08 Aralık 2019

Moda

Pazar yazısı

Küçük, ikizkenar bir üçgenin nasıl olup da moda olduğunun bir hikâyesi…

Moda adı verilen çelişkili bir uygulamanın, kişisel bir ihtiyaca cevap vermesi kadar, toplu yaşamın vazgeçilmezleri arasında bulunmasının da bir sırrı var.

Toplum içindeki bir insan gözlendiğinde, onun hem aynen herkes gibi biri olduğu görülmeli, öyle algılanmalı, hem de herkesten ayrı özel biri olduğu fark edilmelidir. İşte bu mucizeyi aynı anda gerçekleştiren oluşuma moda deniyor.

Öte yandan açık yaşanması, gizli yanının bulunmaması uygulama kolaylıkları getirirken, buna karşılık modanın ne olduğu konusunda ifade edilme ve izlenme zorlukları da vardır. 

Konuyu derinleştirmeden önce, biraz kafa karıştırmak iyi olacak. Varsayalım ki iki örnek kişimiz bulunuyor, bi düşünelim…

Biri; herkes ne yaparsa, ne giyerse, o gün moda ne ise hemen o da anında aynını yapıyor. Kendi değerini ve farklılığını es geçiyor. Buna karşılık böylesi kişiler herkes gibi olmayı, yani toplumun bir parçası olduklarını başarı ile göstermiş oldukları halde eleştirilirler, özentili oldukları söylenir. Bu eleştiriyi yapanların gerekçeleri de, ben moda'yı değil kendi bildiğimi izlerim şeklindedir. Gerçi bu doğru değildir, sonunda yine de genele uymak kaçınılmazdır. Olsun ona da bir bakalım…

Diğeri; herkes gibi olmayı toptan reddedip, boyuna herkesten farklı olduğunu sergilemekteyse kişi, yerine göre meczup muamelesi görebilir, en azından istihfafla karşılanır. Ama gerçekten farklıysa ya da güçlü biriyse, bu kez de o herkesi etkiler modayı bile değiştirebilir. Sinema yıldızları gibi, başarılı askerler, bilim adamları ve krallar gibi filân…

İngiliz kralı günlerden bir gün, kır gezintisine çıkar. Küçük bir su birikintisinden geçerken pantolon paçaları ıslanmasın diye uçlarını kıvırmış, sonra da düzeltmeyi unutmuştur, böyle anlatılır. Tebaası hemen ona özenmiş, pantolon paçalarını kıvırıp gezmeye başlamış. Kendini kral ile bir hizaya getirmiş. İşte o günden sonra duble paça diye anılan pantolon, çok uzun yıllar moda olarak dünyaya yayılmış. Bizler de bilmeden bunu uzun yıllar uygulamıştık. Pantolonda düz paçanın tekraren hatırlanması ve kabulü çok yenidir.

Askerlikte kumandan modası vardır, yaygındır da. Hepsi, kapaklı dört büyük cebi olan meşin kemerli, madalyalı, apoletleri yıldız yüklü uzun ceketler giyerlerdi. Onların yerine Amerikalı bir general II. Dünya savaşında, önü fermuarlı, rahat, kullanışlı belden sıkmalı çok kısa üst giyimi ile haber fotolarında görülmeye başladıydı. Bu kişi savaşı kazananlardan biri de olunca, bu kısa ceket sadece askerler arasında değil, tüm dünyada sivillerce de moda oldu. General Montgomery'ye kısaca Monty derlerdi, ceketine de onun adı verildi, kısaca "mont" denildi, moda oldu, dünya onu giyindi gitti.

Hem herkes gibi olacaksın hem de herkesten farklı. Moda işte bu birbiri ile çelişen iki ayrı amacı aynı anda çözümler, demiştim.

Moda'ya uymanın zengin işi olduğu ve defilelerle oluştuğu sanısına kapılanlar, günün modasını bunu söylerken bile bilmeden uyguluyorlardır. Zaten artık hazır giyim modası endüstriyel merkezlerde bir yıl önceden belirleniyor, müthiş reklamlarla da herkese zorla öğretilmiyor mu? Geçelim...

Kalın kafalı totaliter zihniyet, modaya düşmandı. Saç, sakal, bıyık, kaş, favori gibi kıllara kıllanırlardı. Eşarp, fular, papyon, başörtüsü, şal, mini etek, şort, bikini, kadın pantolonu, vs. hep sorun yaratmıştır. Kimse birbirinden farklı olmayacak, aynen kendileri gibi ayırımsız tek tip, neşesiz anlayışta olacak!

