13 Mayıs 2020

8 bin 22 kilometre uzakta ama hemen yanı başımızda

Tayvan Başkanının sözlerini okuduğumda, bizim AVM'leri ve pazar yerlerini göz önüne getiriyorum. Ve de kuralları ihlal edenleri. Bizim işimiz çok ama çok zor!..

"Orospu... Seni piç gibi ortada bıraktı..."

Mart başında ATV'de yayınlanan dizilerden birinde bu cümleler geçiyor. Şikayet üzerine RTÜK'te rapor hazırlanıyor, RTÜK Yasasının bilmem ne maddesi, bilmem ne fıkrasına göre, "yayınlarda dilin düzeysiz, kaba ve argo kullanımına izin verilemez" kuralının ihlal edildiği belirleniyor.

Aynı yasanın bilmem ne maddesinin bilmem ne fıkrasında yer alan "idari para cezası uygulamak yerine, ATV'nin uyarılmasına" karar veriliyor.

Para cezası yok, "uyarı" var. "Uyarı" hiçbir şey ifade etmiyor. Neden para cezası ya da program durdurma yok?..

Ne de olsa, "ATV bizden"!.. Üstelik, yakın akrabalık ilişkileri üzerinden!..

Yine Mart başı... Bir haber bülteni... Beyaz TV... Haber bülteninde saygı sınırları çoktan aşılıyor, iş muhalefete hakarete dökülüyor. Kanal RTÜK'e şikayet ediliyor.

İster istemez, şikayetle ilgili bir rapor hazırlanıyor. Rapor Üst Kurula geliyor. Kanal hakkında herhangi bir işlem yapılmasına gerek görülmüyor, "hakaret ifade özgürlüğü" kapsamında kabul ediliyor.

Ne de olsa, "Beyaz TV bizden"!..

Malum kanallarda isteyen istediğini söylüyor, istediği gibi hakaret ediyor, hatta geçenlerde Ülke TV'de o malum kadının hazırladığı ölüm listesi gibi tehdit ifadelerine rağmen, RTÜK'ten henüz ses yok!..

Bir yanda, ağzını açsa, "ifade özgürlüğü unutuluyor", muhalif kanallara para cezası ve program durdurma yağıyor, öte yanda her türlü davulu çalmak serbest, yeter ki, "kanal bizden olsun"!..

RTÜK açıklasa, örneğin:

"Son üç yıl içinde yandaş kanallardan birine hiç para cezası kesildi mi?.. Ya da program durdurma cezası geldi mi?.."

Merak bu ya!..

Sosyal medyada ve TV'lerde tehditler bitmek bilmiyor. Ayrımcı ve bölücü dilin de katkısıyla, yüzyılın felaketi bir virüs dahi kutuplaşmayı önlemeye yetmiyor, tersine ayrışma daha da keskinleşiyor.

Bunları düşünürken... Internette gözüme bir makale çarpıyor. 

Çok uzaktan çarpıcı bir örnek

Tayvan... Ya da resmi adıyla "Çin Cumhuriyeti"... Herkesin bildiği, başkenti Pekin olan "Çin Halk Cumhuriyeti" ile ilgisi yok.

Batı Pasifik Okyanusunda, doğudan ve güneyden Çin Denizi ile çevrili, Çin Halk Cumhuriyeti kıyılarının güneydoğusuna düşen bir ada ülkesi. 27 milyon nüfuslu, kişi başına geliri 37 bin 700 dolar gibi çok yüksek olan zengin bir ülke. Yarı başkanlık sistemiyle yönetiliyor, Başkan bir kadın.

1949'da Çin İç Savaşını Mao'nun kazanmasının ve Çin'de komünist rejim kurulmasının ardından, yenilen Çin Milliyetçi Partisi lideri Çan Kay Şek Tayvan Adasına kaçıyor ve orada bugünkü ülkeyi kuruyor.

Yıllar içinde Çin Halk Cumhuriyeti'nin dünyada ağırlığı artıyor, Tayvan Birleşmiş Milletlerden çıkartılıyor, yerine Mao'nun Çin'i alınıyor. Çin'in etkisiyle dünyadaki pek çok ülke Tayvan'ı tanımıyor. 210 ülke arasında tanıyan sadece 23 ülke. Onlar da, Afrika'da ve Okyanusya'da adı sanı pek bilinmeyen ülkeler. Belki Güney Amerika'dan Nikaragua, Paraguay,  Guatemala, Honduras, Avrupa'da sadece Vatikan gibi bilinen ülkeler sayılabilir.

