31 Ağustos 2010

'İyi' İçin Yarışmak

İyi’nin ve doğru’nun tanımı zordur; doğru’nun tanımı ise, zorluğu bir yana, haksız ve imkânsızdır da...

İyi’nin ve doğru’nun tanımı zordur; doğru’nun tanımı ise, zorluğu bir yana, haksız ve imkânsızdır da. Haksızdır, çünkü güçlünün değer yargısını hakim kılar. Muktedirin doğrusu herkesin doğrusu kılınmaya çalışılır. Ötekilerin kendi düşünce, inanç ve değerlerinden süzülen doğrular münafıklık, sapma, ihanet sayılır. Doğru görecelidir, ideolojiktir, cemaatçidir. Birinin doğrusuyla ötekinin doğrusu -aynı kavramları kullandıkları, aynı sözcüklerle ifade ettikleri zaman bile- çatışır. Farklı inanç, kültür, sınıf ve ideolojilerin çatıştıkları ortamlarda mutlak doğrular vaaz etmek ve mutlak doğrular adına kavgaya girmek ister istemez bir inancın, bir ideolojinin kendi doğrusunu ötekinin doğrusuna hakim kılmak için güç kullanımına, zorbalığa, diktatörlüğe, en hafifinden mahalle baskısına başvurmasına yol açar.
İyi kavramı da kuşkusuz bir yanıyla özneldir; senin iyinle benim iyim aynı olmayabilir. Ama, iyinin üzerinde anlaşılabilecek somut bir gerçekliği de vardır. İyi, insanla ve canlıyla daha bire bir ilişkili bir kavramdır ve doğru’nun ahlaki-ideolojik çerçevesine sığmayan daha geniş ve insancıl bir özü vardır.
Epeyce uzak bir geçmişte kalmış sekiz sömestrelik bir felsefe eğitimiyle çizmeyi aşıp felsefecilerin alanına girmek istemem ama, bence “iyi” On Emir’den bu yana, toplumsal bir varlık olan insanın soyunu devam ettirip geliştirmesi, maddi-manevi zenginleşmesi için zorunlu davranış normlarıyla belirlenir: Öldürmeyeceksin, çalmayacaksın, yalan söylemeyeceksin, iftira atmayacaksın, komşunun malına kem gözle bakmayacak, haset etmeyeceksin, vb... Çok özetleyecek, süzüp süzüp bir cümleye indirgeyecek olursak: insanı ve canlıyı yok edecek, tahrip edecek, maddi-manevi varlığına zarar verecek şeylerden kaçınacaksın. Bu davranış normları iyidir, tersi kötüdür. Meseleye böyle bakarsak iyi ve kötünün, insan/canlı odaklı, çok daha temel ve daha az tartışmalı bir kavram olduğunu görürüz.
..............................
Cephelerin komutanları ve silahşörleri dışında büyük çoğunluğumuzun şikâyetçi olduğu bu cepheleşme ve çatışma ortamında işleri biraz basitleştirip, her birimiz için farklı anlamlarla yüklü cepheleştirici, ayırıcı doğrular yerine daha yalın, daha insani, daha evrensel iyiler peşinde koşmaya ne dersiniz? Ne olur siyasetçilerimiz ve hepimiz, kendi doğrularımızda tepinmek yerine ortak iyileri yaşama geçirmeye çalışsak. Biliyorum, kimileri “Böyle sazan siyaseti olmaz, siyasal mücadele iyi niyeti ve saflığı kaldırmaz”, diyecekler ve kendi doğrularını herkese gerekirse zorla kabul ettirmek için gerçek ve sanal meydanlarda anlamsız ve tüketici bir savaşı sürdürecekler. Oysa, tıpkı başka bir dünya gibi insanın iyiliğine ve mutluluğuna odaklı, diyalog ve uzlaşmaya yönelik başka bir siyaset de mümkün.
Son gelişmelerden birkaç örnek: AKP “açılım” dedi; ağzına yüzüne bulaştırsa da Kürt meselesinin çözümünde bir adım atmaya niyetlendi. Karşısındaki milliyetçi/ulusalcı muhalefet cephesi “Ülkeyi bölüyorlar, İmralı’ya af çıkaracaklar, ihanet, rezalet” diye kıyameti kopardı, AKP pıstı. Zaman geçti, referandumda hayır için Kürt oyları avına çıkan CHP lideri, daha sonra her zamanki gibi çark etse de genel aftan söz etti; bu defa AKP lideri, “Sana mı düştü, genel af ne demek! Öcalan’a af getirmek istiyorsunuz” falan diye yağıp gürlemeye başladı. CHP açıklama yaptı, AKP’nin 2006’da fiilen Öcalan’a af anlamına gelecek bir düzenleme yapmak istediğini bunu da kendilerinin kahramanca engellediklerini açıkladı.
