17 Mayıs 2020

12'sinde doğurt, 20'sinde çaktırmadan gözetle, 23'ünde öldür

Sanırım hepimizi dehşete düşüren bu üç "erkek" değil, daha çok bu zihniyetin iktidarı ve bu erkekliğin arkasında saklanmış olan kafa yapısının farklı kılıklarda bu denli sıradanlaşması

52 yaşında. Erkek. Profesör unvanıyla konuşuyor. Parlak bir akademik geçmişi var. Aynı zamanda rektör danışmanı.

Bir televizyon kanalına çıkarmışlar. Orada konuşuyor. Rahat, erkek ve iktidarda.

Bilimden referans veriyor. Doktorlara sorun isterseniz diyor.

Konu ciddi. Kız çocuğunun bedeni yatırılmış masaya. Önce 13-16 yaş diyor, sonra hadi biraz büyütelim deyip 17 yaşa çekiyor ama gönlü elvermiyor ki alt sınırı da bir yaş aşağı çekip 12’ye indiriyor.

Diğer iki erkekle beraber bir kanalda, televizyondalar.

Kız çocuklarını dilleriyle soyuyorlar ekranda: "Vücudu mükemmel falan… Yani bu yaş ilk çocuğu doğurmak için ideal bir yaş olarak belirlenmiş." Doğurmak için ideal yaşı 12-17 olarak saptıyor profesörümüz. Hal böyleyken 10 yıl neden bekletilsinlermiş.

Bakın ne kadar iyi, hem bilimsel hem kızlarımızı düşünüyor.

Ama işin söylenmeyen tarafı şöyle aslında: 10 yıl neden bekleyelim doğurtmak için?

Profesörün "vücudu mükemmel falan…" cümlesi, bastırılmış arzularının, 12-17 yaş kız çocukları doğurtmak için mükemmel olur düşüncesinin ifadesi olarak dökülüyor ağzından.

52 yaşında, erkek, profesör, rektör danışmanı ve televizyona çıkmış.

Kız çocuklarının bedenlerin sahibi değil mi o? Didikler, soyar, hangi yaşta doğuracağına, doğurup doğurmayacağına, nasıl yaşayacağına, nasıl giyineceğine, nerelerde dolaşacağına da tabi o karar verecek.

Bir diğeri, Gazi Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi dekanı.

Öğrencilerle online yapılan görüşme sırasında kamerayı açık unuttuğu için, kendi deyimiyle "yamuluyor".

"Kızların resimlerini de görürüz, çaktırma" diyor. Kızlara doya doya bakmak onları gözetlemek derdinde ama kimseler durumu "çakmasın" istiyor. Gafil avlanınca da söylediklerinin ne anlama geldiğinin farkına varıp, utangaç bir ifadeyle gülümseyip yüzünü kapatıyor. Gelen tepkiler üzerine de bir gün sonra istifa ediyor.

Biliyoruz ki biz ama kadın ve kadın bedeni üstünde çocukluktan başlayarak tahakküm kurma derdinde olan eril akıl onu zaten hep gözetim altında tutmak istiyor. Kontrolünden çıkmasından korkuyor. Aklı fikri hep onda. Bir türlü gönül rahatlığıyla da bakamadığından hep "çaktırmadan bakıyor".

12-17 yaş arasında doğurtulan, 20 yaşında çaktırmadan bakılan o beden, 23 yaşında ola ki bir nedenle sesini çıkarsın, "hayır, bu benim bedenim" desin, o zaman doğurduğu çocuklarının önünde bıçaklanıp öldürülüyor.

"Aksaray'da, tartıştığı boşanma aşamasındaki eşi Harun B. tarafından 5 ve 6 yaşındaki iki çocuğunun gözü önünde vücudunun çeşitli yerlerinden bıçaklanan Selda B. (23) yaşamını yitirdi. Kaçan Harun B.'nin yakalanması için çalışma başlatılırken, 2 çocuk yakınları tarafından sakinleştirildi."

(Haber kaynaklarının, özellikle vurguladıkları "tartışmanın nedeninin henüz belirlenememiş" olması konusu da düşündürücü; tartışmanın nedeni, yapılanı mazur gösterecek, biraz olsun hafifletecek, belki katile indirim sağlayacak bir şey olabilir, bir kenarda dursun gibi bir yaklaşımı sezdiriyor. Öyle ya, belki kadın yapmaması gereken bir şey yapmıştır, kocasını aldatmıştır, belki biriyle mesajlaşmıştır, belki kocasını beğenmiyordur, ayrılmak istemiştir… filan.)

Bunların hepsi son üç günde yaşananlar.

Biri "densiz" bir profesör, biri "yamulmuş" bir dekan, öbürü de her gün görmeye alıştığımız bıçaklı bir kadın katili.

Sanırım hepimizi dehşete düşüren bu üç "erkek" değil, daha çok bu zihniyetin iktidarı ve bu erkekliğin arkasında saklanmış olan kafa yapısının farklı kılıklarda, giderek artan sıklıkta karşımıza çıkıyor olması ve en önemlisi de bu denli sıradanlaşması.

Yazarın Diğer Yazıları

Salgın günleri ve insanlığın ilerleme/gelişme ülküsü

Hepimiz öleceğiz ve bu dünyanın pek de umrunda olmayacak…

İnsan özgürlüğü üstüne

Koronavirüs sürecinde herkesin yeni dünya, yeni yaşam teorileri ortaya attığı bu günlerde, hayatın yönünü bizim belirleyebileceğimiz sevdasını sürdürüyoruz. Bu sevdanın boşunalığı bir yana, geçmiş deneyimlerimizi gözeterek, yol açabileceği kötülükleri de unutmuş görünüyoruz. Peki öyleyse nasıl bir yaşam?

The Good Place ve Koronavirüs günlerinde etik problemler

The Good Place, yaşadığımız bu günlerde, biraz eğlenmek, biraz da etik problemler üzerinde düşünmek için iyi bir seçenek