Ama şimdi herkes tanıyor

Korona malum, Çin'de çıkıyor ve dünyaya oradan yayılıyor. Tayvan Çin'in en yakın komşusu. Hemen yanı başında.

Şimdi dikkat:

Çin ile arasında sadece birkaç yüz kilometre olmasına rağmen, bugüne kadar Tayvan'da görülen virüs vak'a sayısı sadece 429, sadece 6 (altı) kişi hayatını kaybediyor. Ve son yirmi gündür Tayvan'da tek bir vak'a yok.

Tayvan'da şu anda okullar açık, dükkanlar açık, fabrikalar çalışıyor, spor karşılaşmaları seyircisiz devam ediyor. Hayat normal olarak, fakat maskeli ve sosyal mesafeli sürüyor.

Ve dolayısıyla, dünya şu anda sadece 23 ülkenin tanıdığı Tayvan'ı konuşuyor.

Tayvan bunu nasıl başarıyor?..

Sosyal mesafe ve maske

Korona Çin'de görüldüğü gün, Aralık ayında Tayvan:

-Çin'den bütün uçak ve vapur seferlerini durduruyor,

-Diğer ülkelere kapılarını kapatıyor,

-Amerika ve Avrupa henüz ciddiye almazken, sosyal mesafeyi zorunlu kılan ve uygulayan ilk ülke,

-Maskeyi zorunlu kılan ve uygulayan ilk ülke,

-Maske ve sosyal mesafe hala zorunlu ve devam ediyor,

-Test uygulayan ilk ülke,

-Toplumun bulunduğu alanlar sürekli dezenfekte ediliyor.

Bu arada Amerika, Japonya ve bazı Okyanus ada ülkeleri dahil, Tayvan'ı tanımasalar bile, ki, Dünya Sağlık Örgütü de tanımıyor, bu ülkelere toplam on yedi milyon maske gönderiyor.

Başkanın açıklaması

Kısa süre önce kadın Başkan Tsai Ing - Wen açıklama yapıyor:

"Virüsü yenerken, bizim başarımız bir kaç nedenden ileri geliyor.

-Kurallara istisnasız herkes uydu, uymayan hiç kimse yok,

-Maskeyi ilk günden itibaren herkes taktı,

-Sosyal mesafeyi herkes korudu ve korumaya devam ediyor".

Ve özellikle bizim için ders niteliğinde bir neden daha, yine Başkanın ağzından:

"Biz demokratik bir ülkeyiz. Virüse karşı mücadelede her görüşü dinledik, her görüşü değerlendirdik ve onlardan yararlandık. Virüse karşı birlikte mücadele ettik".

AVM'ler ve pazarlar

Türkiye ile Tayvan arası 8 bin 22 kilometre. Bize göre, doğuda dünyanın öteki ucunda.

O kadar uzaklıktan Tayvan Başkanının sözlerini okuduğumda, bizim AVM'leri ve pazar yerlerini göz önüne getiriyorum. Ve de kuralları ihlal edenleri.

Pazarlarda insanlar üst üste, AVM'ler için kuyruklar oluşuyor. Başta Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ve bilim adamları sabahtan akşama kadar sürekli "sosyal mesafe ve maske" diyor ama, binlerce insan hala bu vazgeçilmez kuralları umursamadan ortada dolaşıyor.

Ve de elbette "her görüşe değer vermek", kimseyi ötekileştirmeden, muhalefet partilerine ve de iktidara muhalif olanlara çatmadan, virüse karşı "topluca ve birlikte" mücadele etmek.

Bizim işimiz çok ama çok zor!..

Sadece virüse karşı mücadelede değil, her anlamda, huzur içinde, olağan bir hayatı sürdürmek açısından da, çok zor!..

Yazarın Diğer Yazıları

Tarlalar yanıyor, hepimiz yanarız

Gıda ve Tarım Örgütü'nün "Türkiye de dahil, açlık krizi tehlikesine" dönük çağrısı ortada. Adıyaman'dan Bursa'ya, Muğla'dan Urfa'ya, Mersin'e, Diyarbakır'dan Manisa, Kütahya'ya kadar...

Böyle büyükelçi olursa, macera bitmez

Avusturya medyası, tahmin edersiniz, Ozan Ceyhun’un "geçmişteki zikzaklı, birbirine yüz seksen derece ters siyasi maceralarını" diline dolamış durumda

"Günbatımı kasabaları"... Siyahi Şoförün El Kitabı hâlâ satılıyor

Siyah şoförler nerelere giremez, nerelerde yemek yiyemez, hangi tuvaletleri kullanamaz, nerelerden sigara ya da koka kola alamaz gibi liste içeren bir kitap