04 Temmuz 2015

Yunanistan'da umut boğulmak isteniyor

Görünen o ki Yunanistan referandumunda saflar çok net olarak ayrışmış durumda...


Komşumuz Yunanistan halkı referandum için pazar günü sandık başına gidiyor.
Bütün dünyanın gözü bu seçimde.
Yunanistan için heyecanlı zamanlar.
Bizim için de öyle.
Benim de içinde bulunduğum bir grup bisikletçi için bu heyecanın ayrı bir anlamı var. Çünkü, Istanbul ve İzmir'den yola çıkan iki kardeş bisiklet grubu, Karşı Bisiklet ve Velotopya bisikletçileri olarak 4 Temmuz'da, yani referandumdan bir gün önce İpsala sınırından Yunanistan topraklarına giriyoruz. Yani bu kritik zamanlarda Yunanistan topraklarında köy- şehir pedallıyor olacağız. Hedefimiz bisikletlerimizle Atina'ya ulaşmak. Tabi biz bu turu planlarken ufukta referandum filan yoktu. Ekonomik bunalımın da bu noktaya geleceği bilinmiyordu. Bizi harekete geçiren ocak ayı seçimlerinde Syriza'nın elde ettiği başarıydı. Hatta Yunanistan anakarasını boylu boyunca geçecek olan bisiklet turumuzun adını Syriza'nın lideri Çipras'tan alıp "Ege Denizi balıklarındır" koyduk.
Hatırlayalım.
15 Ocak seçimlerini, yıllardır süren ekonomik sıkıntıların bedelini halkın üzerine yıkmaya çalışan iktidarlara "hayır !" diyen Radikal Sol Birlik (Syriza) partisi kazanmıştı.
Bu zafer bütün Avrupa'da sol adına büyük umutlara neden olmuştu. Syriza'nın genç lideri Çipras, vaadettikleri, söylemleri ve ilk uygulamalarıyla Yunan halkı için bir umut ve heyecan kaynağı iken, baştan beri Avrupa egemen çevreleri için bir kaygı kaynağı oldu. Syriza iktidarı için bu çevrelerden yapılan yorumlar sonuca pek sevinilmediğini açıkça gösteriyordu. Genç Çipras heyecana kapılıp yanlış kararlar alırsa ne olacaktı? Tez zamanda kendisine kurtlar sofrasının kuralları hatırlatılmalıydı.
Evet, Avrupa'nın küresel sermaye güçleri, o günden beri acımasızca sıkıştırıyorlar iktidarı. Seni kurtarırız ama halka acı reçetemizi yutturursan. Çipras'ın bu reçeteyi kabul etmesi, kendisini var eden değerleri inkar etmesi demek. Bu yüzden direniyor, direnmeye çalışıyor. Durum Seferis'in dizelerindeki gibi:

"Susadık öğle üzeri
Ama tuzluydu sular"

Görünen o ki Yunanistan referandumunda saflar çok net olarak ayrışmış durumda.
Hayır dediğinizde, Yunanistan'ın borçları için Avrupa Komisyonu, Avrupa Merkez Bankası ve IMF tarafından Euro Grup toplantısında önerilen anlaşma teklifine "Hayır" denmiş oluyor. Evet ise! bu teklife ve bu teklifin yapılmasını istediği acı reçetenin kabulü anlamına gelecek.
Uzun yıllardır yaşanan ekonomik krizin emekçi halka yaşattığı sıkıntıları yok  etmek vaatleriyle iktidara gelen Syriza bu teklifi kabul etmediği için Euro Grup'la yapılan görüşmeler kilitlenmiş ve hükümet referandum kararı almıştı. Syriza hükümeti referandumda hayır denmesini istiyor.
Şimdi  bütün dünyanın gözü Yunan halkı üzerinde. Avrupalı zenginler, klüplerinin bu yoksul ülkesinin halkını ve isyankar iktidarını avuçlarının içinde sıkıştırma çabası içindeler. "Hayır" derseniz Avrupa'ya veda edersiniz diye tehdit ediyorlar. Hükümet, emekçi ve yoksul halk için, işsiz gençler için ise zaten kaybedecek pek bir şey kalmamış durumda.
Syriza'nın elde ettiği başarı, Avrupa'da yükselen sağ karşısında herkes için bir umut kaynağı oldu. Solun birleşmesi durumunda kazanabileceğini gösterdi. Bizim için de umut oldu. Biz de kazandık 7 Haziranda.
Şimdi, referandumdan bir gün önce komşu topraklarında pedallamaya başlayacağız. Turumuzun artık yeni bir anlamı var. Küresel sermaye ve onun büyük başları, az durun hele, sizin sermayeniz varsa bizim de umudumuz ve değiştirme irademiz var. 
Her pedalda oxi (hayır) diyeceğiz. Oxi, Oxi, Oxi..
Urla'lı Yorgo Seferis ile bağlayalım. Değiştirelim...

Yadsıma

Bir güvercin gibi ak
O gizli kıyıda
Susadık öğle üzeri
Ama tuzluydu sular.
Sarı kumların üstüne
Adını yazdık onun
Ama bir rüzgar esti denizdeb
Ve silindi yazılar.
Nasıl bir ruh, bir yürek,
Nasıl bir istek ve tutkuyka
Yaşadık: Yanılmışız.
Değiştirdik öyle yaşamayı.

Yazarın Diğer Yazıları

"Parrhesia" ya da "doğruyu söylemek" Tiyatro Kast sahnesinde

Oyundan çıktığımızda antik Yunan dünyasında doğan ve günümüz için çok büyük değer taşıyan "parrhesia" kavramı adeta sırtımıza yüklenmiş oluyor

Mine Söğüt’le "Ahlak Belanızı Versin" atölyeleri

Katıldığım "Ahlak Belanızı Versin" adlı atölye çalışması, Sokrates'in diyaloglarında ortaya çıkarmaya çalıştığı ve logos-bios karşıtlığından doğan rahatsızlığın benzeri bir rahatsızlığa yol açtığını söyleyebilirim

Haneke’nin “Yedinci Kıta’sı” ve Fatih’teki 4 kardeşin “gerçek” intiharı

İçinde bulunduğumuz sistem hepimizi “duygusal bir buzlanma” yaratarak birer makinaya çevirmiş durumda