08 Nisan 2022

Nisa bebeğin hesabını 'annelik mertebesi'nden mi yoksa devletten mi sormalı?

"Koskoca devlet"e hesap sormak yerine 20 yaşında yaşadıklarıyla baş edememiş bir insanı hırpalamak nasıl daha gerçekçi gelebiliyordu koskoca bir topluma? Oysa hesap sormak istiyorsanız adres belli, yerse tabii!

Bir devlet yoksuluna iş, aş, çatı sağlamakla yükümlüdür, nokta.

Bekâr anneye maaş, çocuğuna ücretsiz sağlık hizmetleri, yaşa göre kreş, okul ve bakım olanakları sunmak zorundadır.

Vatandaşlarının güvenli bir şekilde yaşamasını sağlamak devletin asli görevidir.

Bu asgari müştereklerde anlaşalım, yazıya öyle devam edelim.

"Ama"ları olanlarla daha bu ilk satırlarda vedalaşalım.

Çünkü yoksula ve çaresize olanak sağlayamayan bir ülke gelişememiş, bu açıkları kapatamayan devlet de en hafif tanımla çökmüştür.

Herhangi bir ülke devletinin yürüyecek şanı varsa şayet, o şan başkanının oturduğu bol altın varaklı sarayla değil halka sağlanan sosyal hizmetlerin düzeyiyle yürür.

Ve devlete hesap sormayan halk da fark etmeden, ufak ufak tüm meşru hesap sorma hakını da kaybeder.

Efendim malumunuz, geçtiğimiz günlerde üç aylık bir bebek annesi tarafından terk edilme görüntüleriyle gündeme oturmuştu.

Daha doğrusu bu bebeği gündem yapan, terk edilmesinden çok onu bulan ve hâlihazırda kendi bebeğini de emzirdiği için 'süt annelik' yapan sağlık çalışanı kadının emzirme görüntüleri olmuştu. Bebeğin sağlığı için o emzirmenin sakıncalı, emzirmenin videosunu sosyal medyada paylaşmanın da etik olarak hatalı olduğunu söyleyenler oldu evet ama çoğunluk tablodan memnundu.

Halkta "insanlığa dair umut" duygusunu canlandırmış olsa gerek bu bebeğe karşı benzerlerine nazaran çok büyük bir ilgi oluştu.

Fakat toplumumun genel ruh sağlığı elbette ilgisini çevirdiği her olayda da kendini gösterecekti, aksi beklenemezdi.

Bebek bulunmuş, ilk an müdahalesi emzirerek yapılmıştı evet herkes memnundu ama o 'annenin' üzerinde tepinip, onu boğmadan kimse rahat edemeyecekti.

Hikâyesini bilemedikleri…

Kadın sığınma evinde süresi dolduğu için kalacak yer bulmakta zorluk çeken…

Nikâhsız beraberlikten olan bebeğiyle bu toplumun orta yerinde ne yapacağını bilememiş olduğu aşikâr, 20 yaşındaki genç bir kadını taşlamak, hakaret etmek, dövmek ve öldürmek isteyen milyonlar minicik bir bebeğe de "şefkat" duyabiliyordu eş zamanlı olarak.

Tüm bu saldırganlığın sebebi de "koruma içgüdüsü" olarak adlandırılıyordu.

Çelişkinin böylesi!

Bebeğin adı Nisa konmuştu ve Sağlık Bakanı da konunun içine dahil olmuştu artık, bebek Sosyal Hizmetler'e teslim edilmiş, "süreç titizlikle işleyecek, takibimizde olacak" açıklamaları da yapılmıştı…

Tüm saçmalıkların arasında hiç değilse bu bebek kamuoyunda oluşan ilgiden pozitif manada etkilenir diye umut ederken…

Üç gün...

Sadece üç gün sonra "Bebek öldü" dendi…

Bebek öldü…

Ne, nasıl demeye kalmadan haberler ortalığa saçılmıştı bile,

"Bir cisim yuttu, boğuldu ve öldü!"

