11 Temmuz 2022

Dışişleri Bakanım İlter Bey

İlter Bey, askeri güce, kaba kuvvete dayanan bir dış politikadan hiç hoşlanmazdı. Dış politikanın, askeri güç yanında ekonomik güçle, insan hakları, demokrasi, hukuk devleti gibi yumuşak güce dayanması gerektiğini, askeri gücün diğer eksikleri dolduramayacağını, sadece askeri güce dayanan bir dış politikanın dengesiz olacağını bilirdi ve söylerdi

“12 Eylül günü İlter Bey, Dışişleri Bakanı oldu. 12 Eylül dönemi, Türkiye dış politikası açısından en kritik dönemlerden biri. Nasıl ki, Yunanistan Albaylar Cuntası döneminde Avrupa Konseyi’nden çıkmak zorunda kalmıştı: Türkiye’nin de Avrupa Konseyi’nden atılması, Batı ile ilişkilerinin kesilmesi söz konusu. Eğer Türkiye 12 Eylül’ü kazasız belasız atlatmışsa, bu İlter Bey’in izlediği akıllı dış politika sayesindedir. Bunun ön koşulu, Bakan’ın doğru gördüğü dış politikayı uygulama olanağı bulmasıydı. İlter Bey, hem askerin, hem dış dünyanın güvenini kazandığı için kendi politikasını yürütebildi. Bu dış politika benim 33 yıllık meslek yaşantımda gördüğüm en akılcı, en dengeli, en inandırıcı ve sonuçları bakımından en başarılı politikaydı.

 

Bizim için İlter Bey’le çalışmak çok keyifliydi. Böylesine üstün bir pratik zekâ sahibi, çalışkan, soğukkanlılığını ve mizah duygusunu hiçbir koşulda yitirmeyen bir Bakan’la çalışmayı hangi Dışişleri mensubu istemez?

Sayın Bakan’ın öfkelendiği de olurdu. Karşısında konuşurken kaşları yukarıya doğru kalkmaya başlarsa yapılacak en doğru şey, ya susmak ya da o zamana kadar söylediklerinizin tam tersini söylemekti. İlter Bey, akılsızlığa ve tembelliğe karşı hoşgörüsüzdü. Bu özellikleri taşıyan memurlar odaya girer girmez İlter Bey’in kaşları yukarıya doğru hareketlenmeye başlardı.

İlter Bey 80 yaşında olmuş. Olabilir. Ama yazılarını izleyenler görüyor olmalılar ki, her konuda kamplara ayrılmış, insanların her şeyi siyah beyaz gördüğü bir Türkiye’de İlter Bey, akılcı ve makul olanı arayıp bulan ender insanlardan biri. Sevgili İlter Bey, Sayın Bakanım, tekrar Dışişleri Bakanı olur musunuz lütfen?”

Bu satırları 15 yıl önce, İlter Bey’in 80. doğum günü dolayısıyla hazırlanan “İlter Bey’e Armağan” kitabına yazmıştım. Bugün de yazılmış olabilirdi. Yazının sonundaki özlemi bugün daha derinden hissediyorum. Türkiye’nin İlter Bey’den sonra aynı çapta bir Dışişleri Bakanı’na sahip olmadığını üzülerek söylemek zorundayım.

İlter Bey son iki yıldır hastaydı. Bilinci gidip geliyordu. İlter Bey bugün aramızda sağlıklı olsaydı, hükümetin dış politikası hakkında ne düşünürdü?

Bir kere İlter Bey, askeri güce, kaba kuvvete dayanan bir dış politikadan hiç hoşlanmazdı. Dış politikanın, askeri güç yanında ekonomik güçle, insan hakları, demokrasi, hukuk devleti gibi yumuşak güce dayanması gerektiğini, askeri gücün diğer eksikleri dolduramayacağını, sadece askeri güce dayanan bir dış politikanın dengesiz olacağını bilirdi ve söylerdi. İlter Bey akılcıydı. Akılcı olduğu için Türkiye’nin dış politikada karşılaştığı asıl sorunun demokrasiyle yönetilmemesinden, Rusya, Macaristan, Hindistan gibi sağ popülist otoriter rejimle yönetilen devletlerle aynı grupta görülmesinden kaynaklandığını görürdü. Ukrayna krizinden sonra yeni bir iki kutuplu dünya kurulurken, Türkiye’nin her iki dünyayı birden idare etmesinin giderek olanaksızlaştığını görürdü. Türkiye’nin demokrasiler safında yer alması gerektiğine inanırdı.

İlter Bey herhalde Türkiye’nin kaç ülkede askeri güç bulundurduğunu merak eder ve “neden?” sorusunu sorardı. “Türkiye’nin neden Somali’de ya da Katar’da askeri var?”

