20 Nisan 2014

İyilik üretmek

'Sağdan sola her türden muhalefetin, AKP hükümetinin kötülüklerinden hareket ettiğini söyleyebiliriz. İyi olanın ne olduğunu ise pek de ortaya koyan yok'

Ümit Kıvanç, seçimler sonrasında yazdığı bir yazıda şöyle diyordu: “İyilik kazanamadı, çünkü aday değildi.”

Seçim sonuçlarının belli olmasından bu yana beni meşgul eden bu düşünce, bir yandan da kafamda çeşitli soruların oluşmasına neden oldu.

Tamam ama, adına “iyilik” dediğimiz o şey nedir?

Var mıydı?

Hiç mi olmadı, yoksa vardı da birileri mi yok etti?

Eğer vardıysa neden aday olamadı?

Olacaktı da gücü mü yetmedi?

Bu soruları sorarken, iyilik üzerine etik, metafizik tartışmalara girmeye niyetim yok, asıl niyetim, adına “iyi” “iyilik” dediğimiz şeyin siyasi anlamda üretilip üretilmediği, siyaset alanı içinde kullanıldığında nasıl bir anlam kazanacağı üzerinde durmak ve bir anlamda “iyi”yi sorgulamak. Esasında bir ahlak felsefesi(etik) kavramı olan “iyi” kavramı ne ifade eder ve bunu siyaset alanına taşıyabilir miyiz, öncelikle bunun üzerinde duralım. Bir ahlaki eylemin “iyi” olup olmadığını anlamak için iki önemli hareket noktası var, birincisi eylemin kaynaklandığı ahlaki ilke (yani eylemin hangi niyetle yapıldığı), diğeri ise eylemden sonra ortaya çıkan sonuç. Eğer etik alanındaysak, bu iki dayanakla eylemleri iyi veya kötü diye değerlendirmek mümkün, hangisine öncelik vereceğimiz ise (niyete mi, yoksa çıkan sonuca mı) bizim ahlaksal tercihlerimizle belirlenir. Eğer Kant’çı anlamda niyet ön plandaysa, sonuçları ne olursa olsun “ahlak yasasına” göre davranmak “iyi”, yok eğer sonuçta ortaya çıkacak fayda önemliyse, en çok kişi için en faydalı olana göre davranmak “iyi” olacaktır.

Şimdi, öyle görünüyor ki ahlaksal olarak bu “iyi” olma durumunu siyaset alanına taşıdığımızda, bir özne olarak benim iyi olma durumum ve iyi olan benim siyasi olarak yapıp ettiklerimin iyi olması ve onların iyi siyasi sonuçlar doğurup doğurmadığı önem kazanıyor.

Sonuçları bakımından, iyi olanın kazandığını söyleyemeyeceğimiz bir seçim geçirdik. Siyasi anlamda “iyi” olan, gezi süreci boyunca ortaya çıkan ve siyasi tarihimizde ilk kez yakaladığımız şeydi aslında. Seçimlerde beklenen de bu iyiliğin kendini göstermesiydi. Hatta kötülük o kadar kendini açık etmişti ki, bir çok insan bu sefer iyinin kazanacağından, en azından kötü olanı biraz gerileteceğinden emindi. Hiç de öyle olmadı oysa,  açıkça ortada olan kötülük geriletilemediği gibi, tersine bulunduğu yerde daha da  rahatladı, yoluna devam edeceğinin ve saldırganlaşacağının işaretlerini verdi. Dolayısıyla, yaşadığımız bu süreç sonucunda, ortaya çıkan durumun nedenlerini anlamak, durup düşünmek, bir siyasi özne olarak kendimizi, ve yapıp ettiklerimizi değerlendirmek çok daha önemli bir hale geldi.

Seçim sonuçlarına bakıp umutsuzluğa kapılmak yerine, kendimizi sorgulamayla işe başladığımızda, bundan sonrası için şu soruları sorabiliriz. 

Siyasi bir özne olarak benim iyi olma durumum nedir, nasıl tanımlanabilir?

Ben iyi miyim?

İyi şeyler yapıyor muyum?

Kendim için ve başkaları için ne gibi iyi şeyler yapıyorum?

Bulunduğum alanda hangi iyinin ortaya çıkması için çaba gösterdim?

Başarılı oldum mu?

Daha iyi bir yaşam için ne gibi projelerim var ve bunları hayata geçirmek için ne kadar çaba gösteriyorum?

