Gündem

10 Ekim Katliamı'nda hafızalara bu fotoğraflar kazınmıştı: Karşımızdaki canavarı tanımadık

"Soruşturulmayan bağların üzerine gideceğiz"

09 Ekim 2018 16:41

10 Ekim 2015'te gerçekleştirilen, 103 kişinin yaşamını yitirdiği, 500’ün üzerinde vatandaşın da yaralandığı Ankara Garı Katliamı'nın üzerinden 3 yıl geçti. 10 Ekim'de kızını ve kardeşini kaybeden ve Hatice Çevik ile birlikte katliamın simgesi olan fotoğraflardan birinde yer alan İzzettin Çevik, "Karşımızdaki canavarı tanımadık. Ellerini kollarını sallayarak geldi, ciğerimizi söktü" dedi.

Sol'dan Ali Ufuk Arikan'ın haberine göre 10 Ekim Katliamı’nın üçüncü yılı dolayısıyla Ankara’da düzenlenen bir etkinlikte, davanın hukuki panaroması çıkarılırken, katliamda kızını ve kardeşini yitiren, eşi de ağır yaralanan İzzettin Çevik, aradan geçen üç yıla ilişkin açıklamalarda bulundu.

Tüm Bel-Sen Toplantı salonunda DİSK, KESK, TMMOB, TTB ve 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği tarafından düzenlenen etkinlikte 10 Ekim Avukat Komisyonu üyesi Avukat Nuray Özdoğan, 10 Ekim Derneği Başkanı Mehtap Sakinci Coşgun, KESK Genel Sekreteri Ramazan Gürbüz ve TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Emin Koramaz da birer konuşma gerçekleştirdi.

"Biz katledildik ve katledenler alandaydı"

Etkinlikte 10 Ekim Katliamı davasının hukuki seyrini değerlendiren 10 Ekim Avukat Komisyonu üyesi Avukat Nuray Özdoğan, komisyonun katliam anında, alanında ortaya çıktığını dile getirdi. “Biz oradayken savcıların yakasına yapıştık, orada ilk hangi tabloyu gördüysek, davada da aynı süreci yaşadık” diyen Özdoğan, “Orada savcının yapmadığı keşfi, bu soruşturmada aslında sorumlu olan ve aynı zamanda delillerin üzerinde gezen emniyetin ne yaptığına dair bir tahlil yaptık. Bunu 10 Ekim gecesi, o gece 30’dan fazla avukatla birlikte raporladık. ‘Biz katledildik ve bizi katledenler alandaydı’ dedik aslında özetle. Bu tespitlerimizin hepsi, keşif yapılan alandaki tespitlerimizin hepsi delillerle teyit edildi” ifadelerini kullandı.

"Tek bir işlem bile yapılmadı"

Aylarca savcının kapısında dava sürecinin ilerlemesi için mücadele verdiklerini belirten Özdoğan, “Bu kokteyl terör örgütüdür diyenlerle mücadele ettik. Üç sanık ayrı ayrı operasyonlarla, şüpheli operasyonlarla öldürüldü, buralardan çıkan bir kısım işlerine gelen delillerle önümüze bir dosya çıkardılar. Bu dosya herhangi bir adam öldürme dosyası olsaydı nasıl takip edilirdi diye baktığımızda, yapılması gereken tek bir işlemin dahi yapılmadığı bir dosya görüyoruz karşımızda” diye konuştu.

"Soruşturulmayan bağların üzerine gideceğiz"

Bu sürecin aynı zamanda gerçeği, adaleti arama mücadelesiyle dolu olduğunu belirten Özdoğan, “Bu sanıkların birçoğunun katliamla olan bağı kuruldu, bu sanıkların istihbarat örgütüyle, terörle mücadeleyle ilişkilerinin görünür olduğunu gösteren deliler ortaya çıktı ama bu deliller mahkemenin ve iktidarın hoşuna gitmedi, dosya Sincan’a taşındı, sonrasında apar topar karar verildi. Sonra bize ‘ilk kez bu kadar yüksek bir ceza verildi, daha ne istiyorsunuz’ diye sordular. Biz bununla yetinmeyeceğiz, gözümüzün önünde olan delillere rağmen soruşturulmayan bağların üstüne gideceğiz” ifadelerini kullandı.

