08 Mayıs 2022

Dünya Sağlık Örgütü fazladan ölümleri nasıl hesapladı?

1 Ocak 2020 ile 31 Aralık 2021 tarihleri arasındaki 24 ayda Covid-19 ile ilişkili küresel fazladan ölümler 14,91 milyon olarak bulunmuş

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), 5 Mayıs 2022 tarihinde Covid-19 pandemisinin yol açtığı fazladan ölümler ile ilgili bir rapor yayımladı.1

Bu raporun verileri son birkaç gün içerisinde türlü türlü konuşuldu.

1 Ocak 2020 ile 31 Aralık 2021 tarihleri arasındaki 24 ayda Covid-19 ile ilişkili küresel fazladan ölümler 14,91 milyon olarak bulunmuş. Bu sayı, küresel olarak bildirilen Covid-19 ölümlerinden 9,49 milyon daha fazla ölüm ya da bildirilenden 2.75 kat fazla ölüm anlamına geliyor.

Raporun sonucu çok çarpıcı, ama en az bunun kadar dikkat çekici olan raporun yöntemi ve süreci. 

Önce, “fazladan ölümler” ya da bazı kaynaklardaki kullanımı ile “ek ölümler” ne anlama geliyor?

Fazladan ölüm,1

- Ülkeler tarafından sayılan ve DSÖ'ye bildirilen doğrudan Covid-19'a atfedilebilen ölümleri içerir.

- Ayrıca, ülkeler tarafından sayılmayan veya bildirilmeyen, doğrudan Covid-19'a atfedilebilen ölümleri de içerir.

- Ayrıca, pandeminin sağlık sistemleri ve toplum üzerindeki daha geniş etkisinden kaynaklanan diğer nedenler ve hastalıklar nedeniyle Covid-19 ile dolaylı olarak ilişkili ölümleri de içerir.

- Son olarak, bu hesaplamada normal şartlar altında meydana gelebilecek ancak kapanmalar, seyahat kısıtlamaları gibi sosyal koşullardaki ya da maske kullanımı gibi kişisel davranışlardaki pandemi ile ilgili değişiklikler nedeniyle örneğin trafik kazaları ya da grip enfeksiyonuna bağlı ölümlerin azalması gibi önlenen ölümler ise eksi olarak değerlendirilir.

DSÖ, fazladan ölümleri nasıl hesapladı?

Ülkelerin çoğunda ölüm verilerinin bildirimi ile ilgili sorun var. Pandemi döneminde bu durum daha da arttı. Temel verilerdeki boşluklar nedeniyle standart yöntemler kullanılamadığından ülkeler için mevcut verilere dayalı olarak beklenen ve toplam ölümleri üretmek için istatistiksel yöntemler gerekti. Bu nedenle bu rakamlara 'tahmin' deniliyor.

Özetle, DSÖ’nün değerleri birer tahmin ve bir istatistiksel modele dayanıyor: Poisson regresyon modeli. Burada önemli bir konu var: Her model, girdisi kadar güçlü.

Hiç köprü görmemiş bir mimari öğrencisine, sadece amacını ve bazı özelliklerini anlatarak bir köprü yapmasını isterseniz, bu gerçek hayatta kullanılabilecek olan köprüye pek yaklaşamayabilir. Oysa, öğrenciye daha önce farklı amaçlarla yapılmış bir çok köprünün resmini, videosunu gösterir, daha da iyisi onları ziyaret ederek gözlemlemesini sağlarsanız ve köprünün çizilmesini istediğiniz konumun rüzgar durumu gibi bazı temel özelliklerini paylaşırsanız, sizin istediğiniz yer için çok daha uygun, kullanışlı bir köprü modeli çizecektir. Gereken ve doğru veri varsa model de o kadar gerçekçi olur.

İşte tam da bu nedenle, yani girdilerdeki sorunlar nedeni ile DSÖ tahminleri de ülke başına bir dizi belirsizliğe sahip ve bu belirsizlik düzeyi, bir ülkenin raporlama kapasitesi ve değişken veri kalitesiyle doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle, DSÖ belirsizliğin üst ve alt sınırlarını belli bir olasılıkta veriyor tahminlerinde. Örneğin, küresel durumun ortalamasını 14,9 olarak verirken, 13,3 milyon ile 16.6 milyon arasında bir tahmin olduğunu da yayımlıyor.

DSÖ’nün modelinin yapısı raporda şeffaf bir şekilde yer alıyor. Veri tabanının geçirdiği bütün aşamaları izleyebiliyorsunuz. Ayrıca, rapor yayımlanmadan önce, üye ülkelerine de danışmış. Ağustos 2021'de, her ülkeden bu süreçte teknik ekiple etkileşimde bulunacak bir ulusal odak noktası belirlenmesi talep edilmiş. Her üye ülke için belirlenmiş odak noktalarından, Covid-19 pandemisi ile ilişkili fazladan ölümlülük tahminlerini, kullanılan veri kaynaklarını ve yöntemleri gözden geçirmeleri ve daha önce DSÖ'nün erişemediği birincil veri kaynaklarını paylaşmaları istenmiş. Ülke istişareleri sırasında herhangi bir ek geri bildirim de dikkate alınmış. Ekim 2021'de, her ülke için hazırlanan Covid-19 pandemisi ile ilişkili fazladan ölüm durumlarına ilişkin taslak tahminler ve bu tahminleri üretmek için uygulanan yöntem paylaşılmış. Tahminleri ve yöntemi sunmak için bölgesel çevrimiçi seminerler düzenlenmiş ve her türlü soruya yanıt verme fırsatı sağlanmış. Bütün bunlardan sonra da tartışma paneli Kasım 2021’e kadar açık kalmış.