Son derece bireysel gibi görünen bu sorulara cevap vermeden, sandık sonuçlarına tepki vermek çok da sağlıklı gelmiyor bana. Çünkü, kendimden başlayan bu iyilik çemberini dışa doğru, bütün ülkeyi hatta dünyayı kapsayacak şekilde genişletmek mümkün. Başka bir şekilde ifade edersek, akılsal bir özne olarak, öncelikle benim iyi olmak gibi bir sorumluluğum vardır. Bir özne olarak “ben”in varlığı, aynı zamanda başka özneleri de gerektirecek ve bu sefer yapıp etmelerimin etkilediği ve etkilendiği yeni bir alan, özneler alanı ortaya çıkacaktır. Bu sefer de diğer öznelere (toplumsal olana) karşı iyi olma sorumluluğum başlayacaktır.

Sağdan sola her türden muhalefetin, AKP hükümetinin kötülüklerinden hareket ettiğini söyleyebiliriz. İyi olanın ne olduğunu ise pek de ortaya koyan yok. Oysa iyiyi isteyen milyonlarca insanın onu bulundukları ortamda üretmeleri, büyütmeleri, ortaya koymaları ve allayıp pullayıp göstermeleri beklenir. Bunun için iktidarda olmaya gerek yoktur. Bunun için çoğunluk olmaya da gerek yoktur. Hangi alanda bulunuyorsak o alanda, iyi için, iyiyi ortaya koymak için ne kadar çaba gösterdiğimizdir söz konusu olan. Bu ilmek ilmek örülen uzun erimli bir mücadele demektir. Birer özne olarak önce kendimiz için yapmamız gereken çok şey var; tutarlı olmak, ilkeli olmak, vicdanlı olmak, empati kurabilmek, çifte standart uygulamamak, ön yargılarımızı kaldırmak, her türden ayrımcı düşünceyle görüldüğü yerde mücadele etmek, son tahlilde iyi bir insan olmak ve bu iyiliği içinde bulunduğumuz sosyal ortama taşımak zorundayız. Hangi alanda bulunursak bulunalım, iyi işler yapmak, var olana alternatifler yaratmak, yaratıcı projeler geliştirmeliyiz. Sadece var olan kötüye karşı olmak yetmez, iyilik üretmemiz gerekir, ki bu, politika üretmek anlamına gelir.

Bu değerleri, siyaset adına bir üste, toplumsal olana taşıdığımızda, sol çizgide görmeyi bekliyoruz. Fakat bu sol çizginin, öncelikle kendi dogmalarını aşmış, geleneksel çizgilerini yenilemiş, toplumun bütün alanlarını kucaklamayı başaracak bir söylem geliştirmiş olması gerekir. Böylesi bir siyasi hareket, gündelik sorunların çözümü için alternatifler üreten bunların nasıl olabileceğini bizzat gösterebilen, her türden soruna dokunmaktan korkmayan bir vizyona sahip olmalıdır. Seçimlere ittifak halinde girmek, evet önemlidir, fakat bunun çok şeyi değiştirmediğini hep beraber gördük,  çünkü tek başlarına etkili olmayı, bir güç olmayı başaramamış partiler, doğal olarak, bir araya gelince de etkili bir güç ortaya koyamamaktırlar.  Etkili bir siyasi güç olabilmek, bıkmadan usanmadan hayatın her alanında politika üretmek demektir ve bunu sandık için değil, bu hayatı değiştirmek, bu hayata şimdi dokunabilmek için yapmak gerekir. Çünkü biz şimdiyi yaşıyoruz ve şimdiyi değiştirmek için hareket etmeliyiz. Üstelik bunu, sonraki seçimler için değil şu anda iyi yaşamak, ortaya iyilik çıkarmak ve onu korumak, büyütmek için yapmalıyız. Hiçbir sorunumuzu geleceğe havale edemeyiz.

Bizim oy oranlarıyla, sayılarla işimiz yok aslında. Bizim işimiz hayatla, hayatı güzelleştirmek, herkes için daha yaşanılır kılmayla ilgili. Bunun için iktidarda olmaya gerek yok. Biz şiirle, şarkıyla, dansla, sinemayla, tiyatroyla, sanatla kendimizi ortaya koyup, iyilikler alanı oluşturma peşinde olmalıyız. Bütün bunlar politika üretmek anlamına da gelecektir. Bugün en çok htiyacımız olan şey budur.

@ymbymb