19 Mart 2020

"İyi yönetiliyoruz" derken küreselleşme

Normalde aynı gün içinde bir toplantıdan ötekine koşan, hatta yurt dışından geldikten sonra, aynı gün bir toplantıda konuşan Erdoğan sekiz gün sonra ortaya çıkıyor

İdlib’de 36 şehit veriyoruz, açıklamayı önce Hatay Valisi yapıyor, ardından bir iki bakan. Birkaç gün süre boyunca Tayyip Erdoğan ortada yok.

Elazığ ve Malatya’da deprem... Açıklamayı ilgili bakanlar yapıyor, Erdoğan birkaç gün yine ortada yok.

Sekiz gündür Türkiye Koronavirüs'le çalkalanıyor, açıklamayı Sağlık Bakanı yapıyor. Erdoğan bir haftadır yine ortada yok, nihayet dün bir toplantıda yer alıyor.

Oysa normalde aynı gün içinde bir toplantıdan ötekine koşan, hatta yurt dışından geldikten sonra, aynı gün bir toplantıda konuşan Erdoğan sekiz gün sonra ortaya çıkıyor. Dün T24’te Bekir Ağardır ile Murat Sabuncu’nun haftalık söyleşisinde Ağardır bu durumu "tek adam rejiminin iletişim anlayışına" bağlıyor:

"Negatif süreçlerle Erdoğan’ı yan yana getirmek istemeyen bir anlayış var."

Örnekler, Ağardır’ı doğruluyor.

Altuğ'un attığı tweet"

Erdoğan sekiz gün sonra ortaya çıkıyor ama, Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Fahrettin Altun görev başında! Malum işini yürütüyor! Dün attığı tweet'te şunu yazıyor Altun:

"Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde yürüttüğümüz bu mücadele vatandaşlarımızın sağlığı ve güvenliği yanında, özgürlüklerini de koruma sorumluluğumuz bulunmaktadır."

Erdoğan sekiz gün yok, İletişim Başkanı bize "Erdoğan’ı hatırlatmayı" ihmal etmiyor! Ne de olsa, her türlü karar ve ayarın sahibi Erdoğan! "Algı operasyonu" örneklerinden biri daha. Her karar ve ayar sonunda Erdoğan’a çıkıyor, bunu zaman zaman İletişim Başkanı üzerinden hatırlatmak şart!

O hatırlatmanın ötesinde, Altun bir de "özgürlükleri korumaktan" söz ediyor! Suçlu olup olmadığı belli olmayanlar insanları sabaha karşı evlerinden almak mı "özgürlükleri korumak"? Aylarca hakkında iddianame bile yazmadan insanları hapiste tutmak mı "özgürlükleri korumak"? Suçu mahkemede kanıtlanmadıkça, insanları kamuoyu üzerinden mahkum etmek mi "özgürlükleri korumak"? Bildiri yayımladıkları ya da düşüncelerini açıkladıkları gerekçesiyle binlerce insanı içeri atmak, mahkemelerde süründürmek mi "özgürlükleri korumak"? Bir haber yazdıkları, gazetecilik yaptıkları için gazetecileri içeri atmak mı "özgürlükleri korumak"? Hangisi sayalım?

Örnekler ortada

Koronavirüs ile birlikte, yine "algı operasyonu" sonucunda, oraya bir sonuç çıkıyor, "Koronavirüs süreci iyi yönetiliyor".

Doğru ve yerinde önlemler tamam. Ama ya "Müslümanlara bir şey olmaz" deyip, karantinadan kaçırılanlar?

"Hiç kimseye bir metreden fazla yaklaşmayın" önerisinin günde yüz kez tekrarlandığı bir salgına karşı, AKP’li bir milletvekilinin "karantina döneminde üreyin" fetvası?

Fransa’dan gelen yolcunun otobüsten alınıp kaçırılması? Nerede polis? Bu nasıl mümkün olabiliyor?

Bir cemaat liderinin cenazesinde bir araya gelen onca topluluk?

YÖK Başkanı Yekta Saraç’ın iki üniversitenin öğretime ara vermesinin ardından, "bunu yanlış buluyoruz" deyip, iki gün sonra bütün üniversitelerde öğretime ara verilmesi?

Yandaş bir gazetecinin aklını CHP ile bozmasına örnek, "CHP iktidarda olsaydı, ekmek çoktan karneye bağlanmıştı" gibi muhteşem bir fikre imza atması?

Bunlar mı "bu süreç iyi yönetiliyor" örnekleri?

Küreselleşmenin getirdiği yer

Koronavirüs ile birlikte hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Salgın sona erdikten sonra ki, ne zaman ve nasıl sona ereceği belli değil, Türkiye’de ve dünyanın her yerinde kartlar muhtemelen yeniden dağıtılacak.

Ne demek bu?

Belki de, tüketim toplumunun sonuna doğru gidiyoruz...

Her eylemin ve faaliyetin dijital ortama kaydığı bir dünyada, dışarıya o kadar fazla çıkmanın eksilebileceği bir dünyada diyelim ki, giyim kuşam, diyelim ki, yemek içmek, diyelim ki, sanayi üretimi, diyelim ki, çok farklı ekonomik faaliyetler belki de tarz değiştirebilecek, o kadar tüketime ihtiyaç duyulmayacak.

Belki "sosyal devlet" daha ağırlık kazanabilecek.

"Çevreyi korumak" çok daha fazla ağırlık kazanırken, "sağlığı korumak" en önemli etkenlerin başında gelecek.

Bu uzun vadede devletin yönetim biçimini de etkileyebilecek, yeni hayat tarzına ilişkin yeni felsefeler, yeni düşünceler, uygulamalar üretilebilecek.

Bunlar olasılık ve biz şu anda, salgın önlendikten sonra, yarın ne olacağını bilmiyoruz.

Belki "yeni bir hayat tarzına, yeni bir dünyaya" yolculuk başlıyor.

Çok temelde, belki de "küreselleşmenin sonuna" doğru bir yolculuk. Salgına zaten gerek yok, küreselleşme gelişmiş ülkeler dışında, insanlığa ne kadar ve hangi katkıyı sağladı ki!..

Yazarın Diğer Yazıları

Hayati bir genelge ve devamı

Toplam sayısını bilmiyorum ama, başdanışman, danışman, kurullar derken, herhalde yüzü çoktan aşan görevli ordusu. Hepsi de, ücretli ve muhtemelen devlet memuru statüsünde. Nerede bu arkadaşlar?

"Hizmette", pardon "cömertlikte" sınır olmayınca...

Başka ülkelere yardımda Türkiye dünyada ilk sırayı alıyor, "öylesine cömert bir ülke". Bugün o "cömertliğin" faturası ortada. Virüsle mücadele için "halktan para toplama kampanyası" açıyor, çünkü para yok!..

Sosyal devletten "sosyal halk"a!..

Yıllardır dilinden düşürmediği "ekonomimiz güçlü" sözü, yardım çağrısıyla iflasını ilan ediyor. Yardım çağrısı aynı zamanda "devlette para yok" anlamı taşıyor