Gündem

Ahmet Türk: Biz siyaset yapmaya mecburuz, sine-i millet kurtuluş değil

Ahmet Türk, CHP’den beklentisinin Kürtlerle arasındaki mesafeyi artık ortadan kaldırması olduğunu vurguladı

30 Ağustos 2019 11:53

19 Ağustos’ta İçişleri Bakanlığınca HDP’li Diyarbakır, Mardin ve Van belediyelerine kayyım atanarak belediye başkanları görevden uzaklaştırıldı. Bunlardan biri de 31 Mart’ta tekrar seçilen Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk’tü. Ahmet Türk, görevden alınmalarının sebebini Türkiye’de uygulanan “Kürt karşıtı” siyasete bağladı. Türk, görevden alınma kararının 31 Mart seçimlerinden hemen sonraki gün verildiğini savundu. Kayyımlar nedeniyle CHP ve farklı kesimlerin kendilerine destek verdiğini hatırlatan Ahmet Türk, CHP’den beklentisinin Kürtlerle arasındaki mesafeyi artık ortadan kaldırması olduğunu vurguladı. Türk, sine-i millet kararının partinin verebileceği bir karar olduğunu söyleyerek, şahsi görüşü olarak "Ama biz siyaset yapmaya mecburuz. Yani sine-i millet kurtuluş değil" dedi.

Rûdaw'dan Maşallah Dekak’ın haberine göre Meclisin artık işlevsiz kaldığını ve her  şeyin tek bir kişinin yetkisi altında toplandığını belirten Ahmet Türk şunları söyledi:

Öncelikle şunu soruyorum; Sayın Türk, neden yerinize kayyum atandı ve görevden uzaklaştırıldınız?

Doğrusu bugün uygulanan siyaset Kürtlere karşı bir siyasettir. Bu süreçte Kürt halkını susturmak ve mecalsiz bırakmak istiyorlar. Kirli bir oyunlar oynanıyor ve tüm bu oyunlar Kürt halkı üzerine oynanıyor. Bu gün de Türkiye’de bu iktidar şovenist, ırkçı, milliyetçi kesimleri kendi etrafında tutmak için Kürt karşıtı bir siyaset izliyor. Çok iyi biliyoruz ki tarihte de…

Tekçiliği savunanlar…

Evet tekçiliği savunanlar kendilerine düşman oluşturarak kendilerini ayakta tutmuşlardır. Doğrusu biz bu ülkede büyük bir değişim yaşanmasını istiyoruz. Barış, adalet, hukuk, eşitlik konusunda bu halkın talepleri vardır. Bizim mücadelemiz Kürt halkının bu talepleri ile özgürlük ve demokrasi içindir. Bu sadece Kürt halkının mücadelesi değil. Biz bu topraklarda, bu bölgede demokrasinin inşa edilmesini istiyoruz. Demokrasi inşa edilmezse kaos ve engellemelerin tüm halkların önünü tıkayacağını biliyoruz. En önemlisi de Kürt halkı kendisine karşı uygulanan bu siyaseti büyük bir enerji ve coşku ile, düşüncelerini ifade etmeyi başararak, boşa çıkarmayı bilmiştir.

İstanbul ve Ankara’da muhalefetin adayını desteklediğiniz için, yani AK Parti’nin oylarını aşarak CHP’nin kazanmasını sağladığınız için size karşı intikam alındığına inanıyor musunuz?

Doğrusu bu da sebeplerden biridir. Yani intikam almak. Çok iyi biliyoruz ki Ankara, İstanbul, İzmir, Mersin, Antalya, Hatay, Adana bu yerler bizim oylarımızla el değiştirdi. Bu kentlerde bizim oylarımız yüzde 10-12 hatta 13 bandındadır. Ve bu oylar seçim sonuçlarını büyük oranda etkiledi. Büyük bir öfkeye neden oldu. Ama öte yandan da  bugün Orta doğu’da da büyük sorunlar yaşanıyor. Bu süreçte Kürt halkının sesini kısmak istiyorlar. İkincisi bugün Kürt halkı kendi içerisinde kapsamlı bir birliktelik sağlanmasını istiyor.  Ama bu kapsamlı birlik ihtimalinde de rahatsız oluyorlar. Bu yüzden her şeyden önce halkımızın geleceği için, adalet ve onurlu bir yaşam için biz Kürtler, Kürt siyasetçilerin birbirimizi dinlemeliyiz, düşüncelerimizi birbirimizle paylaşmalıyız ve siyasetimizi bir şekilde Kürt halkının çıkarları temelinde hayata geçirmeliyiz. Ama eksiklerimiz de vardır. Onlar bu eksiklerimizi gözümüzün içine sokmak ve gündemimizde tutmak istiyorlar. Kürt birliği sağlanmasın diye oyunlar oynuyorlar.