Kayda giren istihbarat raporları, alınmayan önlemler

“Şubat ayında dosyaya giren bir MİT raporu var. 10 Ekim günü 9.40’ta istihbarat raporu Emniyet C büroya düşüyor, aslında sunulmayan, kaybedilen, gösterilmeyen, saklanan bilgiler, belgeler bunlar. Ve o kayıtlar dosyaya düştü. Bunun gibi onlarca belge var ve hiçbirinin üstüne gidilmedi” diyen Özdoğan, şunları kaydetti:

“Sınırda yapılan pazarlığın kaydının yapıldığını, o dinlemeyi kaydedip işlem yapmayan savcı ve emniyet görevlileri hakkında, kişilerin üzerinde bomba yapım malzemesi çıkmasına rağmen işlem yapmayan savcılar hakkında şikayetlerde bulunduk ama buna rağmen henüz bir sonuç alamadık. Ancak bunlar not olarak kayda geçiyor, bir gün mutlaka bu mücadelenin sonucu alınacak."

"16 yakalanmayan sanık var"

Kendilerinin zorlamaması, ailelerin direncini olmaması durumunda hiçbir sonuç alınamayacağını vurgulayan Özdoğan, “Şu an dosyada yakalanmayan 16 sanık var. Yakalanamayan demiyoruz, çünkü hiçbir işlem yok ortada. Bunlar yakalanmayan sanıklar bu yüzden. Bir kısmıyla ilgili kırmızı bülten araması var, onları sormuş mahkeme, olmayanlar sorulmuyor bile, onlar Türkiye’de mi? Yani aynı süreci biz yine yaşayacağız. Bu süreci hep birlikte takip etmeliyiz. Sonuç almak, bir daha yaşamamamak istiyorsak birlikte takip etmeliyiz” diye konuştu.

Özdoğan'ın ardından sözü katliamda kızını ve kardeşini yitiren, eşi de ağır yaralanan İzzettin Çevik aldı. Çevik, “Hepimiz o günden beri kendi köşemize çekildik, hepimiz kendi acımızla baş başa kaldık, hepimiz kendi yokumuzu yaşıyoruz" dedi.

"Hepimiz kendi yokumuzu yaşıyoruz"

“Beni davet ettiklerinde ne anlatırım diye düşündüm. Ben ne anlatabilirim? Ben kendimizi anlatabilirim, başka bir şey anlatamam ki. Neler yaşadık? Bu katliamdan sonra hala nefes alabiliyorsak bu dayanışma sayesinde, buradaki örgütler sayesinde” diyen Çevik, “Hepimiz o günden beri kendi köşemize çekildik, hepimiz kendi acımızla baş başa kaldık, hepimiz kendi yokumuzu yaşıyoruz. Babamız yok, annemiz yok, çocuğumuz yok. O mahkeme salonlarına biz gitmesek ortada bir mücadele kalmaz. Müştekiler bu duruşmaları takip etmese, biraz olsun adaletin sonuca ulaşma şansı yok” ifadelerini kullandı.

"Karşımızdaki canavarı tanımadık"

“Ben eşimin, kızımın, kardeşimin yanındayken onları koruyamadım, ben nasıl kendimi suçlu hissetmeyeceğim, nasıl KESK kendini suçlu hissetmeyecek?” diye soran Çevik, “Karşımızdaki canavarı tanımadık. Ellerini kollarını sallayarak geldi, ciğerimizi söktü. Biz bu kadar güçlüysek, yok mu bize bilgi verecek, dikkat edin diyecek kimse? Biz birbirimizi koruyamadık…” dedi.