Yeniden Dışişleri Bakanı olsa, ilk yapacağı işlerden biri Bakanlığın hukuk müşavirini odasına çağırıp “Suriye’de asker bulundurmamızın hukuksal dayanağını bana bir anlatır mısınız?” diye sormak olurdu.

İlter Bey, Atatürk Cumhuriyeti’nin Dışişleri Bakanı’ydı. O nedenle “yeni Osmanlıcılık”, “Abdulhamit Han” sevdasını, tarihi yeniden yazmak çabalarını oldukça saçma bulurdu. Bunlar onun için zengin bir mizah kaynağı olurdu.

İlter Bey dış politikanın iç politikaya alet edilmesine karşı çıkardı. Dış politikanın siyasetçiler tarafından değil, akıllı teknisyenler tarafından yürütülmesini gerektiğine inanırdı. Dışişleri Bakanı olsaydı, Dışişleri Bakanlığını karar mekanizması dışında bırakan, bütün kararların tek bir merkezden alındığı, iç siyasete alet edildiği bir dış politikanın yürütücüsü olmayı kabul etmezdi.

İlter Bey yeniden Dışişleri Bakanı olamaz. Ama Dışişleri, İlter Bey’in bakan olduğu yıllardaki Dışişleri Bakanlığı olabilir. Ancak bunun için dış politikaya akılcı yaklaşan, evrensel değerlerle Türkiye’nin çıkarlarını birleştiren yeni bir dış politika anlayışına ihtiyaç var.

Rıza Türmen kimdir?

Türkiye’nin önde gelen insan hakları hukukçularından ve diplomatlarından olan Rıza Türmen İstanbul'da doğdu. İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni bitirdi.

Kanada Montreal McGill Üniversitesi'nden hukuk yüksek lisansı, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden Siyasal Bilimler doktorası aldı. Avukatlık stajını yaptıktan sonra, 1966 yılında Dışişleri Bakanlığı'na girdi.

Dışişleri Bakanlığı'nda çeşitli görevlerde bulundu. 1985’de Singapur’a ilk Türk Büyükelçisi olarak atandı.

1993 Birleşmiş Milletler Dünya İnsan Hakları Konferansı'nda ve AGİT, İnsani Boyut Toplantıları’nda Türk Heyeti Başkanlığı'nı yaptı.

1994’te İsviçre'ye Büyükelçi olarak atandı.

1996'da Türkiye'nin Avrupa Konseyi Daimi Temsilcisi oldu. 1998 yılında Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi tarafından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargıçlığına seçildi.  2008 yılına kadar bu görevi sürdürdü.

2008'de Türkiye'ye döndükten sonra 10 yıl Milliyet gazetesinde köşe yazıları yazdı.

2011 seçimlerinde CHP İzmir Milletvekili olarak parlamentoya girdi. TBMM Adalet Komisyonu ile Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nda görev yaptı.

2009 yılında Türkiye Barolar Birliği Yılın Hukukçusu Ödülü, Türkiye Gazeteciler Cemiyeti Basın Özgürlüğü Ödülü, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Üstün Hizmet Ödülü, 2010 yılında Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği'nin Cumhuriyet Ödülü Rıza Türmen’e verildi.

İnsan Hakları ve hukuk konularında yerli ve yabancı dergilerde yayınlanmış çok sayıda makale ile kitap bölümleri kaleme aldı. "Güçsüzlerin Gücü-Türkiye'de İnsan Hakları" ve "Türkiye'de Demokrasi Arayışı" adlı iki kitabı yayımlandı.

Halen demokrasi, insan hakları ve hukuk devleti alanlarında faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarında çalışmalarını sürdüren Rıza Türmen, Türkiye Barolar Birliği İnsan Hakları Merkezi’nin eş sözcülüğünü yapıyor.

Sanata yakın ilgi duyan ve yaklaşık 40 yıldır çello (viyolonsel) çalan Rıza Türmen, T24’te 2013 yılından beri, ağırlıklı olarak temel haklar, insan hakları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları, genel hukuk ve politika konularında yazılar yazıyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Yeni anayasa (I)

Anayasanın demokratik olması yapım sürecinin demokratik olmasına bağlı. Bunun için halkın sürece katılması büyük önem taşıyor. Halkın benimsemediği bir anayasa uzun ömürlü olmayacağı gibi meşruiyeti de tartışmaya açık hale geliyor

Zorunlu din dersi ve Anayasa Mahkemesi kararı

AYM kararı olumlu bir adım olmakla birlikte, AİHM kararlarının gerisinde kalıyor

İstanbul Sözleşmesi: Danıştay kararı ve sonrası

Türkiye'nin İstanbul Sözleşmesi'nden çekilmesi kadınların şiddete karşı korunmasında büyük bir gedik yaratıp korumanın eşiğini düşürmüş ve bir yaşam hakkı sorunu doğurmuştur. Bu durumda Danıştay kararı kesinleştikten sonra AYM ve AİHM'e bireysel başvuruda bulunulması kapısı açılmıştır