10 Şubat 2022

Türkiye artık çok daha karanlık bir ülke!

Karanlıktan kastım, hem gerçek bir karanlık hem de mecazi. İkisi eş zamanlı büyümekte ve yürümekte…

Kim aksini iddia edebilir ki?

Kimse aydınlıktan söz etmeye yeltenemeyeceği gibi kalkıp da "Türkiye sadece eskisi kadar karanlık" bile diyemeyecektir.

Bakın karanlıktan kastım, hem gerçek bir karanlık hem de mecazi.

İkisi eş zamanlı büyümekte ve yürümekte.

Buyrunuz açalım…

Türkiye büyük bir enerji krizi yaşamakta.

Bu krizin temel sebebi Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik kriz.

Ekonomi o kadar kötü ki enerji krizine neden oluyor.

Nereden mi biliyoruz?

Yaşadıklarımızdan çıkarım yaparak!

Desen: Selçuk Demirel

"Teknik arıza" gerekçesiyle İran'dan gelen gazın azaltılması aslında uzun zamandır ödenmeyen faturalardı.

Bu uygulamanın arkasından üretim yapan sanayi tesislerine 'kota' geldi.

Türkiye'nin koca bir ili, Isparta günlerce elektriksiz kaldı.

İstanbul gibi ülkenin megapolü olarak nitelenen şehirde yer yer elektrik kesintileri, özellikle üretimi etkileyen alanlarda günlerce sürecek şekilde yaşanıyor…

Küçük / orta boy işletmeler yüz binlere yaklaşan aylık elektrik faturalarından yakınıyor.

Fırınlar kapılarına elektrik zamları yüzünden mecbur kaldıkları fiyat artışlarından dolayı özür notları asıyor.

Kimi kafe ve lokantalar giriş parası-ısıtıcı bedeli alıyor.

Ağrı, Urfa, Siirt, Diyarbakır'da ve birçok merkezde el yakan elektrik faturaları için art arda protesto eylemleri yapılıyor…

Ülkenin en önde gelen iş insanlarından sanatçısına, esnafından işçisine herkes ama herkes el yakan elektrik faturalarından yakınıyor.

Sürdürülebilmesi imkânsız bir hâl.

İzmir Belediye Başkanı Tunç Soyer, "Halkımız kirasından yüksek elektrik faturalarıyla karşı karşıya, bu durumun düzeltilmesi lazım" diye sesleniyor hükümete.

Hükümetten gelen yanıtlar belli.

Evet bir enflasyon var ama çok da yüksek değil, yüzde 50'yi bile bulmayacak!

Evet dış mihraklarla savaşın tahribatları var ama geçecek…

Evet ama bütün dünya krizde, bakın Almanya'ya falan filan…

Kimse de çıkıp enerji yetersizliğinden, bizi bekleyen yokluktan, kapıda bekleyen gıda krizinden, yani özetle gerçeklerden söz etmiyor.

Kimse halka bir açıklama yapma gereği duymuyor değil elbette; ama gerekenin bu olduğunu bilerek, açıklayacakları yenilir yutulur olmadığından açıklayamıyor.

Hükümetin etkili 'kurtulma senaryosu' belli; baharı bekliyorlar. Çocukça biliyorum ama öyle, gerçekten bakın şaka yok.

Devletin enerji sorunuyla alakalı geleceğe dair perspektifi; bahar gelsin, havalar ısınsın, günler uzasın, hanesel enerji tüketimi azalsın...

Sonra?

Sonrası Allah büyük!

Saray'ın elektriği kesilmediği sürece evelallah yürünür…

Diğer yandan bir başka karanlığa daha memleketi teslim ettiler.

Farkındayız da konuşmuyoruz nedense.

Gün geçmiyor ki bir mekân taranmasın, bir mekânda veya sokak ortasında 'racon hesaplaşması' yaşanmasın.

Kafası atan 'mafya' bir diğerini indirmesin!

Siyaset-mafya-devlet ilişkisinin yeniden memleketin belirleyici üçlemesi haline geldiğini görmemek imkânsız hale geldi. Eski takım Ağarlar, Çakıcılar'la sahnede…

Son olarak adı eski başbakanın oğluyla uyuşturucu işine de karışan, hayli derinlerle çalıştığı ve çok 'kazandırdığı' besbelli Halil Falyalı da Kıbrıs'ta öldürüldü biliyorsunuz.
Kalaşnikoflar orta yerde…

"Devlet para ararken mafyayla eski düzenine geri döndü" mü dersiniz, artık ne dersiniz bilmem ama bu karanlık çok ama çok daha koyulaşacağa benziyor.

Üstelik faturası da maddi bedellerle sınırlanamaz sonuçlar barındıracaktır.

Hadi diyelim enerji krizi için yaz güneşinden medet umuyorlar…

Peki ya bu mafya karanlığı?

Onu da bir ihtimal, işleri bitince yaz güneşine temizletebileceklerini mi sanıyorlar?

Cevabı belki de Tansu Çiller döneminde arasalar, sonlarını önceden okumuş olurlar!

Yazarın Diğer Yazıları

Bir 'rahmet dilemeye' dahi -bile isteye- tahammül göstermemek…

6'lı Masa'ya sözüm, Türkiye'yi bataktan kurtarma ve demokratikleştirme iddiasında olacaksanız önce siz kendinizi 'siyasallaşmış dinden, araçsallaştırılmış inanç'tan soyutlayacaksınız…

'Muhalif çevreler' Kürt gazetecilere neden sahip çıkmaz?

Çürümüşlük sadece siyasi iktidarlarla ve çevresiyle sınırlı kalmadı, kalamadı; 'eleştirdiğine dönüşmek’ diyorlar ya çok doğru bir tespittir...

"O Arabı dövdürtmeyecektik"

Seyircisiz zulüm olmaz! Bugün Ermeni dövülürken izler, yarın Kürt, öbür gün Arap… Ama hikâye hep, o dayağı izleyenlerin de sonunda dayak yemesiyle biter!..