Kayyumlar döneminde harcanan paraların nerelere gittiğine dair birçok belge ve fatura açıkladınız. Fakat hükümet kayyumların sebebini Kandil’e para aktarılmasına, Atatürk ve Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın resimlerinin kaldırılmasına bağlıyorlar. Yasalarda eş başkanlık sistemi yok bunu getirmişler, bu eş başkanlar seçilmemiş ama kayyum gibi belediyelerin başına getirilmişler diyorlar. Siz bu iddialar hakkında ne diyorsunuz?

Bakın, daha ilk günden, 31 Mart’ta seçimler oldu, 1 Nisan’da Mardin, Van ve Diyarbakır valileri İçişleri Bakanlığına “bunları görevden alıp kayyum atayın” diye resmi yazı göndermişler. Hakikatte İstanbul seçimleri bu işi biraz erteledi. Çünkü orada bazı kargaşalar vardı, seçimin yenilenmesini istediler bu yüzden ertelediler. Belediyeye geldiğimiz gün belediyenin 406 milyon TL borcu, 600 milyon TL de MARSU borcu, yani belediyeye bağlı Su ve Kanalizasyon Müdürlüğü borcu olduğunu gördük. Yani 1 milyar TL borç vardı.  Biz geldik, kayyum gitti. İşçi ve memurların maaşlarını ödemeden belediyemize bırakarak gitti. İşçi ve memurların maaşını ödemek için bir çok zorluk çektik. Belediye kasasında 5 kuruş yoktu. Kürtçe’de bir söz var: “Dûkana Beko du qalib sabûn” (Beko’nun dükkanı iki kalıp sabun). Gerçekten geldiğimizde belediye kasasında iki kalıp sabun kalmamıştı. Bir şey kalmamıştı. Peki nasıl olur da kasa boşken biz PKK ve diğer yerlere para gönderiyoruz? Geldiğimiz günden beri müfettişleri belediye içerisinde. Maliyeye bakan ve maaşları ödeyen kişi kayyum zamanında atanmış. Kürt değil, Türk bir adam.

O mu size bu belgeleri verdi?

Tabi. Ben milliyetçiyim diyen ve kayyumla oraya gelen kişi, vicdanım kabul etmiyor diyerek belgeleri getirdi. Bu şeyleri gördüm dedi. Bu kadar yolsuzluk yapılmış. Bu şeyleri görüm ve bu belgeleri size getirdim dedi.

Bu konuda bir dava açtınız mı, mahkemeye başvurdunuz mu?

Onlar bizim hakkımızda dava açmış ve biz hazırlıklarımızı yapmışız, cevabımızı vereceğiz. 7 gün içerisinde cevap vereceğiz ve bu yapılanların hepsini dile getirdik zaten. Halkımızla paylaştık, medya ile paylaştık. On bakan ve Cumhurbaşkanına hediye adı altında büyük bir rüşvet verildiğini görüyoruz. 10 bin, 20 bin, 30 hatta 40 bin TL ödenmiş.

Kimlere verilmiş?

Bakanlara verilmiş. Hediye alınmış. Yasalara göre hediyenin maliyeti 200 doları aşmamalı. Ama 168 bin TL’lik hediye alınmış.

 Bunlar belgeli mi?

Bunların hepsi belgelidir ve faturaları elimde. Birbir çıkarıyorum. Biz daha göreve gelmeden bu konuda çok şey söyleniyordu. Ama bu belgeler elime düşmeden ben hiçbir şey söylemeyeceğim dedim. Ama bugün bu belgeler elimde. Bakın Cumhurbaşkanı Mardin’e gelmiş, 15 otomobil 40 minibüs ve 40 dolmuş kiralanmış, 332 bin TL fatura kesilmiş. Fakat kiralanan bu otomobillerin hepsini yarın 40 bin TL’ye kiralayabilirim. 277 bin TL yemek vermiş bakanlara. Bazı yemeklerin faturası 160 bin TL, bazılarının 150 bin TL.

Yemek ısmarlamayı normal görüyor musunuz?

Yemek ısmarlamayı normal görüyoruz ama..

Masrafını mı anormal görüyorsunuz?

 Evet tabi, ödenen parayı normal görmüyoruz. Faturada İçişleri Bakanı Mardin’e gelmiş ve 277 bin TL’lik yemek verilmiş deniyor. 4 bin 240 kişi yemeğe gelmiş deniyor. Ama Mardin’e bakıyoruz, 700-800 kişiden fazlasını konuk edebilecek hiçbir otel veya lokantada yok.