Ardından Sağlık Bakanlığı'ndan bir yalanlama geldi "Hayır ölmedi kalbi durdu ama sonra tekrar çalıştırıldı şimdi durumu kritik, 48 saat sonra belli olacak" dendi. 

Sonrası büyük bir sessizlik…

Mukedderat değil mi? Kader karşısında kim ne diyebilir değil mi?

Hı hı… Aynen öyle…

O toplumsal kucaklama hâli, o bebeğe kalplerini açan "sevgi dolu toplum" tümden sessizliğe gömüldü.

"Peki ama bakım evindeydi, nasıl bakamadınız el kadar bebe'ye", diye soran olmadı.

"Kimsesiz bir bebeği kime teslim ettiniz de bu yaşandı" diye sorgulanmadı.

Bebeğin gerçekten başına ne geldiğinin açıklanmasını, araştırılmasını talep eden bir grup dahi oluşmadı.

Hiçbir şey olmadı.

Bebek öldü gibi bir şey oldu ama aslında kimse ölmedi, dendi o kadar…

Ha pardon tabii bir şey oldu…

O da bebeği doğuran kadına hakaret, küfür, beddua…

Kadının adının açıklanmasını ve bunun hesabını sormak için bekleyen kızgın kalabalık sosyal medyayı ele geçirdi.

"Vay adi bunun hesabını vereceksin"ler havalarda uçuştu.

Bebeğin muamma akıbeti ve ihmaller konusunda sorumlulara nasıl bu derece teğet geçebiliyorlardı peki?

İnsan gerçekten hayrete düşüyor!

"Koskoca devlet"e hesap sormak yerine 20 yaşında yaşadıklarıyla baş edememiş bir insanı hırpalamak nasıl daha gerçekçi gelebiliyordu ki koskoca bir topluma?

Nasıl bir değerler kayması, nasıl bir algılar erozyonuna tutulmuş haldeydi ki ortalık…

Peki ortalık bu hâldeyken nasıl suyun yüzünü görebilecekti bu topraklar?

Cevabını ararken bile nefes kesen sorular değil mi, evet öyle biliyorum…

Kimseye bir ışık olma ümidiyle değil aman yanlış anlaşılmasın, sadece yaygın bir yanlışın doğrusunu şuraya bırakmak için yazının başına dönüyoruz şimdi,

O bebeğe gerektiği gibi bakmak devletin göreviydi.

Bebek ölürse devlet hesap verecek!

Net, tartışmasız.

Ve şayet bebeğin terk edilişiyle alakalı da hesap sormak isteyen varsa onun da tek adresi devlet… Çünkü gencecik bir hayatı yani o anneyi ihmal ederek, aç ve sahipsiz bırakarak yaşatılan bu zincirleme trajedinin baş rolü zaten devlet!

Özetle; Soracak bir hesabınız varsa adres belli...

Yerse tabii!

Yazarın Diğer Yazıları

Karanlığa inat, Aysel Tuğluk için mücadeleye devam!

Bu karanlığın tek yaratıcısının iktidarlar olmadığını tekrar tekrar anlatmak için yazmaya devam etmek, bu değirmene su taşıyan muhalif zihniyetleri de faş etmek gerekiyor…

Bir 'rahmet dilemeye' dahi -bile isteye- tahammül göstermemek…

6'lı Masa'ya sözüm, Türkiye'yi bataktan kurtarma ve demokratikleştirme iddiasında olacaksanız önce siz kendinizi 'siyasallaşmış dinden, araçsallaştırılmış inanç'tan soyutlayacaksınız…

'Muhalif çevreler' Kürt gazetecilere neden sahip çıkmaz?

Çürümüşlük sadece siyasi iktidarlarla ve çevresiyle sınırlı kalmadı, kalamadı; 'eleştirdiğine dönüşmek’ diyorlar ya çok doğru bir tespittir...