Özetle, genel af da dahil, kim bu sorunu çözecek yarışı yerine neden bu sorunu çözmeye çalışıyorsunuz dalaşı başladı. Şimdi ben soruyorum: Bu ülkenin insanları için, hepimiz için iyi olan nedir? Sorunun çözümü değil mi? Kanın durması, insanların özgürleşmesi, bunun için bir af çıkarılmasına ihtiyaç varsa af çıkarılması değil mi? Peki neden “iyi” için yarışmak yerine “iyi”yi yok etmek, karalamak, tahrip etmek için yarışıyorsunuz? 
Bir başka örnek, idam cezasının kaldırılması meselesi. İdam gibi ilkel bir uygulamanın kendi iktidar ortaklığı döneminde kaldırılmasının onurunu taşıması gereken MHP, aslında idamın kaldırılmasına nasıl da karşı olduğunu, nasıl zorlandığını falan anlatmak için yırtınıyor. Devlet Bahçeli’nin darağacını hatırlatan düğümlü bir urganı seçim meydanlarında sallayarak oy istemesinin iğrençliği hâlâ hatırlarda. Buna karşılık, “Devr-i iktidarınızda başardığınız çok az sayıda iyi işlerden biri idamın kaldırılmasıdır”, demesi gereken Tayyip Erdoğan ne yapıyor? İdamı siz kaldırdınız, Apo’yu siz kurtardınız diye yükleniyor MHP’ye. Yani insanın, ülkenin yararına olan, insanlığın temel şartı ve iyi’si “öldürmeyeceksin” normuna uyduğu için.
Güncelden bir örnek de referanduma sunulan anayasa değişikliği maddeleri: Kafanızın, vicdanınızın bastığı maddeler olabilir, basmadığı maddeler olabilir; tavrınız kendi meşrebinize göre evet, hayır, boykot olabilir; ama yeminli hayırcıların bile, çoğunun demokratikleşme ve sivilleşme yolunda önemli adımlar  olduğunu kabul ettikleri bu değişiklikleri, bunları AKP yapıyor diye külliyen reddetmek, kötülemek, AKP’ye kızıp yorgan yakmak niye? İyi’de buluşulamaz mıydı, daha iyi için yarışılamaz mıydı? Örneğin maddeler oylanırken Meclis’i boykot etmek yerine muhalefetin de ileri, iyi ve gerekli bulduğu maddelerin oylamasına girilip, evet oyu kullanılıp, bunların referanduma sunulmasına gerek kalmadan yasalaşması sağlanamaz mıydı? Muhalefet ve yandaşları anayasa değişikliklerinin paket halinde sunulmasına kesinlikle ve haklı olarak karşı çıkıyorlar, ama o paketi dağıtma ve sakıncalı gördükleri maddeleri ayırma olanakları varken bu yola gitmeyip toptan reddiyeciliği siyaset sandıklarını unutuyorlar.
Diyeceğim o ki, şu sıralarda Türkiye siyasal arenasında yarış, iyi için değil kötülükte birbirini aşmak için yapılıyor. Genel affı ben çıkaracağım, insan hayatını ve bireyi devlete karşı da ben koruyacağım, özgürlükleri ben genişleteceğim, vb. yerine; neden genel affı ağzına alıyorsun, neden idam etmedin, neden demokratik hak ve özgürlükleri genişletiyorsun diye saldırıyor taraflar birbirlerine.
Ve bizler, bu ülkenin yurttaşları ve seçmenleri, bu kötülük yarışında taraf oluyor, hatta amigoluk yapıyoruz. Oysa bir kez, “İyi için, yani sadece yaşam ve özgürlük için mücadele edin birbirinizle; kötülük yarışında size tek bir oyumuz, hiçbir desteğimiz yok” diye haykırabilsek, belki o zaman cephelerin dar ve tüketici çemberlerini aşıp iyi’de buluşabilir, siyaseti de farklı bir yola yönlendirebilirdik.




 

Yazarın Diğer Yazıları

Bir yazamama yazısı

Yazıyoruz, söylüyoruz, bağırıyoruz, feryat ediyoruz da ne oluyor, ne değişiyor! Anlamsızlık, yetersizlik, boşuna çaba duygusu

Çocukları kefene sokan ruh hastası ilkel zihniyet

ÇEDES'in amacı çocuklarda çevre duyarlılığını geliştirmek ise, ormanlarımızın, tarım topraklarının, doğal zenginliklerimizin nasıl yok edildiğini, açgözlü vahşi talan düzeninin doğal yaşamı nasıl katlettiğini öğretin

Devletin birliğini bütünlüğünü bozan hainler kimler?

Dikkatimi çeken, Demirtaş'a devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmaktan, Figen Yüksekdağ'a da devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmaya yardımdan ceza kesilmiş olması. Soruyorum: Devletin bütünlüğünü, milletin birliğini bozanlar Kobane davasında mahkûm edilenler mi, onları mahkûm ettirenler mi?