09 Aralık 2016

Molly Malone’un Dublin sokaklarında gıcırdayan arabası

"Yoksulluğun gözü çıksın, her yerde aynı. Yoksulluğun gözü çıksın, her yerde aynı…”

Dublin’e yolunuz düştüyse Molly Malone’un adını ve şarkısını mutlaka duymuşsunuzdur. Üç yüz yıllık bir efsaneye dayanan şarkı, şehrin en önemli simgelerinden biri. Bir kafede, restoranda, barda ya da bir sokak müzisyenin sesinde mutlaka Molly’nin hikâyesi kulağınıza gelmiştir. Dublin şehriyle özdeşleşmiş bu halk şarkısının kulaktan kulağa yüzyılları aşıp bugünlere kadar ulaşan sözleri ve hikâyesi, çoğunlukla neşeli tonlarda söylenmesine karşın, epeyce hüzünlüdür.

Molly Malone bundan üç yüz küsur yıl önce Dublin’de yaşamış, güzeller güzeli bir balıkçı kızıdır. Sabahtan akşama kadar, gıcırtılı tekerleklerini zorlukla döndürdüğü el arabasıyla “cockles and mussels” diye bağırarak Dublin sokaklarını arşınlarmış. Molly geçim derdine, geceleri balıkçı kız görünümünden çıkıp çekici  ve güzel bir kadın olur ve Trinity Kolej öğrencileriyle vakit geçirirmiş, bu yüzden de arkasından yükselen dedikodular, kötü sözler hiç de az değilmiş. Kendisi gibi yoksul bir delikanlı olan kemancı Timoty tutkuyla aşıkmış Molly’e fakat aşkının acısıyla onu izlemekten başka pek de bir şey yapamazmış.  Hikâyeye göre, Molly bir gün sokak ortasında el arabasının önünde yığılıp kalarak ölüverir, ölümüne ateşli bir hastalık olan tifo veya veremin yol açtığı tahmin edilir. Kemancı sevgilisi bu acıyla keman çalmayı bırakır, yıllar sonra yeniden çalmaya başladığında ise kemanın iniltilerine, ruhunun geri geldiği düşünülen Molly’nin el arabasının gıcırtıları karışır. Efsaneye göre, Molly’nin ruhu o gün bugündür her akşam Dublin sokaklarında dolaşır ve her akşam duymasını bilen kulaklar Molly’nin el arabasının gıcırtısını duyarlar.

1800’lü yılların sonlarında, Dublin’li ozanlar Molly’nin anısına “Cockles and Mussels” ya da Molly Malone adıyla bilinen şarkıyı yazıp bestelerler. 1988 yılında Dublin Kent Konseyi, 13 Haziran gününü Molly Malone’un ölüm günü olarak kabul eder. Böylece güzel balıkçı Molly her yıl bu tarihte törenlerle anılmaya başlanılır. Aynı yıl, bugün kentin simgelerinden biri olan ve turistlerin önünde fotoğraf  çektirmeden şehirden ayrılmadıkları, Molly’nin tekerlekli arabasıyla tasvir edildiği bir heykeli Grafton caddesine yerleştirilir.

Hikâye böyle… Bugünlerde Dublin Christmas öncesi şaşaalı günlerini yaşıyor. Bütün şehir ışıklar içinde. Vitrinler göz alıcılıkta birbiriyle yarışıyor. Soğuk filan dinlemeden her taraf, ‘aman bir şey kaçırmayayım’ diye ortalıkta dolaşan turistlerle dolu. Alış-veriş ve tüketim çılgınlığı sarmış kenti, herkes delicesine satın alıyor. Yazılar, çizgiler, resimler, ışıklar, sesler, müzikler, danslar her şey, “hiç kimseyi unutmadan, tanıdığın herkes için satın al”diyor, satın al, satın al, sevdiklerin için satın al… 

Dublin’in bu soğuk akşamlarında, her biri insanı masallar âlemine taşıyan göz alıcı vitrinlerinin dibinde evsiz insanlar var bir de. Göz göze gelmemek için çoğu insan başını çevirerek önlerinden geçip gidiyorlar. Tatsız bir durum bu karşılaşma, kötü bir görüntü, olmasa, görülmese daha iyi. Eski bir örtüye ya da uyku tulumuna sarınmış olarak sokakta titreyen bu insanlar, satın almak veya eğlenmek için oradan oraya koşturan türdeşlerinden sıcak bir kahve ya da yemek için yardım bekliyorlar. Bekliyorlar. Sessizler. Öyle tehditkâr filan değiller, gözlere değil ayaklara bakıyorlar zaten, sadece varlar. Bu insanlar, bunca masal ve şaşaanın içinde oradalar ve gerçekler.