Hemen belirtmek gerekir ki ve ne iyi ki, bu saydıklarım artık toplumda pek yadırganmıyor, sorun olmuyor. Modanın genelleme işlevinin yerine getirilmesine de, bireysel farklılıkların yaşanıyor olmasına da kimsenin bişey dediği, aldırdığı yok.

Belki siyasal otoriteyi bunun dışında tutmalı. Kadınlarda inançların gereği olduğu söylenen başörtüsü kullanımı toplumda büyük siyasi sorunlara sebep olmuştu. Daha sonra toplum rahatlamış, kimsenin kimseye karışmaması gerektiği yaygın olarak kabul görmüştü. Sadece arada bir, kışkırtıcı bir kalın kafanın tepesi atıyor, o kadar. 

Tabii ki başa sarılan örtünün de kendine özgü modası oluşmakta gecikmedi. Başlar örtülse bile bu örtünün altında kalan saçlar varlıklarını hissettiriyordu. Bu da farklılık yaratmak için çok elverişliydi. Alabildiğine kabartılıyor, arkada topuz olduğu sezgisi yaratılarak ya da gerçekte var olduğu için, başörtüsü iyice irileşiyordu. Bu örtü kabarıklığı ne kadar büyük olursa o kadar makbul sayılıyordu.

Bu arada ülke Arap mültecilerle dolup taştı. Arap kadınların hemen hepsinin başları örtülü. Ancak çok basit olarak, baş yuvarlağının üstüne şöylece bırakılan tek katlı bir örtü ile. Bu onların hem bir arada kim olduklarını, hem de içinde bulundukları yeni toplumdan farklı olduklarını mükemmelen işaretliyordu. O sırada bizde yaygın olan, iyice abartılmış örtü modası bunun tam tersiydi.

Ben modadaki bulaşıcı etkinin sonuçlarını merak ededururken, önce arkası iyice kabartılmış olan işlevsiz model, demode oldu, terk edildi. Sonra bu değişimin bıraktığı boşluk hiç de beklemediğim bir yerden dolduruldu.

Başı kapatan örtü, ikiye katlanarak, kat yeri yüzün yukarısında alın bitimine denk gelecek şekilde kullanılıyor. Eskiden bu kat yeri alnın yukarısında öne doğru yuvarlak bir siper gibi uzatılarak, yüzü geride bırakacak biçimde bağlanırdı. Sonra vaz geçildi ve geriye çekildi. Bu kez ikiye katlı yerin yüzün iki yanına doğru bükülmesi ile aradan saçın gözükme ihtimali belirdi. Bu sorun örtünün altındaki siyah renkli, tesettür bone eşarp, ile önlendi.

İşte tam da bu noktada ve bu anda moda, kimsenin inançlarına saygıda kusur etmeden, yaratıcı etkisini gösterdi.

Yukarıda anlattığım küçük boşluk, mademki oluşuyor yani var. O halde bir işe yaramalı ve güzel olmalıydı. Kullanıcıları, başörtüsünün öndeki tepe noktasını parmaklarıyla iki yandan iyice sıkıştırıp bırakınca, orada çok küçük güzel bir ikizkenar üçgen beliriyor. Bu da başkalarınca hemen fark ediliyor. Önce kişisel bir fark iken, modanın önlenemez karakteri gereği, bunu beğenen diğer kişilerce de, ben de onlardan biriyim bilgisini yayan bu küçük uygulama, tekrarlanıyordu. Eller ile sürekli kontrol edilerek ya da iğne ile sabitlenerek bozulmaması sağlanıyor.

Gerçekten hiçbir zararı ve yanlışı olmayan bu şirin modayı, zerafet adına yaratanlara aferin…

Yazarın Diğer Yazıları

Beşinci Dünya Savaşı!..

İnsan denilen canlılarla, coronavirüs denilen canlısılar, bütün dünyada, birbirlerini yok etmecesine, iki yıldır ciddi ciddi savaşıyorlar.

Tan Oral çiziyor...

Türkiye'nin önde gelen çizerlerinden Tan Oral, çizgileriyle Türkiye ve dünya gündemini yorumluyor.

Tan Oral çiziyor...

Türkiye'nin önde gelen çizerlerinden Tan Oral, çizgileriyle Türkiye ve dünya gündemini yorumluyor.