur. Her belediye başkanı altyapı, üstyapı, binalar, yollar yapıyor. Bu zaten bizim asli görevimiz. Yapmamız gereken işler. Ama biz bunun dışında, Türkiye’nin en iyi sosyal belediyeciliğini uyguladığımızı iddia ediyoruz.

Sosyal belediyecilikten kastınız?

- Çocuklar, gençler, kadınlar ve yaşlılar bizden sorulur! Hani eskiden bir söz vardı, birinin başı sıkıştığı zaman “Sana belediye baksın!” denirdi. Biz oyuz işte. Gerçekten bakıyoruz, kucak açıyoruz.

Bunu da biliyorlar...

- Evet biliyorlar. Bu konuda çok ciddi projelerimiz var, beni başkanları olarak tutuyorlarsa bu projeler sayesindedir.

Kadın olmanızın payı var mıdır?

- Vardır. Çünkü kenti en çok kadınlar kullanıyor. Her kent için geçerli bu. Çarşıya-pazara çıktığınız zaman en çok kadınları görürsünüz. Ev alışverişini de daha çok kadınlar yapar. Çocuk parkına gidin daha çok kadınlar, anneanneler, babaanneler... Biz de bir hizmet vereceksek anketler yapıyoruz. Kadınların, çocukların düşüncelerini öğreniyoruz, onların isteklerine uygun bir şehir kurgulamaya çalışıyoruz.

Belediye başkanının kadın ya da erkek olması nasıl bir farklılık yaratıyor?

- Hiçbir erkek belediye başkanını asla eleştirmiyorum ama ‘yerel yönetim’ deyince ben kadınların daha başarılı olacağını düşünüyorum. Neden derseniz, az önce dediğim gibi, bence kenti daha çok kadınlar kullanıyor. Kadın olduğunuz için de kadınların ihtiyaçlarını daha iyi biliyorsunuz. Bir çocuk parkı projesinde bile kadın ve anne olduğum için ister istemez önce güvenlik önlemlerine bakıyorum. Bir de tabii başkan kadın olunca, sorunu olan kadın çok rahat geliyor belediyeye. Ben kırsalda, köyde kahveye gittiğim zaman, bütün kadınlar gelir, sohbet ederiz, dertleşiriz. Bu da çok hoşuma gider. Aydın’a bakarken bazen belediye başkanı gözüyle bakarım, bazen kadın gözüyle bazen de anne gözüyle... Ve tabii şunu itiraf etmem gerekiyor; genel olarak kadınlar bence daha detaycı, daha titiz ve daha çalışkan.

Yurtdışında hangi şehirleri görüp “İşte Aydın böyle olmalı!” diyorsunuz?

- Ben dört sene New York’ta yaşadım. Orada belediyenin çok enteresan sosyal projeleri vardı. Türkiye’ye uyanları, aldım getirdim Aydın’a. Pek çok kentin güzelliklerini getirmeye çalıştım. Örneğin Avrupa kentleri meydanlarıyla anılır. Ben Aydın’a bir kent meydanı yaptım. Çok büyük bir havuzu var. Akşamları su oyunları gösterisi oluyor. Halkın toplanabileceği bir miting alanı var. Yan tarafında bir çocuk parkı var. Bu kent meydanının altına iki katlı otopark yaptık. Toplam 600 araçlık bir park yeri var. Daha yeşil bir Aydın istiyoruz. Ama tabii ki asıl amacımız, Aydın’ın ismi gibi aydın, çağdaş ve modern bir kent olması. Yavaş yavaş ama kararlı adımlarla ilerliyoruz!

En gurur duyduğunuz icraatlarınız neler?

- Belediyeye 500-600 metre ileride, 177 dönümlük Aydın Teksil’e ait bir yer vardı. Burası önceden fabrikaydı, kapatıldı. Sonra bütün müteahhitlerin gözü bu araziye yöneldi. İçinde bin tane çam ağacı var, tarihi binalar, fabrikalar var. Ben istedim ki, o 177 dönümlük arazi New York’un meşhur Central Park’ı gibi olsun. Sadece iki-üç bin kişinin değil, Aydın’da yaşayan 1 milyon 100 bin kişinin olsun. Büyük bir mücadele verdik ve kamulaştırma kararı aldık. İşte beni en çok mutlu eden icraatlarımızdan biri bu.