Eğer Molly Malone efsanesi gerçekten doğruysa ve akşamları Dublin sokaklarında Molly’nin tekerlekli arabasının gıcırtısı çınlıyorsa bu sokakta kalmış evsizler, yoksullar için, onları sarıp sarmalamak için olabilirdi ancak. Molly’nin arkadaşları onlardı çünkü.

Eylül ayı rakamlarına göre Dublin’deki evsiz ailelerin sayısı 1014,  bu 5.058 kişi anlamına geliyor. Sadece eylül ayında evsiz kalan aile sayısı ise 65. Evsizliğe karşı mücadele veren dayanışma örgütü Focus Ireland, her geçen gün daha fazla insanın evsiz kaldığını ve evsiz kalma riski altında yaşamak zorunda bırakıldığını, bunun hükümetlerin izlediği politikalardan kaynaklandığını ve aslında önlenebileceğini belirtiyor. Hükümet ise art arda acil önlem planları yayınlıyor. Kentte şu anda evsizler için 3 tane sığınma merkezi var ve evsizler oralara yönlendiriliyor. Kentteki duyarlı insanların yaptıkları çalışmalar ise evsizlerin hem sesini duyurmayı hem de alış veriş için koşuşturan insanların onlarla empati kurmalarını sağlamayı amaçlıyor. Kentte dolaşırken, St Stephen’s Green parkının duvarlarında sergilenen ve evsizleri anlama ve onlara destek sağlama amaçlı bir fotoğraf projesiyle karşılaşıyorum. Fotoğrafların birinde, Bewley’s Cafe reklamında ironik bir şekilde başka bir Dublin’li olan Oscar Wilde’nin sözlerine gönderme yapılarak “hayat sanatı taklit eder” diye yazıyor, kafenin önünde ise boylu boyunca yatan bir evsiz var.

Annem sıkça “yoksulluğun gözü çıksın, her yerde aynı” derdi. Dublin’in güzel balıkçı kızı Molly’i sokak ortasında yere seren, şimdilerde Grafton caddesindeki evsizleri soğuktan titreten aynı şey işte; aynı yoksulluk genç balıkçı güzellerini Trinity Kolej çocuklarına umutsuzca baktırtan. Dublin sokaklarında dolaşırken Molly’nin tekerlekli arabasının gıcırtısını ve onun “cockles and mussels” diye bağıran yorgun sesini ben de duydum. Molly, Christmas’ı ışıklar içinde karşılayan küresel Dublin şehrinde, sokaklarda boylu boyunca uzanan evsizler için oradaydı. Yalnızca onlar için.

Annemin sözünü tekrar ettim içimden birkaç kere: “Yoksulluğun gözü çıksın, her yerde aynı. Yoksulluğun gözü çıksın, her yerde aynı…”

Şarkıyı Sinead O’Connor’dan dinleyelim: Molly Malone 

Sözleri de burada
 

  

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

12'sinde doğurt, 20'sinde çaktırmadan gözetle, 23'ünde öldür

Sanırım hepimizi dehşete düşüren bu üç "erkek" değil, daha çok bu zihniyetin iktidarı ve bu erkekliğin arkasında saklanmış olan kafa yapısının farklı kılıklarda bu denli sıradanlaşması

Salgın günleri ve insanlığın ilerleme/gelişme ülküsü

Hepimiz öleceğiz ve bu dünyanın pek de umrunda olmayacak…

İnsan özgürlüğü üstüne

Koronavirüs sürecinde herkesin yeni dünya, yeni yaşam teorileri ortaya attığı bu günlerde, hayatın yönünü bizim belirleyebileceğimiz sevdasını sürdürüyoruz. Bu sevdanın boşunalığı bir yana, geçmiş deneyimlerimizi gözeterek, yol açabileceği kötülükleri de unutmuş görünüyoruz. Peki öyleyse nasıl bir yaşam?