30 Ocak 2012

Ne söylediğiniz kadar ne zaman söylediğiniz de önemlidir

Hüseyin Çelik Ak Parti sözcüsü. Belagati, konularına hakim olması...


Hüseyin Çelik Akparti sözcüsü. Belagati, konularına hakim olması ve ironiyi iyi kullanması nedeniyle iyi bir konuşmacı ve usta bir polemikçi. Kısacası işini iyi yapıyor.
Çelik aynı zamanda kimi zaman hükümetin önüne geçen, hatta hükümetten önce yaptığı açıklamalarla adeta kamuoyunun gazını almak gibi bir misyonunu da yerine getiriyor. Hatırlayın, Uludere’de yaşananlar konusunda hükümetten önce, Ak Parti sözcüsü açıklama yapmış, bilgi vermişti. 
Çelik belli periyotlarla muhalefetin ya da güç odaklarının hükümete ve Ak Parti’ye dönük eleştirilerini yanıtlamakla mükellef, işi bu.
Bu aşamada bir siyaset erbabının işini nasıl yaptığı konusunda en temel eleştiri genel adaba, siyaset kültürüne ne kadar riayet edildiği olabilirdi. Kırıp dökmeden, hakaret ve aşağılama içermeden kullanılan bir siyaset dili “sözcünün” işini yerine getirmesi için önemli bir gerek yeter şart olarak görülmeli. Çelik’in bu açıdan bir sıkıntısı yok.
Acaba sadece bu kadar bir beklenti ile mi yetinmeliyiz?
Hiç kuşkusuz hayır.
“Sözcü”nün ne söylediği kadar ne zaman söylediğini de konuşmalıyız. 
 Ahmet Şık ve Nedim Şener’in de sanıkları arasında olduğu OdaTV davasında 12’si tutuklu 14 sanık var. Tutuklu sanıkların önemli bir bölümü gazeteci. 
Haklarındaki suçlamalar ile nihai kararı yargı verecek. Bu karar alma süreci kendi içinde son derece sıkıntılı ve  kamuoyunu rahatsız eden gelişmelerle malul. Dava ve iddianameye ilişkin eleştiriler, yargılama sürecinin hala tutukluluk haliyle birlikte sürdürülmesi gibi bir garabet ise tam 335 gündür süregeldi.
Tarih 27 Ocak’tı. Tutuklu gazeteciler ve aileleri büyük bir heyecanla o günü bekliyordu.  Zira Cuma günleri sanıkların tahliye talebinde bulunma hakları vardı.
Tahliye talebinin dile getirildiği saatlerde, bir mahkeme salonu insan nefes nefese mahkeme heyetinin kararını beklediğinde, Hüseyin Çelik “güncel konularla” ilgili basın toplantısını yaptı. Bir gazetecinin Amerikan Büyükelçisi’nin gazeteci tutuklamalarını eleştiren açıklaması ile ilgili bakın ne dedi:

"Gazetecilerin içerde olmasını ben anlamıyorum diyor. Anlamaması normal çünkü o dava dosyasının hepsine vakıf olduğu kanaatinde değilim. Ben de gazetecilerin içerde olmaması gerektiğini düşünüyorum. Gazetecilik yaptığı için bir insan içeri girdiği zaman ben sayın Riciardione'den daha sert tepki gösteririm. Düşünce özgürlüğüne sonuna kadar evet.
Matbaacılık saygın bir meslektir ama orada sahte para basarsanız polis orayı basar. O zaman kimse 'bu matbaacılardan ne istiyorsunuz' hakkına sahip olmaz. Otelcilik saygın bir iştir ama orada fuhuş yaptırılırsa polis orayı basar. Kimse, 'otelcilerden ne istiyorsunuz' diyemez. Bir taraftan basın kartı taşıyacak, basın mensubu kimliği taşıyacak ama bir taraftan da terör örgütleriyle koyun koyuna olacak. Bu dünyanın her yerinde adli idari kovuşturmaya sebep olur.
Zaman zaman Türkiye'de de insanlar düşüncesini ifade ettiği için mağdur olmuyor mu- Bununla ilgili istisnai örnekler vardır. Bununla ilgili olarak iktidar olarak biz de tepkimizi gösteriyoruz. Eğer bu, şiddeti kutsamak, terörü öngörmek, eğer bu terörü tahrik ve teşvik etmek veya birine lojistik destek sağlamak anlamındaysa bu takibi farklıdır."

Bu açıklamadan üç dört saat sonra heyet kararını açıkladı. Bütün tahliye talepleri reddedilmiş meslektaşlarımız için bir sonraki duruşma 1.5 ay sonrasına verilmişti. Yani 45 gün daha hapis yatacaklardı.
Şunun altını çizmek gerekir. “Hüseyin Çelik bu açıklamayı yaptığı için mahkeme tahliye talebini reddetti” demek kastını aşan bir yorum olurdu. 
Ancak siyaset kurumunun kamuoyunun gündemindeki kritik  davalarda sadece kullandığı dile değil, zamanlamaya da dikkat etmesi gerekir. Aksi takdirde yukarda vurgulanan “kastını aşan yorumlara” birileri inanır ki herhalde bunu Ak Parti sözcüsü de istemez.

Yazarın Diğer Yazıları

Suriyeli mültecilerin hatırlattıkları (1)

Ensar’lıktan ‘halkta büyük tepki’ ya da ‘büyük sorunlar çıkması’ gerekçesine evrilen sürecin miladı, en kolay ikna edilebileceği öngörülen AKP tabanında bile yaşanan oy kaybı ve bu oy kaybında Suriyeli mültecilerin rolüydü. İdeolojik olandan pragmatik ve hak ihlallerini barındıran dönüşümde de bu anketlerin rolü vardı

Satın alınan demokrasi

Demokrasi için cebinden para harcayıp oy veren seçmen kazandı; devletin parasını ve demokrasinin değerlerini harcayanlar kaybetti.

Yeniden…

Aradan 30 yıl geçti, dün yine sevindim; yine yenilen “3. Milliyetçi Cephe” ittifakıydı