19 Temmuz 2020

Siyasî çalışma, benden söylemesi

Hemen her gün siyasîlerden, dünya dengeleri, ülke sorunları, onların çözüm yolları, geçmişte  benzer problemleri ecdadımızın nasıl başarıyla hallettiği, siyasî rakiplerin ise ne kadar başarısız oldukları, biteviye yanlış ve zararlı işlerle uğraştıklarını dinler dururuz. 

Siyasî çalışma dedikleri böyle bir şeydir. Türlü nedenler ve gerekçeler ileri sürerek kendilerini ya iktidara getirmelerini ya da iktidarda tutmalarını halktan talep ederler. 

Bu söylemler sürüp giderken, partilerin politikalarını asıl belirleyen, ülkede savundukları ve uyguladıkları rejim ve üretim biçimleridir.

Tuhaf olan ise, bu dediklerimin artık pek de geçerliğinin kalmamış olması. İrili ufaklı tüm siyasî partilerin dayandıkları, dolayısıyla savundukları rejim tek, yani temelde birbirinin aynı, uygulamaya çalıştıkları ekonomik model de hepsi için aynı adı taşıyor.

Geriye söylem ve çene yarışmasında kim kimi kandırırsa demek kalıyor, öyle demeyelim de inandırırsa diyelim ya da yorum farkı, üslup farkı filân diyelim.

Belki de hizmet farkı, çalışkanlık, yorulmazlık, yaratıcılık, cesaret, tolerans ve sevecenlik gibi soyut ayrımlar, önem kazanıyor. Bunlara bir de menfaat ve haktanır olmadaki ayrımlar da eklenebilmeli.

İyi güzel söylüyorsun da, hukuka bağlılık, demokrasiye güven, bağımsızlığa sevdalı, insan haklarına saygılı, iç barışa hevesli, dünya barışına katkılı, çevre korumada titiz, sosyal adalette özenli, özgürlüklerde tavizsiz, anayasaya uygunluk, sözünde durma ve dürüst olma gibi nice hasletler hiç mi önemini koruyamadı bu memlekette. 

Varsayım olarak her şey yolunda kabul ediliyor. Varsa bir eksiklik ya da ihmal, onlar zaten diğer partinin veya partilerin sorumluğundadır.

Pekalâ, biz yani sade vatandaş, kendimizi nasıl tanımlayacağız, nereye ne biçimde koyacağız? Yukarda sıraladığımız farklılıklardan daha öte bir öneride, bir istemde bulunma hakkımız var mı, yok mu?

Varsa ya da yoksa, bu soruya verilecek cevabın sonuçları ne olacak? Sade vatandaşın sorularına şekerli vatandaş nasıl yanıt verecek?..

İnsan evladı çiğ süt emmiş, pişmiş aşa su katmış, iki kişi yan yana duramamıştır. Ya sevmiş birbirinden vazgeçememiş, ya nefret etmiş birbirine dayanamamış. Üstelik bunu görmek, ifade etmek de marifetten sayılmış.

Yıllar önce bir duvar gazetesi görmüştüm, aklıma o geldi. Bazı sayıları bir zamanlar, Beyoğlu'nda bir galeride sıra sıra sergilenmişti. Bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastahanesi müdavimleri hazırlıyormuş ve duvara asıyormuş bu gazeteyi.

Orada bir yazar ya da ruh ve sinir hastası, fark etmez, temayüz etmiş, öne çıkmıştı. Okumaya değer ilginç bir yazısının son paragrafında, dediklerini özetleyerek noktayı şöyle koyuyordu; 

"Biraz hüzünlensem melankolik diyorlar, bari biraz neşeleneyim desem de manyak!.. Ben ne yapayım, duvara gazete çıkarmayım da ne çıkarayım?.."

Ey bu ülkenin çileli okuyucusu, aradığını bulamayan yine de gıkı çıkmayan sabır abidesi, duvara gazete filan çıkarmaya kalkma, internetle idare et, öksürük olma, maskesiz dolaşma, benden söylemesi!..

Yazarın Diğer Yazıları

Tan Oral çiziyor...

Türkiye'nin önde gelen çizerlerinden Tan Oral, çizgileriyle Türkiye ve dünya gündemini yorumluyor.

Tan Oral çiziyor...

Türkiye'nin önde gelen çizerlerinden Tan Oral, çizgileriyle Türkiye ve dünya gündemini yorumluyor.

Tan Oral çiziyor...

Türkiye'nin önde gelen çizerlerinden Tan Oral, çizgileriyle Türkiye ve dünya gündemini yorumluyor.