Politika

"VERDİĞİMİZ SÖZLERİN ARKASINDAYIZ" TBMM (A.A)

12 Temmuz 2011 19:02

-"VERDİĞİMİZ SÖZLERİN ARKASINDAYIZ" TBMM (A.A) - 12.07.2011 - CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, hiçbir zaman, hiçbir ortamda imzalarını inkar etmeyeceklerini, imzaların namusları olduğunu ifade ederek, ''Onlar da eğer 'Bu imza bizim namusumuzdur' diyorlarsa arkasında duracaklar. Kendi konumuna gelince 'ben başka şeyle suçlanıyordum, ama şimdi milletvekili seçilenler başka bir şeyle suçlanıyorlar' diye bir kolaycılığın arkasına sığınmak, Recep Tayyip Erdoğan'a yakışmaz'' dedi. Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grubunda yaptığı konuşmada, Hükümet programına yer verdi. Hükümet programı üzerinde dün neden konuşmadığına yönelik eleştirilere işaret eden Kılıçdaroğlu, konuşmak için zamanın az olduğunu söyledi.   Türkiye'de işsizliğin olduğunu, çözüme ilişkin bir şeyin bulunmadığını ifade eden Kılıçdaroğlu, 'Ne yapayım ben bu hükümet programını?'' diye sordu. Kılıçdaroğlu, cari açığın giderek arttığını, cari açık sorunu olduğunu ancak herhangi bir çözüm olmadığını belirterek, ''Ne yapayım ben bu hükümet programını?'' sorusunu yineledi. Büyüme olduğunu ancak birilerinin büyüdüğünü ifade eden Kılıçdaroğlu, ''Cami arsasını ranta dönüştürüp, oraya rezidans yapanlar için büyüme var. Ben ne yapayım o büyümeyi, zaten o büyüyenler, senin etrafındakiler, yandaşların. Etrafını çevirmişler. Onlarda din iman kaygısı yok, onların kaygıları başka'' diye konuştu. Kılıçdaroğlu, iç tasarruflarda sorun olduğunu, ülkenin sağlıklı büyümesi için iç tasarruf oranının artması gerektiğini ancak buna ilişkin bir düzenleme bulunmadığını söyledi. Kılıçdaroğlu, ''Ne yapayım ben bu programı?'' dedi. Türkiye'nin, dış itibarı yükselen bir ülke olarak gösterildiğini belirten Kılıçdaroğlu, kara para sorgulaması yapan kurumun bulunduğunu, Türkiye'nin adının kara para listesinde yer aldığını söyledi. Kılıçdaroğlu, kara paranın aklanmasının önlenmesine ilişkin çalışma grubunun ''Terörizmin finansmanına kolaylık sağlayan ülkeler arasında Türkiye de var'' yönünde bir karar aldığını belirtti. Kılıçdaroğlu, ''İtibara bak. Bunun önlenmesi, en azından ortadan kalkması için bir şey yaptılar mı? Yok. Hükümet programında bir şey var mı; yok? Ne yapayım ben bu hükümet programını?'' diye konuştu. -''DÜZELTME YÖNÜNDE HÜKÜMET PROGRAMINDA BİR ŞEY YOK''-   Kılıçdaroğlu, ''Yandaşlara ihaleyi nasıl veririz'' diyerek, İhale Yasası'nda yaklaşık 40 maddenin değiştirildiğini savunarak, AB'nin bütün ilerleme raporlarında, ''İhale Yasası'nı değiştirin, AB standartlarına çekin, ihaleler şeffaf olsun, yolsuzluk olmasın'' yazdığını kaydetti. