15 Aralık 2021

Benzersiz ve 'ağır çekimde' yaşadığımız bir kriz

Türkiye, geçmişte hiç tanık olmadığı çok farklı bir kriz tüneline girmiş durumda. Kartopu gibi bir enflasyon dalgası, devamında da sert bir ekonomik durgunluğa doğru ilerliyoruz

Hazine ve Maliye Bakanı Nureddin Nebati'nin hafta sonu İstanbul'da iş kesimi temsilcileriyle yaptığı toplantıda şu ortaya çıktı; Nebati, Beştepe külliyesinde pişirilen yemeğin aşçısı değil, sunucusu.

Bakan Nebati, Külliye'nin ne istemediğinin altını kalın biçimde çizmiş; "faiz artışını unutun".

Geçmiş tüm krizlerde, döviz kurundaki tırmanışın kontrol sınırını aşması halinde belli bir aşamada sert faiz artışıyla 'takoz' konabileceği umudunu taşıyan iş kesiminin, TL'deki değer kaybının 'serbest düşüşte' olduğunu, hiçbir 'takozun' kalmadığını anlamaları için bu toplantı bir dönüm noktası olmalı.

İşte bu yüzden olmalı ki pazartesi mali piyasalar dövizde yüklü bir taleple karşılaştı. Dolar kuru, yine nereden çıktığı bilinmeyen "14 seviyesini savunalım" barajını yıktı geçti.

Ankara hâlâ sanıyor ki başkalarının bastığı paraları, dövizleri satarak kendi paramızdaki sert düşüşü frenleyebilecek.

'Diş macunu'

Alman Merkez Bankası Bundesbank'ın 1980'lerde başkanlığını yapan Karl Otto Pöhl, göreve başlarken yaptığı konuşmada şunu söylüyordu: "Enflasyon diş macununa benzer. Bir kez tüpten çıktığında geri sokmak imkansızdır. Bu yüzden, diş macunu tüpünü çok sıkmamak en iyi yoldur."

Ana akım gazeteler TL'deki tüm zamanların en sert değer kaybını yokmuş gibi görmezden gelirken, sosyal medyada ürün ve hizmet fiyatlarının ne kadar arttığına dair etiketler, haberler paylaşılıyor. En temel ürünlerde, ekmek ve sütte yüzde 50'yi bulan hatta aşan fiyat artışları var.

Elinde TL bulunan, geliri TL ile olan yurttaşlar bu 'ağır çekimdeki tren kazasını' izleyecekler mi yoksa kendilerini bir biçimde koruma çabasına mı gireceklerdi?

Elinde imkânı olanların, zamlar etiketlere tam olarak yerleşmeden ihtiyaç maddelerini satın almaya çalışmaları gayet normal. Enflasyonun da en iyimser haliyle yüzde 30'lara koştuğu da çok açık.

Elinizde TL varlık tutarken, bunu gümbür gümbür gelen enflasyona karşı korumak için yapılabilecek şeyler de sınırlı. TL'nin bankada mevduat olarak ya da para piyasası yatırım fonlarında yıllık getirisi ise yüzde 13-14.

Hâlâ TL'de değer kaybının devam edeceği, korumak için gerekli faiz kalkanlarının kullanılmayacağı ilan ediliyorsa ne yapacaksınız?

Şirketler üretimlerinde hammadde ya da ara malı olarak kullandıkları girdileri almaya çalışıyor, vatandaşlar ise ürünleri. Her iki kesim de kendini korumak için döviz almaya çalışıyor. İktidarın bulduğu 'cadı avı' yöntemi ise 'stokçulukla mücadelede ağır ceza' içeren yasa teklifi getirmek.

Merkez Bankası ise bu duruma siyasi direktifle yol açıldığını bilmiyormuş gibi 'sağlıksız fiyat oluşumlarından' bahsederek döviz satarak TL'yi koruyabileceğini sanıyor. Ya da biliyorlar; ama bilmeyenlere 'bir şey yapıyormuş' görüntüsü sunuyorlar.

Bu ay başından bu yana yaklaşık 5 milyar dolar eriten, ancak TL'deki değer kaybını durduramayan Merkez Bankası'nda, hiç şüphem yok ki 'merkez bankacılığının alfabesine' dönüp bakılması gerektiğini düşünen uzmanların sayısı çoktur.

