06 Şubat 2016

Beyaz Kitap…

Kitabın son sayfasına bir de “son” yazmak için şöyle bir göz attım, gözlerim yerinden oynadı; sayfalar bomboş ve bembeyaz kesilmiş, bana bakıyordu…

Tarihi de tarih kitaplarını da çok severim ama belki onlardan daha da çok kendisi tarih olmuş kitapları. Çünkü onlar feleğin yıpratıcı çemberinden geçmiş, güvenirliğini, zaman’dan diploma alarak kanıtlamış dayanıklı zafer abideleridir.

Kendisini sık sık aradığım, ziyaretine gittiğim kadim dostum sahaf arkadaşımın iş yerinin ender kitaplar bölümünde eğleşirken, orada toplaşan tarih olmuş kitapların içinde bana göz kırpan nicelerini tutup evime taşımışlığım vakidir, bilinir.

O kitapların,  sahafların tozlu raflarında pineklemelerindense benim evin tozlu raflarında yan gelip yatmaları evlâdır.

Böyle diyerek, onlardan birini dirseğimin arasına sıkıştırdım, terliklerimi sürüye sürüye  evde sakin bir köşeye çekildim.

Yağmurlu bir öğlen sonrası, sessiz evin sıcacıklığında, pencere kenarına yanaşmış yumuşak bir koltuğun içine gömülüp eski bir kitabın küf kokan sahifelerini çeviriyor ve geçmişin meraklı evreninde uyur uyanık dolanıyordum ki,  ev telefonum acı acı çaldı. Gözlerim açıldı.

Sahaf dostumun telaşlı ve heyecanlı sesi alo, alo deyip duruyordu. Dediğine göre çok değerli el yazması bir tarih kitabı beni bekliyordu.

İnanması çok zor ama bu kitap, eskiden yazılmış artık geçmiş olan o günleri anlatan bir tarih kitabı değil de, gelecekte kaleme alınmış ama bu günün tarihini yalan yanlış kağıda geçiren garip, tersinden bir tarih kitabı imiş!

Bu nasıl olabilir?..Hemen fırladım…

Koltuğun altında kalan terliğin tekini ayağıma geçirmeye çabalarken sekerek paltoma doğru seyirttim. Sahaftan bu acayip kitabı kapıp koltuğuma geri döndüm. Ve…

Okumaya başladım. Kitap tılsımlı mıdır nedir?  Çok enteresan, okuduğum satırlar, okudukça siliniyor yok oluyordu. Kitabı okuyup bitirirsem, kitap da bitecekti.

Oysa keyfimin yerine geldiği ender konumlardan birindeydim.  Okuduklarımdan zihnimde lezzetli fikirler beliriyor sonra dumanlaşıyordu. Hayra alâmet bir durum değildi.

Ipad’imi kucağıma aldım, okuduklarımı ve bulanıklaşan düşünleri havada yakalayıp kelimeleştirmeye ve ekrana yazıp dökmeye başladım. Nefistiler!

Okudum, yazdım bitirdim… Kitap da bitti, ben de bittim!..

Ama her şeyi de kayda geçirmiş oldum. Bu Ipad harika bir icat doğrusu.

Bir ara ne oldu, elim ekranda yanlış bir yere mi dokundu, ne olduysa oldu, güzelim yazının gözlerimin önünde gelişip duran varlığı, ekrandan uçup gitti. Kitabın uçtuğu gibi o da, hep birlikte yani... Ne yaptıysam artık geri gelmiyor. Başvurup, uğraştığım iCloud bile nafile, işe yaramadı… Steve Jops’a verip veriştirmeye başladım.

Hafızam zayıftır, güvenemem. Ama bu durumda, aklımda kalanları tekrar yazmaya çalışmaktan başka neyim kaldı ki? Ve de bu kez babadan kalma kaleme sarılmaktan başka… Zaten elimde tüm yazıları silinmiş ve defterleşmiş kitabın aslı var. Oraya yazarım.

Deneyelim bakalım…

 “7 Haziran 2015 tarihinde, ülkede tarihsel  genel seçimler coşku içinde yapıldı. Çok da güzel geçti. Hiç sorun yaşanmadı. Seçim sonuçları koalisyonu öngörüyor.  Herkes memnun.  Eski gerilimler ve çatışmalar son buldu, ortada sadece uygar tartışmalar duyuluyor.

