21 Mart 2020

Tutuklular için zaman azalıyor ve de ilaçlar

Üç yüz bin kişilik bir kitleden söz ediyoruz. Bir cezaevinde tek bir kişinin virüse yakalanması bir anda yüzlerce kişinin ölümüne yol açabilir

"- Kapasitenin çok üstünde tutuklu var, sayıları üç yüz bine yaklaşıyor.

- Ortak kullanım alanları ve koğuşlar havasız ve hijyenden yoksun.

- Sıcak su, temizlik ürünleri ile dezenfektan ürünlerine erişim çok kısıtlı.

- Sağlık kuruluşlarına sevkler bazen aylar alıyor.

- Cezaevlerinde binlerce hasta ve yaşlı insan, kadınlar ve çocuklar var."

Bunlar dört gün önce 32 baronun ortaklaşa yaptığı açıklamada yer alıyor. Aynı açıklamada:

"Tutuklamanın son yıllarda kötüye kullanıldığı, istisna olan tutukluluğun temel kural haline geldiği" belirtiliyor, bu nedenle Türkiye Avrupa’da kırk üç ülke arasında cezaevlerinin tıka basa dolu olduğu tek ülke.

Barolar Koronavirüs açısından, "sayıları üç yüz bine varan tutukluların risk grubunun başında geldiğini, sadece tutukluların değil, infaz koruma ve diğer güvenlik personelinin de risk altında yer aldığını" vurguluyor.

Baştan sona doğru bir tespit. Bu tespitten yola çıkan 32 baro bir an önce "tutukluların yaşama hakkını korumak üzere infaza ara verme, cezayı evde çekme, düşünce suçlusu olarak hapis yatan çok sayıda siyasetçi, belediye başkanı, gazeteci ve aydın insanlarla birlikte hapis yatanlara acil çözüm bulunmasını" talep ediyor.

Diyanet'in hatasına düşülmesin

Üç yüz bine yaklaşan tutuklu... Ve o insanlar koğuşlarda üst üste... Deniyor ya, "korunmak için başkalarına en fazla bir metre yaklaşın" diye, hangi bir metre, şaka gibi!..

Tutuklu insanlar şu anda en fazla risk altında bulunan en büyük grupların başında geliyor.

AKP’nin açıklamasına göre, infaz yasasında değişiklik yaparak, "terör, cinsel istismar, kasıtlı adam öldürme, uyuşturucu ticareti suçları hariç", diğer tutukluların serbest bırakılması için bir yasa tasarısı hazırlanıyor. "Tasarı gelecek hafta Meclis’e gelebilir" deniyor.

Doğru bir adım ancak, "gelecek haftayı beklemek" gereksiz. Neden gelecek hafta? Neden bugün, yarın değil?

Her gecikme, Diyanet’in hayati hatasına dönebilir.

Bugün Türkiye’deki bu aşırı salgının en büyük sorumlusu Diyanet İşleri. Umreden dönenlerin serbest bırakarak, salgının yayılmasından sorumlu olan en başta gelen kurum.

Şimdi infaz yasasında da gecikmeye tahammülü yok bu ülkenin. Üç yüz bin kişilik bir kitleden söz ediyoruz. Bir cezaevinde tek bir kişinin virüse yakalanması bir anda yüzlerce kişinin ölümüne yol açabilir.

Ve de ilaçlar

Bir an önce el atılması gereken sorunlardan biri cezaevlerindeki bu tehlikeyi önlemek ise, diğeri "ilaçlar".

"İlaç" denildiğinde, sorun karşımıza iki türlü çıkıyor:

1. Ya yok,

2. Ya çok pahalı.

Koronavirüs'ten korunmak için "maske, eldiven, kolonya, dezenfektan" deniyor.

Gidin bakalım bir eczaneye, hangisinde bulabiliyor sunuz bunları?

Yok!.. Yok!.. Yok!..

Yok olmasının dışında, tıpkı belli temizlik ürünleri, gıda maddeleri gibi, "ilaç fiyatları da inanılmaz pahalı".

Bazıları zaten yok. Olanlar ise, Mart başında yapılan zamla ve şimdi virüs fırsatçılığı nedeniyle fiyat üstüne fiyat binmiş durumda. Kaldı ki, sadece virüsten korunmakta kullanılanlar değil, her türlü ilacın fiyatı inanılmaz yükselmiş durumda.

"Sağlık Bakanı bu olayı iyi yönetiyor" diye, yandaşların pompaladığı bir algı operasyonu var.

Al işte Sayın Sağlık Bakanı, "madem iyi yönetiyorsun, şu bulunmayan ürünlerin bir zahmet bulunmasını sağlayı ver, bir de şu ilaç fiyatlarına, yine bir zahmet, bir bakıver!"

Korumak için "şunu yap, bunu yap", peki yapalım da, gerekli malzeme ve ilaçları bularak yapalım!.. Olmayan malzeme ve ilaçlarla, üstelik pahalı, korunmak nasıl mümkün? El yıkamanın yanı sıra...

Yazarın Diğer Yazıları

Hayati bir genelge ve devamı

Toplam sayısını bilmiyorum ama, başdanışman, danışman, kurullar derken, herhalde yüzü çoktan aşan görevli ordusu. Hepsi de, ücretli ve muhtemelen devlet memuru statüsünde. Nerede bu arkadaşlar?

"Hizmette", pardon "cömertlikte" sınır olmayınca...

Başka ülkelere yardımda Türkiye dünyada ilk sırayı alıyor, "öylesine cömert bir ülke". Bugün o "cömertliğin" faturası ortada. Virüsle mücadele için "halktan para toplama kampanyası" açıyor, çünkü para yok!..

Sosyal devletten "sosyal halk"a!..

Yıllardır dilinden düşürmediği "ekonomimiz güçlü" sözü, yardım çağrısıyla iflasını ilan ediyor. Yardım çağrısı aynı zamanda "devlette para yok" anlamı taşıyor