27 Ağustos 2013

Anayasa sürecinin neresindeyiz?

Kamu oyunun ilgisi ve baskısı arttıkça, dört siyasal parti yeni anayasayı engelliyor görünümünden kurtulmak isteyecekler

Anayasa Uzlaşma Komisyonu 60 kadar madde üzerinde uzlaşı sağladı. Milletvekillerinin ne giyeceği konusunda bile anlaşamayan dört siyasal partinin 60 madde üzerinde anlaşması önemli bir gelişme. Böyle bir diyalog Türk demokrasi yaşamında sık görülen bir olay değil. Bu 60 madde önemli konuları kapsıyor. İnsan onuru, konut dokunulmazlığı, tutuklama, özel yaşamın gizliliği, kişisel verilerin korunması, çevre hakkı gibi temel hak ve özgürlüklere ilişkin maddeler yanında milletvekilliğinin düşmesi, milletvekilliği ile bağdaşmayan işler, yükseköğretim kurumları, mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığı, anayasa mahkemesi ile hakimler kurulu ve savcılar kurulun oluşumu gibi devletin yapısına ilişkin maddeler yer alıyor.

Uzlaşma Komisyonu şimdi ilk dört madde, vatandaşlık, eğitim gibi “güç” maddeleri görüşüyor. Görüşmelere yapıcı bir ortam egemen. Dört partinin temsilcileri de birbirlerinin söylediklerini dinliyor, anlamaya çalışıyor, bir uzlaşı olanağı bulunup bulunmadığını araştırıyor. Siyasal partiler, ideolojik gözlüklerini bir yana koyup, bu konulara Anglo Sakson hukukundaki “makul adam”ın gözlükleri ile bakabilseler uzlaşı sağlamanın sanıldığı kadar güç olmadığını görecekler.

Uzlaşma Komisyonu’nun çalışmalarını değerlendirirken, bu yolculuğu başlatan nedenleri unutmamak gerekir. Bunlar üç türlü.

Birincisi bir askeri darbenin ürününü olan, Türkiye’deki ve dünyadaki gelişmelerin gerisinde kalan, devleti bireye karşı koruma gibi bir amaç güden 1982 Anayasası’ndan kurtulmak. İkincisi Türkiye’yi AKP iktidarı döneminde girdiği demokrasi krizinden çıkarmak, temel hak ve özgürlükleri güvence altına almak, hukuk devletini kurmak. Üçüncüsü ise, herkesin  farklılıklarıyla birlikte eşit olarak yaşayabileceği çoğulcu bir demokrasiyi yerleştirmek, kutuplaşmalara son vererek birlikte yaşamayı gerçekleştirecek ortak bir zemin yaratmak, toplumsal uzlaşıyı sağlamak. Üzerinde anlaşma sağlanan 60 madde ile bu üç amacın gerçekleşmesi yönünde önemli bir mesafe kaydedildi. Başkanlık sistemi önerisi gibi Uzlaşma Komisyonu’nun çalışmalarına gölge düşüren, pek çok madde üzerinde uzlaşmayı olanaksız hale getiren, daha da önemlisi bir siyasal partinin niyetlerini hakkında ciddi kuşkulara yol açan bir öneri olmasaydı, Uzlaşma Komisyonu’nun çalışmaları bugün çok daha ileri bir noktaya ulaşabilirdi.

Öte yandan, ortaya bir taslak metin çıktıktan sonra bunu sivil toplumla paylaşmanın, sivil toplumun görüşlerini almanın katılımcı, demokratik bir anayasa yapmanın gereği olduğunu, bunun aynı zamanda Uzlaşma Komisyonu’ndaki uzlaşıcı ortamı bütün topluma yaymak gibi bir işlev göreceğini her fırsatta ısrarlı bir biçimde söyledik. Ancak bu konuda Komisyon’da bir mutabakat sağlanamadı. Bazı partiler, taslağın halka açılmasının kendi müzakere alanlarının daraltmasından, ödün vermenin güçleşmesinden kaygılandılar. Oysa tam tersine, sivil toplumun görüşlerine başvurmanın uzlaşıyı kolaylaştıracağı kanısındayım.

Bütün bunlar olup biterken, bu süreçten kuşku duyan, ya da sürece karşı olan bir kesim var. Bu kuşkulu kesim önce AKP ile hiç masaya oturulmamasını savunuyordu. Bunun yanlış olduğu anlaşıldı. Böyle bir tutum benimsenirse, AKP’nin tek başına kendi anayasasını yapmasını yolunun açılacağı ve buna meşruiyet kazandırılmış olacağı açıktı. Ayrıca, demokrasi, özgürlük taleplerinin ileri sürülebileceği bir forumdan vazgeçmek için bir neden yoktu.

