27 Mart 2015

Dördüncü Dünya Savaşı ve ülkemiz...

Yöneticilerimiz yine anlaşılmaz bir iştiha ile Ortadoğu savaşına katılmaya can atıyor. Hem de eski imparatorluk coğrafyasında ağabeylik hayalleri kurarak

Büyük savaşların adı hep başladıktan sonra konulmuştur, bazen de sona erince. Yine savaşların tipik özelliklerinden biri de savaşı izleyenlerin duyarsızlaşmalarıdır. Çünkü öyle korkunç bir saçmalığa başka türlü katlanılamaz. Dördüncü Dünya Savaşı içindeyiz ve duyarsızlaşmış durumdayız!

Şunları sıralama adlarıyla anarsak; Birinci Dünya Savaşı,  ilk adıyla Cihan Harbi. Sonra İkinciDünya Savaşı.  Bu iki savaş Yirminci Yüzyılın ilk yarısını doldurdu maaşallah! Yüzyılın diğer yarısı da savaşla geçti, ama sütten ağzı yanan insanlar bunu daha serin geçiştirmeye çalıştılar, adını Soğuk Savaş koydular; Üçüncü Dünya Savaşı.

Bana göre Üçüncü Dünya (Soğuk) Savaşı 1961'de Berlin Duvarı'nın inşaası ile netlik kazanmış, 1969'da Filistinli Leylâ Halid'in ilk kez uçak kaçırmasıyla hızlanmış ve 1989'da duvarın yıkılmasıyla da sona ermişti. “Nükleer Dengeye dayalı Soğuk Savaş” diye de anılıyordu. Aslında sadece duvar’la değil "Demir Perde" ile ikiye bölünmüş  dünyaların savaşıydı ve bu dünya savaşını ABD kazandıydı.

"Yurtta  Sulh, Cihanda Sulh" şiarı uyarınca ikinci büyük savaşa bulaşmadan sıyırtan ülkemizde, bu üçüncüsü yurt içinde, birbirini kıran taraflar arasında kıyasıya yaşanmıştı, ben ve tarafım kaybedenlerdendik.

Dördüncü Dünya Savaşı!  2001'de New York'taki "İkiz Ticaret Kuleleri"nin kaçırılan Amerikan yolcu uçaklarıyla vurulmasıyla da artık tarafları ve biçimi netlik kazanan "Dördüncü Dünya Savaşı" başlamış oldu ve herkes yeniden duyarsızlaştı. Ortada dolaşan söylemler, “teröre karşı savaş veriliyor” biçimindeydi.

Terör diye bir taraf yok ki! Terör şiddet olayına verilen isim. Dördüncü Dünya Savaşı kiminle, kimin arasında sürüyor? Teröre karşı, Terörle Hür Dünya arasında, vs... deniliyor. Oysa savaş dediğin kılıçla da olur, terörle de olur, uçakla da, füzeyle de olur, soğuk da, sıcak da olur. Ama savaşın tarafları olur, terör taraf değildir, yöntemdir, dünyanın bir yarısının kullandığı acımasız bir yöntem!

Bugün artık bu savaşın tarafları iyi kötü belirmeye başladı.

Yoksulluklarını, ezilmişliklerini, ikinci sınıf insan muamelesi görüyor olmalarını, demokratik haklarının kısıtlanmış olmasını, maddi varlıklarının çalınmış olmasını, işsizliklerini yada sömürülmelerini aşmak veya bütün bunlara tahammül edebilmek ve de umudu zedelememek  için inanç sistemlerine tutunan ve canı yanan insanlar olarak, yerine göre göç etmeyi, yerine göre öç almayı, can yakmayı ve şiddeti de seçebileceklerdir. Hak ve adalet arayışı iddiasında bulunan ve terörü yol olarak seçenler, giderek tüm kıtalarda görülüyor ve izleniyor artık. Sosyal adaletsizlik, sosyal öfkeyi tetikliyor.

Tivi’lerde ayrıntılı bilgi, haber ve yorum var, girmiyorum.

