24 Ağustos 2019

Seçimsiz demokrasi

Şimdi yapılması gereken, TBMM’deki “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ibaresini “Egemenlik kayıtsız şartsız Saray’ındır” şeklinde değiştirmek

AKP seçimle yapamadığını idari bir kararla yaptı. Van, Bitlis, Diyarbakır belediye başkanlarını görevden aldı. Yerlerine valileri kayyım atadı. Böylelikle bir taşla iki kuş birden vurdu. Önce istemediği belediye başkanlarından kurtuldu. Arkasından kendi valilerini kayyım olarak atadı. Sonuç olarak, AKP seçim kazanamadığı üç ilde, atanmış AKP’lileri belediye başkanı yaptı. Belediyelerin yönetimini ele geçirdi. Sandıkta kazanamadığı seçimi idari bir kararla kazandı. Seçim anlamını yitirdi. Seçmenin verdiği oy hükümsüz sayıldı. Bu üç ilde yaşayanlar yerelde temsil edilme hakkından yoksun bırakıldı.

Bu kararla halkın iradesi gasp edildi. Halk iradesinin yerine Saray’ın iradesi geçirildi. Türkiye’de halk egemenliğiyle devlet egemenliği arasındaki uçurum bütün çıplaklığıyla bir kez daha ortaya çıktı. Şimdi yapılması gereken TBMM’de Meclis Başkanı’nın kürsüsünün arkasındaki “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” ibaresini “Egemenlik kayıtsız şartsız Saray’ındır” şeklinde değiştirmek.

İş bu kadarla kalmadı. Yüzlerce belediye çalışanı gözaltına alındı. En masum toplantı ve gösteri hakkını kullanarak kararı protesto etmek isteyenlere karşı polis, aşırı; orantısız güç kullandı. Hukuksuzluk, keyfilik, baskı, şiddet toplumun üstüne bir kara bulut gibi çöktü. Bu tür yönetimlerin adı literatürde bellidir. O ad ‘demokrasi’ değildir.

İçişleri Bakanlığı’nın açıklamasında, üç belediye başkanının Anayasanın 127. ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47. maddeleri gereğince görevden alındıkları ve aynı yasanın 45. maddesi gereğince kayyım atandığı belirtiliyor. Anayasa 127. madde ile 5393 sayılı yasanın 47. maddesi aynı konuyu düzenliyorlar. Anayasa 127. maddeye göre, seçilmiş organların, organlık sıfatını yitirmeleri konusundaki denetim ilke olarak yargı yoluyla olur. Bu ilkenin istisnası şu: Yerel idare organlarının görevleriyle ilgili bir suç nedeniyle soruşturma açılmışsa, İçişleri Bakanlığı, geçici bir tedbir olarak, kesin hükme kadar görevden uzaklaştırabilir.

Maddeyi yorumlarken iki hususa dikkat etmek gerekir: Birincisi, anayasa “görevden uzaklaştırabilir” diyor. Başka bir deyişle, İçişleri Bakanlığı’na yetki veriliyor ama zorunlu değil. Bakanlığın takdirine bırakılıyor. Demokratik bir toplumda ilgili makamlar takdir yetkilerini demokrasiyle bağdaşmayacak bir biçimde kullanmazlar. Ama bu demokratik yönetimler için geçerli.

İkincisi, Anayasa 127. maddedeki yetki, seçildikten sonra suç işleyen ve hakkında soruşturma açılanlar için geçerli. Maddeyi böyle yorumlamak gerekir. Seçilmeden önce açılan soruşturmalar için de böyle bir yetkinin geçerli olduğu kabul edilirse, YSK tarafından aday olmasında sakınca görülmeyen bir kişinin belediye başkanı olmasının sakıncalı kabul edilmesi gibi tuhaf bir sonuç çıkar. Böyle bir yorum seçmenin oyu ile alay etmek olur. Zaten anayasa ve yasanın ilgili maddesi soruşturma “açılmış bulunan” demiyor. “Açılan” diyor. Anayasa seçilmeden önceki soruşturmaları kast etseydi “açılmış bulunan” derdi.

Üç belediye başkanının görevden uzaklaştırılmalarına yol açan adli soruşturmalar,seçilmeden önceki döneme ait. Seçildikten sonra İçişleri Bakanlığı’nın suçlamaları ve kanıtları belirsiz idari soruşturmaları var. Bunlar görevden uzaklaştırmak için yeterli değil.

Kayyım atanmasına ilişkin 45. maddeye gelince, bu konuda temel ilke, boşalan belediye başkanlığının Belediye Meclisi tarafından seçilen yeni bir başkanla doldurulması. 5393 sayılı yasanın 46. maddesi de bunu öngörür. Uygulama da bu yönde. Pek çok örnek var. Ne var ki olağanüstü hal döneminde çıkarılan bir KHK var. Buna göre, belediye başkanı terör suçları nedeniyle görevden uzaklaştırılmışsa İçişleri Bakanı kayyım atar. Olağanüstü hal dönemi için öngörülen bu istisna, sonradan kanun hükmü haline getirildi ve 5393 sayılı yasanın 45. maddesine eklendi. Böylelikle olağanüstü hal ile olağan hal arasınada fark kalmadı. Bu tür yasalara eklenen olağanüstü hal KHK’larıyla Türkiye sürekli bir olağanüstü hal düzeninde yaşamaya mahkum edildi. Walter Benjamin’in Nazi rejimi için söylediği “ezilmiş insanların deneyimleri bize öğretir ki içinde yaşadığımız istisna hali geçici değil, kalıcıdır” sözü 2019 Türkiyesi için de geçerli.