Demokrasi, halk iradesi, serbest düşünce, özgür ifade, cesaretli kararlar, kuvvetli muhalefet, istikrarlı ekonomi ve barış gibi benzer kavramlar,  herkes tarafından tekrarlanıp  duruyor. Tersini savunan yok!..

Koalisyon için bütün partiler anlaşmış durumdalar, “Bıraktığımız yerden devam etmeliyiz. Devlette süreklilik esastır” diyor, hem de ‘çözüm süreci’ hepimizi istenilen barışa sorunsuz götürür, diyorlar. Bu arada, akepe ile kakape birbirlerinden tamamen farklı konumda da olsalar, çok önceleri görüşmüş olmalarının olumlu sonuçlarını herkese gösteriyorlar. “Şimdi yeni şeyler söylemek zamanıdır” öz deyişi öne çıkıyor.

Politik sahnede iki sahici parti var şimdi. Her iki parti de ülkede mağdur olmuş, ezilmiş büyük bir sosyal  kesimin temsilcisi olduğunu belirtiyor. AKP yıllarca mağdur edilen mütedeyyin büyük kitlenin sesiyim diyor ve onlardan oy alıyor. HDP yıllarca kendilerine yapılmadık şey bırakılmayan, mağdur edilen kesimin sesiyim diyor ve onlardan oy alıyor. Üstelik her ikisi de Türkiye partisiyiz iddiasını tekrarlıyorlar, daha ne?..  Söylemlerinde açıkça gelecek vizyonu bulunuyor, statik değiller.

Ekonomi ve özgürlükler konusunda dünyaya parmak ısırttıralabilecekler gibi görünüyorlar.

Bir… Davutoğlu en büyük partinin başkanı olarak sonuca olumlu bakıyor. Başbakan olacak.

İki… Demirtaş’ın sağduyulu söylemleri duyuluyor. Koalisyonda yer alacak.

 Üç… Demokrasi, halk iradesi,  özgür ifade, cesur karar vb. deyimler her yerde prim yapıyor..

Dört… Muhalefet tam yerine oturuyor ve tabana dayalı bir iktidarı hakiki anlamda denetlemeye hazırlanıyor.

Beş… Beştepe’de Sayın Cumhurbaşkanı da kendine güvenli ve sakin. Ortadoğu fatihliği, islâm akıncılığı, Osmanlı Selçuklu uzmanlığı gibi konuları  üniversitelere bırakıyor.

 Bu arada YÖK kalkar ve akademisyenler serbest araştırmalarına gömülürler beklentisi çok yaygın.

AKP ve HDP ‘çözüm süreci’ nin iki aktörü olarak 258+80  birlik ve beraberliği ile çok kolaylıkla, hemen meseleyi çözmeye yöneliyorlar. Zaten, bütün politikacıların asıl söylemleri , “dün dündür, bugün bugün” ve“demokrasilerde çare tükenmez”  biçiminde tekrarlanıyor.

Koalisyon kuruluyor, onay ve alkışlarla güvenoyu alıyor.  Gece havai fişek gösterileri ve fener alayları ile tüm ülkede kutlanıyor.

İyimserlik iyidir, temennisi Ankara’dan tüm toplum kesimlerine dalga dalga yayılıyor...”

Tam burada yazı aktarma işim şıp diye durdu. Devamı kitapta nasıl anlatılmıştı acaba, pek çıkaramadım. Ama bu kadarını doğrusu yine de çok iyi hatırladım.  Hepsini de elimdeki defterleşmiş olan kitaba olduğu gibi, bir bir yazdım.

Kitabın son sayfasına bir de “son”  yazmak için şöyle bir göz attım, gözlerim yerinden oynadı;   Sayfalar bomboş ve bembeyaz kesilmiş, bana bakıyordu…

                                                 ---------------o----------------  

Yazarın Diğer Yazıları

Tan Oral çiziyor...

Türkiye'nin önde gelen çizerlerinden Tan Oral, çizgileriyle Türkiye ve dünya gündemini yorumluyor

Viral turizm ve isolationnisme

Uçaklar artık uçmuyor. Memleket havasının en ücra köşelerine kadar her yerde sadece virüsler uçuşuyor.

Tan Oral çiziyor...

Türkiye'nin önde gelen çizerlerinden Tan Oral, çizgileriyle Türkiye ve dünya gündemini yorumluyor