- Tabii tabii. Benim içim çok rahat şu anda. Şu an projesi de çizildi, Anıtlar Kurulu’nda. Tarihi fabrika fuar alanı olacak. Yine çok özel binalar yapılıyor. Oralarda çok amaçlı salonlar, tiyatrolar, konser verebileceğimiz mekanlar oluşturuyoruz. Hepsi bu 177 dönümlük arazi içinde. İnsanların gelip spor yapabileceği, bisiklete binebileceği, kitaplarını, gazetelerini açıp okuyabileceği, sosyalleşebileceği, kentin tam ortasında, kalbinde bir yer. Orası, betona dönüşmeyeceğinden çok memnunum. Ama tabii şöyle dediler: “Siz CHP’liler yok musunuz, ticaretten anlamazsınız! Buraya güzel bir AVM yakışmaz mıydı?!”

Kadınlarla ilgili neler yaptınız? Neler yapmayı düşünüyorsunuz?

- Benim asli görevlerimden biri bu zaten; kadın meselesi. Parlamentodayken de İnsan Hakları Komisyonu’ndaydım. Kadın sığınma evlerimiz var, birçok sosyal projelerimiz var kadınlara yönelik.

Dikiş-nakış kursu falan değil benim söylediğim. Kadınları ekonomik hayatın içine almak... En büyük projelerimizden biri Aydın’ın Çine ilçesinin Mutaflar bölgesinde kadın kooperatifi kurmak. Burada yaşayan kadınlar çiçek üretiyor ve ürettikleri çiçekleri satın alıyoruz. Bu kentte gördüğünüz bütün çiçekleri işte o kadınlar üretiyor ve kazandıkları parayla kız çocuklarını, torunlarını okutuyorlar. Sonra Çakırbeyli’de bir pazar kurduk. Kadınlar, kendi ürettikleri meyveleri, sebzeleri, organik ürünleri getirip pazarda satıyorlar. Yine Bozdağı’nda ‘Tohumuna Sahip Çık’ diye bir proje geliştirdik. Burada da yine kadınlar çalışıyor. Mümkün olduğu kadar kadınların ekonomik özgürlüklerini sağlayabileceği projeler üretiyoruz.

Türkiye’de en uzun yaşayan insanlar Aydın’da. Ben söylemiyorum, bilim insanları söylüyor bunu. Genlerimizde var bizim. E sonra havamız, suyumuz, beslenme tarzımız ve Egeli oluşumuz. Biz rahat, özgür insanlarız. Gezip görmeyi severiz. Yaşamayı severiz. Kimseyi yargılamayız, kimse de bizi yargılasın istemeyiz.

Siz kendi başınıza bir cumhuriyet misiniz?

- Öyle demeyelim de, hoşgörünün olduğu bir yer Aydın. İnsanlar birbirine saygılı. Kimse, kimsenin hayat tarzına karışmıyor. Eğitim seviyesi de oldukça yüksek. İsmi gibi aydın ve güleryüzlü insanların kenti burası.

En zengin belediye misiniz gerçekten?

- Aydın ekonomisinin yüzde 50’si tarıma dayalı. Artı turizm var, Kuşadası ve Didim var, bir de tabii benzersiz antik şehirlerimiz. Kendi kendine yetebilen bir il. Bir de Aydın insanı akıllıdır, doğru yatırımlar yapar. Bizim görevimiz de onlara destek olmak.

Ankara size problem yaratmıyor mu? Engel oluşturmuyor mu?

- Bu büyük bir sürpriz değil. Problem hiç değil. Zoru biz bugün aşarız, imkansızı da yarın! Bunu bilerek girdik bu işe. Bundan yakınmaya gerek yok.

Günün kaç saati başkan, kaç saati eş, kaç saati annesiniz?

- Kent 24 saat yaşıyor! Onun için aslında 24 saat çalışıyorsunuz. Uyuyorsunuz ama hep tetiktesiniz. Telefonum mu çalacak, bir yerde yangın mı oldu, şu mu oldu, bu mu oldu? Sağolsun eşim hep destek, hiç köstek olmadı.

Öncelikleriniz arasında eşiniz kaçıncı sırada?

- Şimdi ne yalan söyleyeyim, birinci sırada annelik var. Anneliği hiç kimseye bırakmam. Sonra tabii ki ailem ve başkanlık geliyor.

Koca?

- İşte onu aile içinde sayıyorum!

Zorlanmıyor musunuz?

- Alıştım. Türkiye’de kadın siyasetçiyseniz, erkeklere göre iki kat fazla çalışmanız gerekiyor. Çünkü anne ve eşsiniz aynı zamanda. Bir taraftan da siyaset yapıyorsunuz. “Acaba yapabilir mi, yapamaz mı?” diye bir soru işareti oluşuyor insanların kafasında. O yüzden İki kat daha fazla çalışıyorsunuz.

Yelken ve kayak merakınız varmış, yapabiliyor musunuz?

- Yazın yelken yapıyorum. En sevdiğim hobilerimden biri. 1992’de başladım yelkene. Kaptanım aynı zamanda.

Başkanlığı bırakınca açılacak mısınız denizlere?