Eğer onlardan biri değilseniz, bu sıraladığım hiç bir şeyi kabul etmez ve  karşı çıkarsınız. Bütün söylemler, olan bitenin nasıl engelleneceğine, statükonun nasıl korunacağına göre şekillenir. Bu da şiddete şiddetle mukâbele etmek ve özgürlükleri daha da kısmak biçiminde tezahür eder. Eğer aynı inanç sistemine mensup iseniz, o zaman da  onları sığındıkları inançlarından ayırıp koparacak söylemler geliştirir, onlar inançlı olamaz dersiniz. Kendinizi kenara çekmek, diğerlerini suçlu göstermek böylece mümkün olur. Ve hiç bir zaman onlardan biriymiş gibi empati yapamayacaksınız demektir. Çünkü geçmişiniz ve yaşam koşullarınız farklıdır.

Bugün süper, gelişmiş, gelişmekte olan, az gelişmiş, geri kalmış gibi deyimlerle nitelenen ülkeler sıralamasının nedeni, uzun yıllar boyunca bedava ham madde ve ucuz işgücü'nün hep aynı ülkelerden diğerlerine akmış olması değil midir? Kalkınmanın ve varlıklı olmanın önde gelen nedeni diğerlerinin yoksul kalma nedeniyle aynıdır, eşdeğerlidir. Çok rahatsız edici olan bu gerçek, varlıklı olan tarafın daha akıllı olduğu, diğerlerinin de inançları nedeniyle gelişemeyip yoksul kaldıkları gibi yakıştırmalarla örtülmeye çalışılır.

Böyle olunca, onların inanç sistemlerine saldırılır ve aşağılanır, hem onlar zayıflatılır hem de insancıl bir yaklaşımla yol gösterici ve yardımcı olma imajının sahibi olunur, hem daha da önemlisi, üstünlük sağlama alınmış olur.    

Dediklerimi neden önemsiyorum, çünkü dünyaya yayılan ve herkesi tehdit etmeye başlayan bir büyük savaşı sonlandıracak olan BARIŞ FİKRİ’nin canlanmasını ve hedeflenmesini geciktirecek söylemlere dikkat çekmek istiyorum. Eğer, bu Dünya Savaşı'nın varlığı inkâr edilir ama sürdürülerse, taraflar "Zafer" peşinde koşacaklar ve "Barış" fikrinin canlanması gecikecektir.

Neticeye yani ülkemize gelirsek, çok önemli bir fark, kazanım ve şans ile karşılaşılır. Türkiye'de bu macera yaşandı ve sonunda zafer ihtiyacı barış gayretine dönüştü.

Sıra ile iktidar olan askeri ve bürokratik yönetimlerin, kitlelerin zenginleşmesine imkân tanımayan, üstelik inançlarını da küçümseyen vesayeti geriletildi. Zarar görenlere ilk kapıyı Özal aralamıştı, sonra onlar iktidar ortağı oldular, inançlarına sarılmış ezilenler demokratik yoldan iktidarı paylaştılar.

Yine aynı yolda şiddet gören ve şiddet uygulamak zorunda bırakılan ve kendi  anaları ile kendi dillerinde konuşması yasak olan insanlarla otuz yıl  öldüresiye süren savaş, barışa meyletti, barış düşüncesinde buluşulmasına vardı.

Bunu anlamak istemeyen ve kıymetini bilmeyen yöneticilerimiz yine anlaşılmaz bir iştiha ile Ortadoğu savaşına katılmaya can atıyor. Hem de eski imparatorluk coğrafyasında ağabeylik hayalleri kurarak.

                                                 

Yazarın Diğer Yazıları

Tan Oral çiziyor...

Türkiye'nin önde gelen çizerlerinden Tan Oral, çizgileriyle Türkiye ve dünya gündemini yorumluyor

Tan Oral çiziyor...

Türkiye'nin önde gelen çizerlerinden Tan Oral, çizgileriyle Türkiye ve dünya gündemini yorumluyor

Montrö adlı oyun; "Denizi, gemisi, bahriyelisi olmayan emekli amiraller"

Bu yaşıma kadar ülkemde o kadar çok darbe, darbe teşebbüsü, sonuçlanmış, yarım kalmış, bastırılmış, alkışlanıp desteklenmiş türlerini gördüm ki, uzmanlaşmış olmalıyım. Bu kez duyduklarıma inanamadım