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: ''AKP'de ses var mı; tık yok. Bunu düzeltme yönünde hükümet programında bir şey yok. Ne yapacağız bu hükümet programını? Enerjide, Türkiye'yi dışa bağımlılıktan kurtaracakmışız. Doğalgaz, petrol dışardan geliyor, itirazımız yok, Türkiye'de yeteri kadar yok. Bunun çeşitlenmesi, bir ülkeye bağlanmaması lazım. Ulusal güvenliğimiz açısından bir ülkeye aşırı bağlanılmaması lazım. Bir de nükleer santral anlaşması yaptık. Bırakın dışa bağımlılığı azaltmayı bir ülkeye bağlılığımızı çok yüksek noktaya çıkardık. İlk yatırım maliyetlerimiz çok yüksek. Bir tek ses var mı hükümette; yok.'' -''TARIMDA CİDDİ SORUNLAR VAR''- Kılıçdaroğlu, Türkiye'nin, tarımda ciddi sorunlar yaşadığını, bu sorunların aşılması gerektiğini ifade etti. Niğde'nin bazı beldelerinde elektriklerin kesik olması nedeniyle patateslerin çürüdüğünü, bir çiftçinin bu nedenle intihar ettiğini anlatan Kılıçdaroğlu, hükümetten ses çıkmadığını, ''bu yanlıştır'' diye bir söylem olmadığını savundu. Kılıçdaroğlu, çiftçinin 3 milyar 200 milyon litre mazot kullandığını, mazotun litresinin 3,6 liradan satıldığını anımsatarak, ''Çiftçiye satılan mazottan devletin ÖTV ve KDV'den elde ettiği gelir 6,4 milyar lira. Çiftçiye verdiğimiz teşvik ise 6 milyar lira. Çiftçi zarar ediyor. Bunu çözmeye yönelik bir şey var mı; hayır. Hükümet programı bir şey söylemiyor'' diye konuştu. 2003-2010 döneminde 26 milyon dönüm arazinin ekilmediğine işaret eden Kılıçdaroğlu, çiftçi, üretsin, eksin, biçsin şeklinde hükümet programında somut bir hedefin olmadığını söyledi. -''İMZALAR, BİZİM NAMUSUMUZDUR''- Kılıçdaroğlu, CHP'nin, demokrasinin gereğine, özgürlüklere, insan haklarına inandığını dile getirerek, sözlerini şöyle tamamladı. ''Kendi konumuna gelince 'ben başka şeyle suçlanıyordum ama şimdi milletvekili seçilip parlamentoya gelenler, başka bir şeyle suçlanıyorlar' diye bir kolaycılığın arkasına sığınmak, Recep Tayyip Erdoğan'a yakışmaz. Suçlamadan söz edersek, ben de söz edeyim, sen de kalpazanlıkla suçlanıyorsun. Bana inanmıyorsan, Meclis Başkanlığına gitsin Sayın Çiçek'ten, kendi imzasının olduğu, kalpazanlıkla suçlandığına ilişkin... Alsın, baksın. Sen Başbakansın. Masumiyet karinesini bile çarpıttı çünkü anayasayı bilmiyor, hukuk kültürü yok.  Biz verdiğimiz sözlerin arkasındayız, kararlılıkla gideceğiz, hiçbir zaman, hiçbir ortamda imzalarımızı inkar etmeyeceğiz, imzalar bizim namusumuzdur, arkasında duracağız. Onlar da eğer 'bu imza bizim namusumuzdur' diyorlarsa arkasında duracaklar. O tarihi iki cümleyi yeniden okuyorum: Tüm siyasi partilerin ve milletvekillerinin, milletimizin kendilerine verdiği bu onurlu görevi yerine getirmeleri için TBMM'de olmaları gerektiğine inanıyoruz. Anayasa dahil, tüm mevzuatın hukukun üstünlüğü çerçevesinde ve kuvvetler ayrılığı ilkesi dikkate alınarak, özgürlükleri genişletici bir anlayışla yorumlanması ve uygulanması gerektiğine inanıyoruz. Bu sözlerin sonuna kadar arkasındayız. Onlar da attıkları imza 'bizim namusumuzdur' diyorlarsa, onlar da bu imzalarının arkasında durur. Öyle umuyoruz, öyle istiyoruz. Demokrasi de insan hakları da bunun gerektirir.''  -''İŞTE TÜRKİYE BU''- Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ın kendilerine yönelik olarak sarf ettiği, ''sabah söylediklerini akşam inkar ediyorlar'' sözlerini anımsatan Kılıçdaroğlu, Erdoğan'ın, 28 Şubat 2011'de yaptığı bir açıklamada NATO'nun Libya'ya müdahalesini reddederken, 25 Mart 2011'deki bir başka açıklamasında, Libya'ya müdahaleyi kabul ettiğini, ''NATO'nun devreye girmesiyle belli yerlerde rahatlama meydana geldi'' ifadesini kullandığını öne sürdü.    ''Nerede rahatlama meydana geldi? Sabah söylediğini akşam inkar eden kim?'' sorusunu yönelten Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu: ''NATO müdahale etti. Binlerce sivil öldürüldü. Akdeniz'in karanlık sularında binlerce Müslüman boğularak öldü. Türkiye'den yardım istendi. Bizim gemilerimiz yardım etmedi, NATO izin vermediği için. Bunu kim eleştirdi? Sosyalist Enternasyonalde CHP eleştirdi. Bu nasıl bir anlayıştır, nasıl bir düzendir? Binlerce Müslüman'ın ölümüne önce itiraz ediyorsan sonra tıpış tıpış imza atıyorsun. Kimse de kalkıp bunu eleştirmiyor. Böyle bir medyamız var. Niye eleştirsin, niye başına dert etsin? Korkuyor. Bedel ödüyor şimdi medyada çalışanlar bedel ödüyorlar. Çoğunun işine son veriliyor.'' Görevinden ayrılan bir gazetecinin, seçim öncesinde çalıştığı kurumdaki uygulamaları eleştiren bir yazısını okuyan Kılıçdaroğlu, yazıda, ''hükümet tarafından gazetecilerin yapacağı işin sınırlarının belirlendiğine'' dair iddianın yer aldığını ifade etti. Kılıçdaroğlu, ''İşte Türkiye bu. İşin mutfağında olan, tartışma programları yapan ve ayrılmak zorunda olan bir gazetecinin söylemi. Şimdi ileri demokrasiden bahsediyoruz. Biz bunların ne olduğunu çok iyi biliriz. Ne yapmak istediklerini de çok iyi biliriz. O açıdan AKP'yi de AKP'nin durumunu da hepsini değerlendireceğiz. Açık yüreklilikle değerlendireceğiz. Çünkü bizim isteğimiz Türkiye'de demokrasinin tüm boyutlarıyla hayata geçirilmesidir'' şeklinde konuştu. -''CAMİLERE GELİNCE...''- Başbakan Erdoğan'ın dün TBMM Genel Kurulunda yaptığı konuşmada, kendilerine, ''programı hakkında konuşmadılar'' eleştirisine de değinen Kılıçdaroğlu, ''İnsaf yahu... Programda 13. sayfayı açtım bir paragrafı okudum. Yalanın bu kadarına da insaf. Kuyruklu yalanın bu kadarına insaf. Sen Başbakansın nasıl yalan söylersin. Bu kadar da olmaz. 550 milletvekilinin gözünün içerisine baka baka yalan söylüyorsun. Pes vallahi...'' diye konuştu. Hükümet programının demokrasiyle, hukukun üstünlüğüyle, uluslararası sözleşmelerle ilgili tüm bölümlerine değindiklerini anlatan Kılıçdaroğlu, konuşma sürenin az olmasından yakındı. Ekonomiyi tartışamadıklarını belirten Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Başkan izin verseydi 1-1,5 saat ekonomiyi de tartışırdık. Kaldı ki sürenin kısalığından sadece ben değil kendisi de şikayet ediyor. 'Süre 40 dakikaydı anlatamadık' diyor. Biz de anlatamadık. Camilere gelince. 'Camilerle ilgili geçmişte şu yapıldı, bu yapıldı' deniliyor. O camilerde bu ülkeyi savunmak için bu ülke, bizim çocuklarımız için şehitliği göze alan askerler, insanlarımız kalıyordu. Çünkü kışla, yer yok. Nereye bırakacağız bunları, bu askerlerimize nerede bakacağız? Nasıl bu kadar ciddi bir hata yapılır? Bu vicdansızlık değil mi? Vicdanı olan, tarihi bilen o ulusal Kurtuluş Savaşı'nın 1920'lerini 1930'larını bilen, tarihiyle barışık olan birisi tarihine bu kadar ihanet eden sözler söyleyebilir mi? Nasıl bunu yapar? Tarih, insan sevgisi yok. Çünkü bağımsızlığın, ulusal Kurtuluş Savaşı'nın ne olduğunu bilmiyor. Hangi bedeller ödenerek o savaşın kazanıldığını bilmiyor. O askerlerin bir günde sadece bir öğün yemek yediğini de bilmiyor. Mehmet Akif'in şiirlerini okuyor ama onları da bilmiyor. Çünkü o şiirleri okumak için insanın ruhunda denizlerin depreşmesi lazım ama sen kim Mehmet Akif sen kim ulusal kurtuluş savaşı kim?'' -''HASAN DAĞCI KİM? TANIYOR MUSUN?''