Bu süreçte ülkelerin itirazları olmuş.  

Bunlardan en çok konuşulanı Hindistan’ınki oldu. Hindistan’ın itirazları basına da düştü ve hatta bu nedenle Ocak ayında hazır olan raporun yayımlanmasının geciktiği biliniyor.

Pandemiden en çok etkilenen ülkelerden biri olan Hindistan, DSÖ’nün yaklaşık 4,7 milyon fazladan ölüme neden olduğu tahminini reddetti. Bu sayı, Hindistan’ın 2021'in sonuna kadar kendi rakamı olan 481.080 ölümden yaklaşık 10 kat daha fazla. Ülke bunu reddetse de, geçen yıl delta varyantının yıkıcı dalgası sırasında, ülkenin sağlık sisteminin bu yükü karşılayamadığı biliniyor. Hastane yatakları dolmuş, oksijen sıkıntısı yaşanmış, ülkede otoparklarda ölü yakma törenleri düzenlenmiş ve Ganj Nehri'nde yüzen cesetler bulunmuştu. Bu hafta hükümet, önceki iki yıla kıyasla ölümlerde yüzde 11 artış gösteren 2020 verilerini paylaştı. Ancak Delta dalgası 2021 yılında gerçekleşti; bu nedenle ölümler asıl 2021 yılında. Bu nedenle de,  DSÖ tahminleri açısından 2021 yılı ölümlerindeki artış daha belirleyici.

Ancak Hindistan, ölümlerin önemli ölçüde eksik bildirildiği tek ülke değil. Örneğin ülkemiz için de dünya oranına benzer şekilde bildirilene göre ölümlerin 2,7 kat daha fazla olduğu hesaplanmış.

Ülkelerin itirazlarını bir ölçüye kadar anlayabiliyorum. Her çalışmanın kısıtlılıkları vardır. Zaten bu hesaplamaları yapan ekip de bu sorunlara da yer veriyor raporlarında.

Sırası gelmişken, raporu çalışan uzmanlar gerçekten de bir “rüya takımı”.

Fazladan ölümleri hesaplamak karmaşık bir süreç. Küresel olarak ülkelerin yaklaşık yarısı, tüm nedenlere bağlı ölümlerin sayısını düzenli olarak bildirmemekte, diğerleri sadece kısmi veri sağlamakta. Örneğin, DSÖ’nün Afrika bölgesinde uzmanları, 47 ülkeden sadece altısına ait verilere sahip olduklarını belirtiyorlar. Ayrıca, bu hesaplamalar ile ilgili olarak ülkelerin yaş dağılımları, o dönemdeki hava koşulları ya da çatışmalar gibi başka olağandışı durumlar gibi kısıtlılıklar da var.

Tüm bunlara rağmen, elimizde standart bir yaklaşımla elde edilmiş en iyi tahminler var. Yöntemi elbette sonrasında daha iyisini yapmak üzere tartışalım. Ama ülkeler olarak “benim verim iyidir” gibi bir savunmacı yaklaşım yerine “neleri düzeltmem gerekiyor”a odaklanmak en doğrusu olacaktır.

Önümüzde yeni olağandışı dönemler olacak.

Bu rapordan çıkarılacak çok ders var.

İlki, veriye ve dolayısıyla bilgiye dayalı salgın yönetiminin gerekliliği.

İkincisi de, yeni pandemiler ya da olağandışı durumlar sırasında temel sağlık hizmetlerini sürdürebilmemizi sağlayacak daha dayanıklı sağlık sistemlerine yatırım yapma ihtiyacımız.

Londra’ya gidenler bilir, metrodan onların deyişiyle “Underground”tan inerken tren ile platform arasında boşluğa dikkate çekmek ve düşmeleri engellemek için her kapı açılışında bir anons geçer.

“Mind the gap!”

“Açıklığa dikkat et!”

Önlemek için açıklıklarımızı bilmemiz gerekiyor.

Sonrasında da onları ortadan kaldırmak.

Yazarın Diğer Yazıları

Nasıl bir hayatımız olurdu?

"Yaşamla ölüm arasında bir kütüphane var. Bu kütüphanedeki raflar sonsuza kadar gider. Her kitap yaşamış olabileceğin başka bir hayatı yaşama şansını sunar sana. Farklı seçimler yapmış olsan, şu anda nasıl bir hayatın olacağını görürsün…"

Samanyolu

Oralarda bir yerlerde tanrısal sonsuzlarında Zeus ve Hera oturadursunlar, ölümlü yaşamları olan bizler, birbiri üzerine eklenen yaşamlar ve o yaşamların emekleri ile bu yolculuğu sürdüreceğiz

Peki, şimdi ne yapalım? | Maske takmaya devam edelim mi?

Karar vatandaş olarak bize bırakılırsa ne yapacağız?