- E tabii, ileride bir dünya turu düşünüyorum.

Siz, sağcı bir ailenin sosyal demokrat kızı olarak tanınıyorsunuz. Nasıl oldu?

- Burası Aydın. Hoşgörülüydü rahmetli babam, nur içinde yatsın.

Hiç gönül koymadı mı?

- Koymaz mı? Ama yapacak bir şey yoktu. Babam Beşiktaşlı, ben Fenerbahçeliyim. O konuda da yapacak bir şey yok. Evladınızı hoşgörüyle yetiştiriyorsanız, iyi bir eğitim verip onu özgür bırakıyorsanız, her konuda sizin gibi düşünmüyor. Düşünmesin de zaten. Babam bana eşimden sonra en büyük desteği veren kişidir siyasette.

Mecliste olmak yerine belediyede hizmet vermeyi seçmenizin sebebi ne?

- Mecliste her şey tıkanmıştı. Yani sadece beş dakika bir konuşma yapabiliyorduk, parmağımızı indirip kaldırıyorduk. Bütçe döneminde biraz çalışmalar yoğundu. Tabii ki çok onurlu bir görev milletvekilliği. Aydın halkı da beni iki kere seçti. Minnet duygularımı buradan iletiyorum ama ben yerel yönetimde Aydın’a daha faydalı olacağımı düşündüm. Zaten o dönem partim de beni belediyede görevlendirmeyi tercih etti.

Kendinizi özgürlüklerden yana, hümanist ve çağdaş biri olarak tanımlıyorsunuz.

- Elbette.

Şu an Türkiye sizin bu özelliklerinize uygun mu?

- Tabii ki değil! Durum ortada. Herkes için daha fazla özgürlük istiyoruz. Basın için de... İnsanlar özgürce düşüncelerini söyleyebilmeli, yazabilmeli. Sıkıntılı bir süreçten geçiyoruz. Hepimiz adalet istiyoruz. Adaleti ikiye ayırmak lazım. Bir, gerçekten suçlu olup da dışarıda olanlar. Bir de gerçekten masum olup da özgürlüğü kısıtlanmış insanlar. O yüzden Adalet Yürüyüşü fevkalade önemli. Ben de ilk günü katıldım. Sadece adalet için özgürlük için yürüdüm. Daha özgür bir Türkiye için...

Bayramda Kuşadası ve Didim’de doluluk oranları fena değildi. Ama yerli turizm ağırlıklıydı. Eski yıllarla kıyaslanamaz tabii. Elbette komşularla ilişkilerimizi düzeltmemiz gerekiyor, terörün bitmesi gerekiyor, insanların tedirginliğinin geçmesi gerekiyor. Geçen hafta, büyükşehir belediyesi olarak Moskova’ya gittik bir fuara. Sınırlarımız içindeki bütün tarihi yerlerimizi, antik kentlerimizi tanıttık. Çok başarılı oldu, mutlaka yansımaları olacaktır. Tanıtıma emek ve para harcıyoruz. “Elimiz kolumuz bağlı, ne yapalım işte, turizm de kötü!” deyip oturmuyoruz. Geçen sene Kuşadası açıklarında, eski bir A300 uçak batırdık 25 metreye. Şimdi dalış turizmi gerçekleşiyor oraya. Sırf bu iş için Avrupa’dan Kuşadası’na dalmaya geliyor insanlar.

Egeli olmak ne demek?

- Büyük bir mutluluk demek! Ege, hoşgörünün simgesi. Kimse kimsenin yaşam tarzına karışmaz. Saygılıdır. İsteyen ibadetini yapar, isteyen denizine girer, isteyen şarabını, rakısını içer. İsteyen de Cuma’sına gider. Kutuplaşma yok. İnsanlar birbirini seviyor burada.

Gerçekten gerçekleştirmeyi düşündüğünüz her projeyi halka soruyor musunuz?

- Evet. Sandık koyarım. Yaş sınırı yoktur. Kadını, erkeği, genci, yaşlısı gelir istediğini yazar. Mesela o 177 dönümlük parkı Aydınlılara sordum.  “Buraya ne yapalım? AVM mi yapalım, park mı, yeşil alan mı? Ucu açık, istediğinizi yazın!” dedim. Yüzde 99 yeşil alan çıktı. Biz de onların dediğine harfiyen uyuyoruz.

Bir sürü belediye kadın dostu geçiniyor ama pembe otobüs koyuyor. Böyle bir şey mümkün mü Aydın’da?