Peki, diğer şehir ve ilçelere de kayyum atanması konusunda bir korkunuz var mı?

Gerçekten bu yapılanlar hukuksuzluktur. Bugün hukuk tanımayan bir siyaset yürütülüyor. Bu yüzden her şeyi yapabilirler. Yani akıl ve mantıkla hareket edilmediği için her şey olabilir. Gerçekten bugün bu yaptıkları ile kendi iktidarlarına zarar veriyorlar. Kendi hükümetlerine ve kendilerine zarar veriyorlar.

Yarın bir erken seçim olursa, sizce bu kayyumlardan sonra HDP’nin oyları artar mı, düşer mi?

Bizim bundan herhangi bir şüphemiz yok, oylarımız artacaktır. Yani bazı menfaatçiler kayyumların etrafına toplanacaktır halk gerçekten de çok tepkili. Ama bugün halk üzerinde öyle kötü bir baskı var ki kimse yerinden teprenemiyor. Yani bugün biz fikirlerimizi insanlarla paylaşacağız diyoruz, 50-60 kişi etrafımızda toplanıyor hemen 3 bin polis etrafımızı sarıyor. 3 bin polis. Halk bunu görüyor. Çocukları ve akrabası çalışanları tehdit edip işten çıkarıyorlar. Diğerlerini gözaltına alıyorlar. Bugün gerçekten de halkın omuzlarında çok ağır bir yük var. Buna rağmen yine halk kendi davasına, partisine ve geleceğine sahip çıkıyor. Bugün halk ne diyor diye sorarlarsa yarın Mardin’de 100 bin insanı toplayabilirim. Siz serbestsiniz ve devlet müdahale etmeyecek derlerse 100 bin insan toplanır. Partimizin eş başkanı Mardin’e gelmiş, kente gelen tüm yollar kapatılarak halkın ve partililerin diğer ilçelerden Mardin’e gelmesine izin vermemişler.

Sayın Ahmet Türk ile söyleşimiz devam ediyor. Sayın Türk şunu sormak istiyorum. Cumhurbaşkanı adayı Muharrem İnce sizi ziyaret etti. Ondan önce de İlhan Cihaner ile Ali Şeker ziyaretinize geldiler. CHP mi bu vekilleri gönderiyor kendileri mi geliyor? Sizce Kürt sorununa yaklaşım konusunda onların yaklaşımı Kemal Kılıçdaroğlu’nun yaklaşımından daha olumlu mudur?

Doğrusu biz CHP’yi yıllardır tanıyoruz, iyi tanıyoruz. Kürtlerle aralarında sürekli mesafe bırakıyorlar. Kürtlerin yaşadığı olaylar hakkında fazla yorum yapmıyor ve hiçbir yardımda da bulunmuyorlar. Ama öyle bir dönemdeyiz ki demokrasi tehdit ve tehlike altında. Bu yüzden bugün bu topraklar üzerinde demokrasinin inşa edilmesini ve hukukun üstünlüğünü talep edenler mecburen birbirleri ile ilişki halinde olmalıdırlar ki doğru, ortak ve akilane bir siyaset yürütülsün. Şuna inanıyorum, onlar da bunu iyi biliyor; bugün Kürtler hedefse yarın sıra onlara gelecek. Bu ne demek oluyor? Demek ki bizim demokrasiyi inşa etmemiz, genişletmemiz gerekiyor.

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu 31 Ağustos’ta Diyarbakır’a gelecek. Programı böyle açıklandı. Sizden herhangi bir randevu talep etti mi?

 Hayır. Çünkü Diyarbakır’da kalmayıp Batman’a geçecek. Bir düğüne katılmak için Batman’a gelecek. Fakat Batman’a geldiğinde Diyarbakır’da da arkadaşlarımızı görecek.

CHP’de farklı görüşler olduğunu görüyor musunuz? Çünkü sizi ziyaret etmeye gelenler daha çok CHP yönetiminde yer almayan kişilerdir.

Evet görevi olmayan kişilerdi ama görevde olanlar da gelecek, geldiler de. Kılıçdaroğlu’nun kendisi de beni aradı. Türkiye’deki akademisyenler, demokratlar, tanınmış kişilerin de aralarında bulunduğu binlerce kişi beni aradı.

Kılıçdaroğlu size ne dedi?

Kılıçdaroğlu bize geçmiş olsun dedi. Bunun bir zulüm olduğunu söyledi.  Fakat bu bizim için yeterli değil. Bizim için yeterli olan demokratik yollarla tavır koyabilmektir. CHP ile HDP yan yana gelsin demiyoruz. Biz demokrasi için çalışalım, halk için halkçı bir çalışalım diyoruz, talebimiz budur. Yoksa bizim ideolojimiz de siyasetimiz de CHP’ninki ile farklıdır. Fakat bugün demokrasi için bir araya gelmeliyiz.