Kayyım atama yetkisinin yasaya uygun olduğu doğru. Ancak doğru olmayan yasanın kendisi. Kanuna uygunluk her zaman hukuka uygunluk anlamına gelmez. Demokrasilerde yasalar, demokratik bir toplumun ve hukuk devletinin gereklerine uygun olmalıdır. Ancak o zaman halkın bu yasalara uyma görevi doğar. Yürütmenin büyük bir keyfilikle, seçilmiş bir belediye başkanını görevden alıp kendi görüşlerine uygun bir devlet görevlisini atamasının demokrasiyle, hukuk devletiyle bağdaştığı söylenemez. Böyle bir atama aynı zamanda bu işlemin altında yatan niyeti de su yüzüne çıkarıyor. Amaç sadece terörle mücadele etmek olsaydı, doğru ya da yanlış, belediye başkanını görevden uzaklaştırıp yerine seçimle başka bir başkanı getirmek yoluna gidilirdi. Ama amaç belediye yönetimini ele geçirmek olunca, uzaklaştırılan belediye başkanı yerine sadık bir memur getirildi.

Kayyım atamaları Türkiye’nin taraf olduğu Avrupa Yerel Yönetim Şartı’na da aykırı. Şarta göre, yerelde özerk yönetim hakkı serbest seçimle seçilen organlar tarafından kullanılır. Yerel yönetimler,yasayla yetki alanları dışında bırakılmayan her konuda yetkilidir.

Nasıl ki, Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Kongresi Başkanı Anders Knape, seçimle işbaşına gelen yerel yöneticilere karşı başvurulan önlemlerin “Türkiye’de yerel demokrasinin işleyişini ciddi bir biçimde aksattığı” yolunda açıklama yaptı. AB dışişleri ve güvenlik politikası sözcüsü Maja Kocijancic, Türk Hükümeti’ne “yerel demokrasinin işleyişini engelleyen bu önlemlerden vazgeçilmesi” yolunda çağrıda bulundu. Avrupa Parlamentosu Türkiye raportörü Kati Piri alınan önlemleri protesto ederek “Türkiye’de halkın iradesine ancak iktidardaki AKP’e hizmet ettiği zaman saygı gösteriliyor” ifadesini kullandı. Uluslararası toplumda yaygın olan görüşleri dile getiren bu kişiler, bu sözleriyle terör örgütüne yardım ve yataklık mı yapıyorlar, yoksa demokrasinin gereklerini mi yerine getiriyorlar?

Sorun bir demokrasi sorunu. O nedenle, seçme ve seçilme hakkı gibi demokrasinin en temel ilkesini çiğneyen bu uygulamaya karşı toplumsal bir tepkinin gösterilmesi, Türkiye’de haklarına sahip çıkan ve bunlar uğruna mücadele etmeye hazır olan bir sivil toplumun ve siyasal partilerin var olduğunu göstermek bakımından önemli.

Böyle toplumsal bir tepki, olaydan olumlu bir sonuç çıkarmak için iyi bir vesile olabilir. Yerel seçimden önce kurulan Millet İttifakı, yerel seçimde başarılı olmak gibi sınırlı bir amaçla kurulmuştu. Diğer iki parti tarafından desteklense bile, CHP-İyi parti işbirliğine dayanıyordu. Şimdi bu ittifakı genişleterek bir demokrasi birliğine dönüştürmek gerekli. Demokrasinin temel ilkeleri çevresinde birleşen ve demokrasi mücadelesi veren tüm siyasal partileri, STK’ları, platformları, meslek kuruluşlarını, sendikaları içeren böyle bir birlik yeni bir güç merkezi oluşturabilir ve demokrasi mücadelesinin odak noktası olabilir. Kayyım atamalarına karşı gösterilecek ortak tepki, böyle bir demokrasi için güç birliğinin temeli olabilir. Üç belediye başkanıyla ilgili olarak dokuz kuruluş tarafından yapılan basın açıklaması bu yönde atılmış bir adım niteliğinde. Bu adımları çoğaltmak ve toplumun tüm demokratik güçleri tarafından desteklenmesini sağlamak gerek.

Demokrasi mücadelesinin yeri siyasetin yapılma yeri olan kamusal alandır. İnsanların siyaset yapmak amacıyla bir araya geldikleri her yer kamusal alandır. Bu mekan açık olabilir, kapalı olabilir. Sokak bunun dışında bırakılamaz. Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı o nedenle demokratik bir toplumda temel bir insan hakkıdır. Şiddete başvurulmadığı sürece devlet bu özgürlüğü korumakla yükümlüdür.

Kayyım atamaları bir demokrasi birliğine, bir ortak mücadele bilincine yol açarsa, AKP Türkiye’de demokrasiye en büyük hizmeti yapmış olacaktır.

Yazarın Diğer Yazıları

Türkiye'de ifade özgürlüğü

AİHM'de 2018 yılında kırk yedi devletin 10. maddeyi ihlal ettiği toplam karar sayısı 77, bunun 40'ı Türkiye’ye ait

Kaftancıoğlu örneği: İfade özgürlüğü sadece AİHM’e mi kaldı; mahkeme kararlarından örnekler

İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi, AİHM kararlarını dikkate alsaydı, Canan Kaftancıoğlu'na beraat verirdi

Bir halk yaratmak

Demokrasilerde halk, egemenliğin bir bölümünü kendisinde saklı tutar; iktidara vermez