- AK Parti hükümetleri döneminde tarihi camilerde restorasyon çalışmaları yapılmaya çalışıldığını belirten Kılıçdaroğlu, İzmir ve Manisa'da 22 caminin onarımında 3 milyon 874 bin 446 TL tutarında imalatın hiç yapılmadığı halde müteahhitlere 6 milyon 874 bin 71 TL para verildiğini ileri sürdü. ''Resmi rakamlar, devletin rakamları'' diye konuşan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Hiç imalatı yok 3 trilyonluk... Sen 6 trilyon para ödüyorsun. Yapan kim AKP hükümeti. Hani camiler ibadet yeriydi. Camilerde insanlar gelip ibadet ederken Allah'ın manevi kişiliğiyle buluşurlar. Sen camilerde tamirat yaparken yolsuzluğa göz yuman bir ülkenin başbakanı olarak hiçbir şey hissetmiyor musun? Bir tek cümle bile etmedin şu ana kadar. Yüzüne gözüne dursun. Bu milletin tüyü bitmemiş çocuğunun vergileriyle kalkıp caminin onarımın da bile yolsuzluğa göz yumuyorsun. İnsan biraz utanır, sıkılır. Süleymaniye Camisi'ni ibadete açtı, üstelik siyaset yaparak. Din kutsal  bir şeydir, tartışılmaz. Süleymaniye Camisi'nin onarımında 4 milyon TL yolsuzluk yapıldı. Liste var. Bunu tüm milletvekili arkadaşlarıma dağıtacağım. Hangi camide kaç lira yolsuzluk yapıldı. Lütfen gidin tüm illerde, ilçelerde bütün köylerde AKP'nin camilere olan tutkunluğunun gerekçesini anlatın. Yolsuzluk yapıyorlar. Kalkıp bize ders veriyor. Sen kim CHP'ye ders vermek kim? Daha bitmedi daha arkası da gelecek.'' Başbakan Erdoğan'a, ''Hasan Dağcı kim? Tanıyor musun?'' sorusunu yönelten Kılıçdaroğlu, Dağcı'nın, Erdoğan'ın özel kalem müdürü olduğunu belirtti. Başbakan Erdoğan'ın, Hasan Dağcı ile çektirdiği bir fotoğrafı da gösteren Kılıçdaroğlu, ''Hasan Dağcı bir arsa alıyor. İstanbul Kadıköy İbrahimağa Mahallesi 1. Bölge'de. Alış bedeli 215 milyar lira. Tapusu da var elimizde. Kadıköy belediyesinin yazısı da var 'bu arsa cami yeri için ayrılmıştır' diyor. İstanbul Anakent Belediye Başkanlığının Meclis Kararı ile cami yeri rezidansa dönüştürülüyor. Rezidans yapılıyor ve satılıyor. Sayın Erdoğan'a soruyorum; sen dini böyle mi yaşıyorsun? İstanbul'da daha çok var. Çıkaracağım. Din bezirganlarını güzel güzel dinimizi istismar edenleri milletimizin önüne koyacağız. yeter artık. Biz sesimizi kesiyoruz onlar sanıyorlar ki bunlar hiç konuşamazlar. Çünkü para deyince bunlarda din, iman kalmaz.'' Bu arada diğer milletvekilleri gibi CHP'nin tutuklu milletvekilleri Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal'ın isimlerinin de oturulacak sıraların üzerinde yer alması CHP Antalya milletvekili ve eski Genel Başkan Deniz Baykal'a soruldu. Baykal, ''O arkadaşlarımıza yer ayrılması çok anlamlı'' karşılığını verdi.