Kuşkulu kesim bugün şu görüşü ileri sürüyorlar. AKP iktidarının baskıcı, demokrasiyle bağdaşmayan uygulamaları göz önüne alındığında AKP ile birlikte yapılacak bir anayasa demokrasiye değil, AKP’nin çıkarlarına hizmet eder. Eninde sonunda bu bir AKP anayasası olacak.

Anayasalar yönetenlerle yönetilenler arasındaki ilişkiyi hukuk devleti ve birey özgürlüğünün sınırları içinde kalarak düzenler. Bunu yaparken çoğunlukla işbaşına gelen bir  bir iktidarın gücünü hukuk devleti ve insan haklarıyla sınırlar. Anayasal demokrasi, iktidarın gücünü istediği gibi değil anayasada yer alan ve demokrasinin özünü oluşturan ilkelerin çizdiği sınırlar içinde kullanmasını sağlar. Anayasa Uzlaşma Komisyonu’ndaki çabalar da bu amaca yönelik.

Türkiye’de demokrasiye işlerlik kazandırmak için, temel hak ve özgürlükleri güvence altına Türkiye’de almak, hukuk devletini kurmak, yargı bağımsıızlığını sağlamak, demokrasiyi çoğunlukçuluktan çıkarıp çoğulcu niteliğe kavuşturmak, demokrasiyi kurumsallaştırmak gerekiyor. Eğer üzerinde uzlaşıya varılan 60 madde ile bu yolda mesafe alınmışsa, bundan doğru yolda olduğumuz sonucu çıkar. O zaman yapılması gereken, bu süreci engellemek değil, bu yolda yürümeye devam etmek.

Uzlaşma Komisyonu’ndaki olumlu sonuçları AKP’nin baskıcı, anti demokratik siyaseti ile nasıl bağdaştıracağız? Bu sorunun yanıtını AKP’nin kendisini nasıl tanımladığında aramak gerekir. AKP kendi iktidarını hala “demokrasi” olarak niteliyor. Yurt dışında bu tuhaf “demokrasiyi” kabul ettirmesi, demokratik ülkeler safında yer alması giderek güçleşse bile, içeride kendi tabanına demokrasi olduğuna inandırmaya çalışıyor. Bu nedenle, Uzlaşma Komisyonu’nda tek başına demokratik bir anayasayı  engelleyen durumuna düşmek istemiyor. Uzlaşma Komisyonu’nda dört siyasal partinin hiçbiri sürecin tıkanmasından sorumlu olmak istemiyor. Sorumluluğu diğer partilere yıkmak istiyor. AKP’nin başkanlık önerisi sürecin önündeki en büyük engel olduğundan bu oyunu oynamaya en çok AKP’nin gereksinmesi var. Ama öbür partiler de ideolojik saplantıları nedeniyle AKP’nin eline yeterince koz veriyorlar.

Anayasa taslağının kamu oyuna açılması ve süreç üzerinde bir kamu oyu baskısı yaratılması bu nedenle önemli. Kamu oyunun ilgisi ve baskısı arttıkça, dört siyasal parti yeni anayasayı engelliyor görünümünden kurtulmak isteyecekler. Anayasa’nın halka açılması yeni bir Anayasa yolunda uzlaşı sağlanamamasının sorumlularını halkın gözü önüne serecek.

Yeni Anayasa Türkiye’nin geleceği ile ilgili. Siyasal partiler arasındaki görüş ayrılıkları da temelde nasıl bir Türkiye görmek istediklerine ilişkin. Yeni anayasa demokratik bir Türkiye yaratmak, toplumsal barışı sağlamak için bir fırsat. Bu fırsatın küçük siyasal hesaplarla kaçmasına izin vermemeliyiz. 

Yazarın Diğer Yazıları

Konuşma ve dinlenme hakkı

Otoriter iktidarların korktuğu, gerçeklerin söylenmesidir. Foucault otoriter iktidarlara karşı direnişi, "iktidara hakikati söyleme cesareti" olarak tanımlar. Bu da konuşma gücünün ele geçirilmesiyle yakından bağlantılıdır

Osman Kavala neden tutuklu?

AİHM kararı kesinleştikten sonra Osman Kavala'nın serbest bırakılması Türkiye'de hukuk devletinin kırıntılarının hala mevcut olduğunu gösterecek

Barolar ve demokrasi

Çıkarılacak yasa ile baroların insan hakları ve hukukun üstünlüğünü savunmak gibi görevlere sahip olmamaları, sadece mesleğe ilişkin etkinlikler yürütmeleri isteniyor