- Asla! Kadınlar için ayrıcalık yapılmasına şiddetle karşıyım. Biz milli mücadelede kadınıyla erkeğiyle omuz omuza, hem cephede hem de cephe gerisinde savaşmış bir milletiz. Eşitliği, özgürlüğü savunuyoruz. Ne demek pembe otobüs? Böyle bir şey benim dünya görüşüme tamamen ters. O zaman, bütün yolları da ayıralım. Sağ taraftan kadınlar, sol taraftan erkekler şeklinde... Eğer önlem almak istiyorsan kamera koy, güvenlik güçlerin var, tedbir al. Ve en önemlisi, yasaları ağırlaştır ki böyle bir şeye teşebbüs edilemesin. Otobüsleri ayırmak sorunu çözmez, tam aksine sorunu daha da artırır. Bu kolaycılıktır!

Taciz, tecavüz, cinsel istismar konularındaki artışlar hakkında ne diyeceksiniz? Çözüm ne sizce?

- Amerika’yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Bakın Batı ülkelerine… Şu anda “Nasıl olsa bir şey olmuyor, yırtarım!” diye düşünüyor o sapıklar. Tabii bunun yanında eğitim de önemli.

Erkekler size ne kadar kök söktürdü?

- Valla, ben onlara kök söktürdüm. Benim hiç kadın rakibim olmadı, hep erkekti rakiplerim. Ama kazanan ben oldum hep!

‘Topuklu Efe’ lakabı hoşunuza gidiyor mu?

- Çoook. Çünkü Aydın halkı taktı bu ismi bana. Şu yeşil ağaçları gördüğünüz noktada, 22-23 tane büfe vardı. Bırakın bir kadını, bir erkek bile o büfelerin önünden yürüyemiyordu. İkinci el telefon adı altında her şey satılıyordu. Onları kaldırma kararı aldım. Tabii kıyamet koptu. Ciddi zorluklarla karşılaştım. Belediyenin önüne tabut bile bırakıldı.

Korkmadınız mı?

- Yok canım. Tabut çok küçük ve eskiydi. Geri gönderdim. “İçine sığmam!” diye! Sonra mermi bıraktılar. Sonra belediyeyi bastılar. Kendini mafya zanneden mafya bozuntuları! Özel kalemimin boğazına bıçak dayadılar. İki ay boyunca çevik kuvvet bekledi belediyenin önünde. Ama asla geri adım atmadım. Şimdi olsa yine aynısını yaparım. Ondan sonra Aydın halkı beni ‘Topuklu Efe’ diye anmaya başladı...

Kadın mehter takımı kurmak nereden aklınıza geldi?

- Hep erkekti mehteran takımları, “Neden kadınlardan oluşmasın ki?” dedim. Önce tepki aldım. “Bunların bıyıkları yok?” dediler. Sonra pek sevdiler. Şimdi il il dolaşıyorlar. İzmir Marşı söyleyen bir mehteran takımımız var. Hepsi konservatuvar mezunu pırıl pırıl müzisyen. Gurur duyuyorum kızlarımızla.

Aile ve eş desteği olmadan yapılabilecek bir iş mi başkanlık?

- Eşten, aileden, çocuklardan vazgeçmek değildir asla. Ama kendinden vermektir. Bir de tabii çocuklarınıza ayırmanız gereken zamanı yeterince ayıramıyorsunuz. “Kaliteli zaman ayır!” deniyor ya, öyle bir şey yok. Zaman yok çünkü. Oğullarım çok büyük fedakarlık yaptılar aslında. İki oğlum var. Biri 26, diğeri 17 yaşında. Küçük oğlum iki yaşındayken milletvekili oldum. Bir gün bana, “Anne, veli toplantısına herkesin annesi geliyor. Neden benim hep babam geliyor?” diye sordu.

Siz ne dediniz?

- “Çok haklısın” dedim, “Ama görüyorsun işlerim çok yoğun!” Onu kırmamak için zaman zaman benim de katıldığım oldu. Şimdi İzmir’de Alman Lisesi’nde okuyor. Büyük de New York’ta işletme master’ı yapıyor.

Başkanlık, hayatınızda başardığınız en önemli ve sizi en çok mutlu eden şey mi?

- Yok canım. Hayatım boyunca yaptığım en önemli şey anne olmak. Ama tabii ki belediye başkanlığını çok önemsiyorum. Benim için huzur veren bir tarafı da var. Eğer insanların hayatını kolaylaştırıyorsam, fakir-fukaraya yardımcı olabiliyorsam ne mutlu bana.

Başkanın eşi nasıl bir hayat yaşar? Arada “Bıktım senin başkanlığından!” demiyor mu?

- Valla demedi! Eve geldiğimde o kadar yorgun oluyorum ki anlatamam. Bütün gün konuşmaktan inanın çenem çekilmiş oluyor. Eve gittiğimde ağızımı açacak halim kalmıyor. Eşim de çok mutlu oluyor. “Ne kadar mülayim, uyumlu bir eşim var!” diye.