17 Ocak 2019

Brexit, sıkıysa çek git

Felâket senaryolarını gerçekleştirmek tam bir akılsızlık olur

Londra dışındaki İngiliz halkı ve Galler, Brexit oylamasında katı ulusalcı bir tavrı benimseyerek çoğunluğu sağladılar, böylece Birleşik Krallığı AB belâsından (!) kurtaracaklarını düşündüler. Aradan ikibuçuk yıl geçti. İşler iyice karıştı.

Geldiğimiz noktada Birleşik Krallık AB’dan gerçekten çıkmak istiyor mu, belli değil. Bir yandan “Çıkacağız” diyorlar, yani kalınmasına karış görünüyorlar; öbür yandan “Anlaşma yapmadan çıkarsak felâket olur” diyorlar. AB’den çıkmayı istiyorsanız, icabında AB ile ilişkilerinizi, ikili anlaşma yapmadan, herhangi bir üçüncü ülke gibi sadece Dünya Ticaret Örgütü kurallarına göre sürdürmeyi de göze alacaksınız.

Akıllılar! AB üyeliğinin sorumluluklarından kurtulup AB üyelerine özgü birtakım avantajlarından yararlanmayı sürdürmek istiyorlar. Gel gelelim, günümüz Avrupa’sında tek akıllı kesim muhafazakâr İngilizler değil. Nerede Aziz Nesin’in İngilizleri?

Kısa bir süre İngiltere’nin taşrasında bulunmuştum: Brexitland. Gördüğüm kadarıyla göçmenler yüzünden o asûde düzenin bozulacağından korkuyor Brexitciler, özellikle yaşlı kesim. Commonwealth ülkelerinden gelenlere pek ses çıkardıkları yok, ama yeni AB üyelerinden gelenlerden rahatsız oluyorlar, yani esprili söylersek, İngiltere’yi Slavlar, Romanlar istilâ edecek diye AB’ye kızıyorlar.

David Cameron meseleyi halka anlatamadı. Diğer AB ülkelerinden iş gücü ithali konusunu da koruma önlemlerine (safeguard) bağlamak için daha fazla çaba gösterebilirdi. Politikacı kötü olunca ülke bu hallere düşüyor işte!

Şimdiye kadar İngiltere’nin Batı dünyasındaki bir işlevi de ABD ile AB arasında bağlaç olmak idi. Trump yerine başka bir başkan olsaydı, bu stratejik gerçeği kavrar, işe dışarıdan karışıp yangına körükle gitmezdi.

Bana göre, Theresa May iyi niyetle çalıştı. Bir yandan Brexit kararını uygulayarak demokrasi ilkesine saygı göstermek, öbür yandan İngiltere’yi AB’den koparmamak hedeflerini benimsedi. Ne yazık ki, ne ona ne buna yaranabildi. Yaptığı AB’den çekilme anlaşmasını parlamento reddetti. Bakalım B planından ne çıkacak? Birleşik Krallık AB’den tam olarak kopmayı göze alabilecek mi, yoksa ‘Biz dışarıda kalalım, ama kapıyı açık bırakın, gönlümüzce girip çıkalım’ ısrarı sürecek mi? 

Anladığım kadarıyla May’in anlaşmasına, hükümeti desteleyen çoğunluk içinden özellikle iki konuda muhalefet gösterildi. Eğer bu konularda muhalefet olmasaydı anlaşma kabul edilirdi (İşçi Partisi aslında haklı olarak Brexit’e karşı. Onların hesabı başka. Tutar mı göreceğiz.)

Birinci konu Kuzey İrlanda. Kuzey İrlanda’nın, ayrıntıya girmeyelim, genel bir anlaşma yapılana kadar özel bir statüsü olacak. Kabaca söylersek, Kuzey İrlanda birçok konuda sanki AB’nin bir parçasıymış gibi devam edecek. İrlanda ile Kuzey İrlanda arasında katı bir AB sınırı ya da duvarı olmayacak. Buna karşılık, Kuzey İrlanda ile Birleşik Krallığın geri kalanı arasında bir tür gümrük sınırı olabilecek.

Konuya uzak olduğumuz için May’ın taviz verdiğini düşünebiliriz. Ancak bu taviz değil, Kuzey İrlanda konusundaki 1998 tarihli “İyi Cuma “ anlaşmasının gereği. Bu anlaşma İrlanda ile Kuzey İrlanda arasında her alanda yakınlaşma öngörüyor. AB’den ayrı bir anlaşma. İngiltere AB’den çıkıyorum diye bu anlaşmayı bozamaz, uygulamak zorunda. AB’den ayrı bir anlaşma ama, bence, kısmen AB’nin sağladığı ortam sayesinde gerçekleşmiş bir anlaşma. İngiltere ile İrlanda AB’ye aynı yıl, 1973’de üye olmuşlardı. İki ülke arasında AB bütünleşmesi böylece zaten gerçekleşmişti. Eğer bu bütünleşme olmasaydı “iyi Cuma” anlaşmasını yapmak çok daha zor olurdu. Gelecekte AB ile Birleşik Krallık arasında nasıl bir anlaşma yapılırsa yapılsın, “İyi Cuma” nedeniyle irlanda ile Kuzey irlanda arasında katı bir sınır oluşturulmaması gerekecek, dolayısıyla Kuzey irlanda özel bir konumda olacaktır.

İkinci sorun da, birçok muhafazakâr politikacının, AB ile ilişkilerin sürdürülmesinde bir çok alanda AB mevzuatını uygulamak gereğini egemenlik kavramıyla bağdaştıramamaları. Ne var, AB pazarına girmek için gerekli bir durum bu. Alternatif nedir? AB üyeliğini reddetmiş olan İsviçre’yi örnek alabilirler. İsviçre AB ülkelerinden gelen işgücüne kolay geçit vermediği için ilginç bir model olabilir. İsviçre ile AB arasında 20 ana anlaşma, 100 kadar ikincil anlaşma vardır. Birkaç yıldır da kurumsal çerçeve anlaşması müzakere ediyorlar. Ancak, İsviçre de konuların belki yüzde doksanında AB mevzuatıyla uyumlu davranıyor. Dolayısıyla İngiliz muhafazakârlarını rahatsız eden egemenlik konusunu tam olarak halletmek için AB’den tam olarak uzaklaşmak gerekiyor.

Ne var ki, ne Kuzey İrlanda sorunu, ne iktisadi / ticari çıkarları, ne de terörizm gibi dış tehditlere karşı AB ile işbirliği yapma ihtiyacı İngiltere’nin AB ile ilişkilerini kesip atmasına izin verir. Akıllı İngilizler bunun farkında. Öte yandan, AB de İngiltere’yi kaybetmek istemiyor. Felâket senaryolarını gerçekleştirmek tam bir akılsızlık olur. Kanımca, aklın yolu izlenirse, ne kadar zaman alır bilmem, belki yıllar sürer, ama bu sorun aşılır. Bir an önce aşılması Avrupa’nın da, dünyanın da yararınadır.

Yazarın Diğer Yazıları

Ya demokrasi ya istibdat

İstanbul’da gür sesle ‘demokrasi’ demiştir

Denize düşen…

Düşünebiliyor musunuz? AKP, MHP ve Hafız Esad’ın arkadaşı aynı saftalar...

Güçlü demokrasi olsa

Demokratik kurumlarımız tam olarak işlese S – 400 konusunda da başka türlü bir tabloya bakar olurduk