14 Mart 2011

Sevdamıza göz koyanın…

Sizin siyasi hesaplarınız, kızgınlıklarınız ve çıkarlarınız vız gelir bize vız… Ne semtimizi ne de stadımızı teslim ederiz.

    

Sevdamızı kimseyle kıyaslamayacağız.

Ne hangi “Çayır”ın sadece bir liraya el değiştirdiğini hatırlayacağız ne de bizim vergilerimizle stat yaptırıp sonra da övünenleri konuşacağız.

Ne “devlet bize stat yapınca görün nasıl da alkışlayacağız” diyenleri ne de belediyesine stat yaptırıp kendini büyük sananları tartışacağız.

Biz bu ülkenin tek semt takımıyız.

Gücümüzü önce 108 yıllık maziden sonra da o semtten alırız.

Ne paranızı istedik, ne de kredinize talip olduk.

Ne avantadan arsa, arazi tahsisi dilekçesi verdik.

Ne de kıyak inşaatlardan rant talep ettik.


"Gözleriniz vardır görmez, kulağınız vardır duymaz."

Huuuuuuu...

O stadın harcında biz varız.

Müzesinde de anılarımız ve kurucularımız.

O stadın açılışında ilk golü Süleyman (Seba) attığında ‘Dolmabahçe’yi ilk titreten’ (!)  bizdik.

O stat 64 yıldır bizim.

Semtteki evimiz, çarşımız, okulumuz, hastanemiz ve inanç mabetlerimiz kadar bizim.

Dolmabahçe yolu bizimle güzel, bizimle romantik, bizimle gerçek.

Stadımız eski. Seviyoruz.

Stadımız demode. Seviyoruz.

Stadımızın tuvaletleri bozuk. Seviyoruz.

Stadımız alttan ısıtmalı değil. Seviyoruz.

Stadımız yetersiz. Sıkışırız.

Stadımızda depreme dayanıksız. Ha, o zaman bir şey yapmak lazım.

Sevdamıza ve semtimize öylesine bir “bakan” ferman buyurmuş.

“Statta tepiniyorlar” demiş.

Vals mı yapmaya gitmiştik?

Devam etmiş.

“Tepiniyorlar, Dolmabahçe Sarayı” kayıyor.

O halde “tepinmeyelim” olur mu? Siz mimarlarınızı, inşaat mühendislerinizi, restaratörlerinizi, uzmanlarınızı ve bilumum antika anıt kurumlarınızı harekete geçirmeyin. Aman, önlem almayın. Biz “tepinmeyiz” olur biter.

Bir Antep sözü var.

“Ağzını büzüşünden Ömer diyeceği belliydi” derler.

Bizim “bakan” da baklayı ağzından çıkarmış. Demiş ki “iki çözüm var: Birincisi küçük, sembolik bir spor merkezine dönüştürülebilir. Beşiktaş’a başka bir noktada stadyum yapılır. İkincisi de sporu tümüyle oradan çıkarıp, bölgeyi kültür vahasına dönüştürebiliriz.”


Beşiktaşlılar. Kara Kartallar…

Diyor ki; Stadınızı elinizden alacağız.

Bunun yolunu yapıyoruz.

Tepinmeniz bahane…

İstanbul’un her yerini tepe tepe kullandırdık. Sıra Dolmabahçe’de…

Semtimizi Beşiktaş’tan, Beşiktaş’ı bizden uzak tutacaklar.

Maksat birileri para kazansın, maksat siyaset hayatı kazısın.

Zeytinburnu’nda yer vermişler. Beğenmemişiz. Birilerine peşkeş çekilememiş. Kızmışlar.

Bilmiyorlar ki bu semt takımıyla nefes alır, nefes verir.

Bilmiyorlar ki yendiğimiz günün sabahı esnaf domatesi seçtirir, yenildiğimiz gün ağızları bıçak açmaz.

Bilmiyorlar ki o statta bizim dedemizin, babamızın, oğlumuzun, kardeşimizin anısı var.

Bilmiyorlar ki orası sadece bir stat değil. Hayat vahamız. Efkârımız, gözümüzdeki yaşımız, alın yazımız…

Ey bakan…

Uyarıyoruz…

Biz önce Beşiktaşlı, sonra sağcı, solcu, İslamcı, Liberal, muhafazakâr, ülkücü ve milliyetçiyiz.

Yani biz önce Beşiktaşlı kimliğimize sonra herhangi bir şeye inanırız.

Sabrımızla oynamayın.

Sizin siyasi hesaplarınız, kızgınlıklarınız ve çıkarlarınız vız gelir bize vız…


Ne semtimizi ne de stadımızı teslim ederiz.

  

Yazarın Diğer Yazıları

Suriyeli mültecilerin hatırlattıkları (1)

Ensar’lıktan ‘halkta büyük tepki’ ya da ‘büyük sorunlar çıkması’ gerekçesine evrilen sürecin miladı, en kolay ikna edilebileceği öngörülen AKP tabanında bile yaşanan oy kaybı ve bu oy kaybında Suriyeli mültecilerin rolüydü. İdeolojik olandan pragmatik ve hak ihlallerini barındıran dönüşümde de bu anketlerin rolü vardı

Satın alınan demokrasi

Demokrasi için cebinden para harcayıp oy veren seçmen kazandı; devletin parasını ve demokrasinin değerlerini harcayanlar kaybetti.

Yeniden…

Aradan 30 yıl geçti, dün yine sevindim; yine yenilen “3. Milliyetçi Cephe” ittifakıydı