22 Kasım 2010

Konyalıdan başkasına…. (Beşiktaş Yazıları-1)

Hem ben yazacağım, hem de Beşiktaşımızı konuşacak bir platform yaratacağız...

Sevgili okur,
T24’ün en devamsız, en hayta ve en haylaz yazarı olma sıfatlarını fena halde hak ettiğimin bilincindeyim.
Sevgili Doğan Akın’ın engin hoşgörüsü ile hâlâ o köşenin ve fotoğrafın muhafaza edildiğini de biliyorum.
Başka?
Hayatımın en yoğun dönemini yaşıyorum. Yaptıklarımı anlatsam belki kendimi affettirebilirim ama o zaman da kimse o niyetle okumaz. Adımız başka şeye çıkar.
Yazarlar türlü türlü.
Bildiğini, okuduğunu, öğrendiğini (haber), özel yaşamını, tükettiğini yazar tipleri var.
Malumatfuruşu var,  polemikçisi var, ustası var, yalakası,uğursuzu var.
Galiba bir de sevdiğini yazanlar var.
Ben bu kategoriye girmeye karar verdim. Sevdiğim bir ‘şeyi’ yazacağım. Başlıktan okuduğunuz için benim sevdiğim malum. Beşiktaş.
Hem ben yazacağım, hem de Beşiktaşımızı  konuşacak bir platform yaratacağız. “Ne gerek vardı anacığım?” diyebilirsiniz. Ama nasılsa benden daha muhkem yazar taifesinin gırla olduğu bir camiayız. Sizin beklentilerinizi karşılayacak mutlaka birileri vardır. Oradan okursunuz.
“İyi de biz FB, GS, VS.’deniz e, şimdi ne olacak muhterem?” diye soranlardansanız, yapacak bir şey yok. Mecburen   bu yazarı pas geçeceksiniz. O da kendine dert etmeyecek, ya da “maç sonraları nasıldır bu Beşiktaşlının halet-i ruhiyesi” diye merak edeceksiniz ve yüzde 100 subjektif yazılarla, fena halde taraflı yorumlarla bu beklentinizin ziyadesiyle karşılandığını okuyacaksınız.
Devam edelim.
Bu hafta ruh halimiz: resmen çökmüş vaziyetteyiz.
Maç çıkışı şapşal şapşal birbirimize bakıyorduk. Stattan bir süre çıkamadık. Ama garibim (!)  Holosko dışında da doğru dürüst kimseye de kızamadık.
Eskiden yönetimle başlayıp, ‘ruhsuz topçularla’ süregelen bir dizi öfke nesnesi varken bu defa Schuster’e mi? 13 maçın 5’inde forma giyebilen Quarezma’ya mı? Kasımpaşa maçında yorgunluktan neredeyse sahayı sedyeyle terk etmesi gereken Guti’nin kaçırdığı penaltıya mı? 
Neye yansak, kime kızsak bilemedik.
Beşiktaş tribünü matraktır. Bir gol atıldığında tribün, “yallah cinler yallah, kış kış cinler kış kış” diye bağırır.  Başarısızlıklarda, İyi sıhatte olsunların parmağı olduğuna inanılır. Ama asıl mevzu bizim yerli “Galaktikos”un daha şimdiden malulen emekliye ayrılmasındadır. Yaş ortalaması itibariyle Süper Lig’in ağır abisi konumunda olan Beşiktaş, ne yazık ki İnönü’de bize iki haftada bir işkence  yapmaktadır.
Sustukça işkencenin dozu da artmaktadır.
Olan, maç öncesi semtte kırdığımız desibel rekorları ve bünyenin sevdiği diğer tüketim araçlarına olmaktadır.
İnönü’de biz işkence çekerken, bir yandan da geleceğin aktörleri yetişmektedir. Beşiktaş İnönü’de 10 puan kaybetmiştir. Ama öte yandan Türk sineması “kaleci oscarı”na layık kale bekçileri ile yine bu statta tanışmıştır.
Beşiktaş’a gol atan takımın oyuncuları hemen ölümcül sakatlıklarla (!) yeşil sahayı, ortopedi servisine çevirmektedir. Yatanı ancak sedye ile kazırken, sahaya dönüşü muhteşem olmakta, “biz de tribünden yahu bu ölmemiş miydi?” diye hayretle bu “delikanlı” topçuyu izlemekteyizdir.
Delikanlı tribünümüzün “ayağa kalkın, erkek gibi oynayın” tezahüratı havada uçuşsa da belli ki dizilişi anlatan teknik direktör, 32 kısım tekmili birden yatınca nasıl kalkılmaz, zaman’e hırsızlığını da öğretmektedir. En acısı da  İnönü’de yetişen bir kardeşimizin (Ziya Doğan) oyuncusunu “Allah rahatlık versin” temennisiyle izlemesidir.
Eyyamcı hakem camiası da maçın bitimine birkaç dakika kala zor rollerin oyuncusu kalecilere ‘nihayet’ sarı kart vermekte ve bizler de haliyle ‘daha önceleri neredeydiniz’i koro ve argo yorumuyla terennüm etmekteyizdir. Bu sahneden bu sezon üç tane sayabilme cüretim vardır.
Konya kalecisi Gökhan bu haftanın starıdır. Kurtardığı goller için değil, oynadığı o dramatik ve hepimizin içini bayan “sakatlanmış adam” rolü ile h(el)ak edilmiş dakikalar için ödülü vermişizdir. Kıymetini bilmesini isteriz.
Ne yapalım? Puan kaybedince ille de kızacak bir şey bulacağız. Aksi takdirde kendimize kızarız ki Beşiktaş’ta bu kızgınlıkların bedeli kaotik tribün demektir. Umarım vakti gelmez.  Bir daha görmeyiz.
Umutsuzuz.
Ama Beşiktaşlıyız. Siz hiç 6. Sırada olan takımın dopdolu tribünlere oynadığını gördünüz mü? Keşke gelseydiniz. 
Halkın Takımı’ndaki kardeşlerimin yazdığı pankarttaki gibi…
Terk etmez ki sevdan bizi….

Yazarın Diğer Yazıları

Trampetsiz 15 Temmuz

Sonra zamanın döngüsü içinde, “milli beraberlik” halinden sapanlar/sapmayanlar ikileminde bir turnusol kağıdı olduğu günlerden geçtik...

Beşiktaş’ın Feda(i)si ve Şeref’lerine dair bir öykü

Kan damlaları Dolmabahçe’den Beşiktaş’a doğru birer metrelik aralıklarla takip ediyordu Yüzbaşı Şeref’i...

Şimdi de ona dokunan yanıyor

Bir lider karizmasını ne kadar sürebilir? Geçmişte 'yansak da dokunacağız' diyenler oldu. Olmaya da devam edecek