İmamın dediği ile yaptığı

Bakan Nebati'nin iş kesimi ile yaptığı toplantıda söylediği ve katılımcıların da toplantının ana teması gibi sahiplendikleri söz, 'serbest piyasadan herhangi bir şekilde geri adım atılmaması ve müdahaleler yapılmayacak olması' idi.

Ama aynı gün partiden gelen ses, Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş, kamudan kredi kullanan esnafın gidip döviz alması için "Devletin kendisine vermiş olduğu Türk Lirası'nı gidip dövize yatırmak bir ahlaksızlıktır" diyordu.

Bu temelsiz bir söz değildi. Nitekim bankacılık çevrelerinde, kredi kullanan şirketlere bununla döviz almasına izin verilmediği haberleri yayılıyor. Şirketlerden döviz talebinin bir dış ticaret ya da yatırım işlemine ait olduğuna dair faturayla ilişkilendirmesi istendiği anlatılıyor. Pazartesi de döviz ödemesi için kredi kullanan bir şirketin işleminin Ankara'dan müdahale edilerek bankaya iptal ettirildiği konuşuluyordu. Tabii ki bunların tamamı 'sözlü talimatla' yapılıyor. Ankara'daki otoriteler bu tür işleri yazılı yapmıyor.

"100'er milyon dolar satsanız"

Bakan Nebati, iş kesimiyle yaptığı toplantıya katılan CEO'lar ve temsilcilere, ki aralarında büyük holdingler de bulunuyordu, şirket hesaplarında bulunan dövizlerden satış yapılamasını ima ediyordu: "Şöyle her biriniz elinizi cebinize atsanız 100'er milyon dolar çıkarırsınız, satıp bu işi halledebilirsiniz."

Ama bu çaresizce dilek, diğer çizilen tablo ile beraber belli ki iş kesiminin moralini daha da bozmuş. Nitekim ilk iş günü pazartesi, sabahtan döviz kurunun kuvvetli bir taleple yükseldiğine tanık olduk.

Kuvvetli talep olduğunu ise Merkez Bankası'nın o gün dövize müdahalede sattığı miktardan anlıyoruz; bankanın günlük analitik bilanço verileri o gün Merkez Bankası'nın 2 milyar dolar sattığını gösteriyor.

Acemi merkez bankacı, dövizi sakinleştireceğim derken, gelen dalganın ne kadar büyük olduğunu tüm ekonomik birimlere gösterir. Pazartesi müdahalesi de öyle bir tablo sunuyor. Salı açılışta bu kadar döviz satışına karşın kurun hâlâ aynı yerde olduğunu görenler bu müdahalenin etkisizliğini ve ortaya çıkan talebi görmüş oldular.

Türkiye geçmişte hiç tanık olmadığı çok farklı bir kriz tüneline girmiş durumda. Kartopu gibi bir enflasyon dalgası, devamında da sert bir ekonomik durgunluğa doğru ilerliyoruz.

Buradan nasıl çıkılacağına dair uygulanabilecek bir ekonomik reçete yok. Ancak siyasi normalleşmeyle, yani seçimle hızla çözüm yoluna sokulabilecek bir kriz yaşıyoruz.

Görünen o ki; Ankara'daki siyasi kriz içindeki tek adam rejimi 'tüm tuşlara basmaya' devam ederek, daha önce hiç tanık olmadığımız türde bir ekonomik krizi 'ağır çekimde bir tren kazası' gibi derinleştirmeye devam ediyor.

Yazarın Diğer Yazıları

4 ayda 30 milyar dolara ne oldu?

Arka kapıdan rezerv satışı, kötü yönetimin, riskli 'icadın' hasarının, bir içi boş teorinin yanlışlığının üstünü örtmek için yapılıyor artık

En pahalı 'manda edebiyatı'

5 buçuk ay önce ‘Enflasyonu patlatırsınız' uyarısı yapan iktisatçıları ‘mandacı’ diye etiketleyen Ankara siyasetinin, hayat pahalılığı ve geçim sıkıntısına düşen halka manda yoğurdu tavsiye etmesinden daha büyük bir kara mizah olabilir mi?

Şarabın güdük ekonomisi

Tarım ve ticaret politikasını yürütenler halâ “sofralık üzümü kurut, sat” basamağında kalmış durumda. Ancak hamasi konuşmalarda ‘katma değerli ihracat’ söylemiyle şampiyonluğu ise kimseye bırakmıyorlar