Peki CHP’den ne gibi somut beklentileriniz var? CHP hangi adımları atsın istiyorsunuz?

Biz demokrasiyi savunmalarını istiyoruz. Adaleti korumalarını istiyoruz. Biz Kürt halkını kendileri için potansiyel bir tehlike olarak görmemelerini istiyoruz. Çünkü Kürt halkı Türk halkı ile birlikte çok uzun yıllar yaşamıştır. Fakat bugün Kürtler kucaklansa, hakları tanınsa, kültürü kabul edilse hiçbir sorun kalmaz. Yani biz bugüne kadar yürütülen siyasetin terk edilmesini, Kürtlerin kucaklanmasını, haklarının tanınmasını, kimliğinin tanınmasını istiyoruz. Böyle bir siyaset yürüterek demokrasinin önünü de açmalarını bekliyoruz. Evet bugün CHP muhalefetin başını çekiyor. Türkiye siyaseti üzerinde büyük bir etkiye sahip. Biz yavaş yavaş demokrat ve vicdan sahibi insanların bu yapılanlara karşı seslerini yükselttiğini görüyoruz. Bugün Güney’deki Kürt kardeşlerimizin de, Güney’deki siyasetçilerin de seslerini yükseltmesini bekliyoruz.

Beklentileriniz nelerdir?

Bu zulme karşı ses çıkarmalarını bekliyoruz. Bize karşı uygulanan siyaseti eleştirmelerini bekliyoruz. Dünyaya ve Türkiye’ye seslerini duyursunlar. Biz bugün CHP’yi tartışıyoruz ama kendi Kürtlerimizi, siyasetimizi tartışmıyoruz. Bu gerçekten çok büyük bir eksiklik.

50 yıldır Türkiye siyaseti içerisindesiniz. Bu konuda çok tecrübelisiniz. Bu kadar darbe süreçleri gördünüz. Hiç bu kadar umutsuzluğa kapıldığınız oldu mu?

Evet, doğrudur, çok kötü bir dönemden geçiyoruz. Geçmiş dönemlerde de çok zorluklar çektik, zulümler gördük. 1980’lerde zindanlarda büyük bir zulüm gördük.  1994’te yine aynı şekilde. 1978’de yine zindanlara düştük. Son olarak da yine kayyumlar atandı ve hapse atıldık. Fakat bugün uygulanan siyaset farklı bir siyaset. Bugün devletin tüm kurum ve kuruluşları, hukuki mercileri tek bir kişinin söylemi üzerine hareket ediyor. Çok çok büyük bir tehlike. Mesela 1980’lerde büyük bir zulüm vardı ama devletin bütün kurum ve kuruluşları darbe yaparak başa gelen kişinin yetkisi altında değildi. Ama bugün tüm kurumlar, hukuk ve her şey tek kişinin yetkisi altında.

Yani meclisin ve belediyelerin bir etkisi kalmamış mı diyorsunuz?

Gerçekten artık meclisin Türkiye siyaseti üzerinde, hükümet üzerinde bir etkisi kalmadı. Çünkü görüyoruz ki artık bugün meclis bakanları seçmiyor, Cumhurbaşkanı seçiyor. Bu yüzden meclisin bir yetkisi yok ve Kanun Hükmünde kararnamelerle birçok şeyi yürütüyorlar.

Peki siz HDP’ye sine-i milleti yani halkın içerisine dönmeyi öneriyor musunuz?

Doğrusu bu kararı ancak parti verebilir. Ben kendi başıma birşey söyleyemem.

Sizin şahsi düşünceniz nedir?

Şahsen de siyaset böyle yürüyemez diyorum. Bir misal anlatmak istiyorum; vatandaşın biri toprağını ekiyordu ama hiçbir verim elde edemiyordu. Yer ürün vermiyordu ama adam her yıl ısrarla o toprağı sürüyordu. Oradan geçen göçerler adama, “ne sen utanıyorsun ne de toprağın utanıyor” demiş. Doğrusu bizim de durumumuz buna benziyor. Gerçekten bazen çok öfkelenip artık siyasetle olmaz diyecek duruma geliyoruz. Ama biz siyaset yapmaya mecburuz. Yani sine-i millet kurtuluş değil. Fakat bunun bir kurtuluş olduğunu, bir şeyleri değiştirebileceğini, demokrasiyi getireceğini görseydik olurdu. Ancak siyaset yolunda önümüzde ne kadar engel ve kargaşa olsa da yürümek istiyoruz.