09 Ekim 2019

Kürtlerle konuşmak bir meczubun elinde oyuncak olmaktan daha mı zor?

İnsan hayatından belki de uzun yıllar sürecek bir çatışmadan bahsediliyor. Ekonomi tehdidini al da çek git diyecek yok mu?

Şimdi konuşmazsak ne zaman konuşacağız?

Sormazsak sorgulamazsak…

Barışı talep etmezsek, sadece kendi evlatlarımızın değil tüm evlatların yaşam hakkını savunmazsak…

Türkiye Suriye’nin kuzeyine bir askeri harekatta kararlı gözüküyor.

ABD Başkanı Trump bu konuda konuşuyor, tweet atıyor.

Mesela diyor ki…

"Kürtler Türkiye’nin doğal düşmanı yüzyıllardır savaşıyorlar."

"Hadi oradan, ne düşmanı seni gidi savaş çığırtkanı" diyecek yok mu aramızda?

Diyor ki…

"Türkiye’nin hali hazırda kalabalık bir Kürt nüfusu var ve Suriye’de ,o bölgede yalnızca 50 askerimiz kalmışken onların çekilmesinin ardından Türkiye’nin zorunda kalmaksızın ya da gereksiz olan herhangi bir çatışma başlatması ekonomisi ve oldukça kırılgan parası için yıkıcı olacaktır."

İnsan hayatından belki de uzun yıllar sürecek bir çatışmadan bahsediliyor. Ekonomi tehdidini al da çek git diyecek?

Diyor ki…

"Çok fazla insan sürekli olarak Türkiye’nin büyük bir ticaret ortağı olduğunu hatta F-35 savaş uçakları için yapısal çelik çerçeveyi onların ürettiğini unutuyor."

Düne kadar S-400 aldığı için Türkiye’nin bu projeden çıkartıldığını söylüyordunuz. Pazarlıklarla Türkiye projeye geri mi döndü? Kim ne aldı, ne verdi?

Pazarlık demişken… Trump diyor ki…

"Çok uzun yıllar hapis süresi olan Rahip Brunson’u çok sağlıklı bir şekilde talebim doğrultusunda geri gönderdiler."

Brunson ‘al-ver politikasıyla’ evinde… Bak Kavala ve başta pek çok siyasetçi içi boş iddianamelerle yıllardır hapiste… Utanmıyor musun, sadece pazarlık gücün sebebiyle bir kişiyi serbest bıraktırmaktan… Özgürlükler pazarlık konusu olur mu? Soracak?

Şimdi diyeceksiniz ki kendi ülkesinde bile ciddiye alınmayan, azil sürecindeki bir meczubu mu dikkate alıyorsun? Ne yazık ki isminin önünde ABD Başkanı sıfatı var ve etrafı karıştırmak için de gücü…

O zaman dönüp bu ülkeyi yönetenlere şu soruyu sormak gerekiyor:

Bu meczubu ciddiye aldığınız kadar Kürt gerçekliğini niye ciddiye almıyorsunuz? Niye Türkiye’nin geleceğini ilgilendiren bir konuda daha önce yaptığınız gibi diyalog-konuşma yolunu seçmiyorsunuz?

Kendi sınırındaki insanlarla diyalog yerine… Daha çok silah satmak için provokatör, çıkarları süresince dost, güçleriyle tehditkar… Trump ile Putin arasında sıkışmak niye? 2011’de Suriye’de savaş başladığından beri ardı ardına yapılan yanlışların faturasını insanlara kesmek niye?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu grup toplantısında Erdoğan’a 7 soru sordu. (T24’te haberi var). Sorulardan biri detayları ABD’de basına yansıyan Trump-Erdoğan telefon görüşmesiyle ilgili. Kılıçdaroğlu’nun sorduğu iki soru kritik idi. Birincisi o konuşmadan sonra Trump’un tehditi ve ‘çizgiyi aşma’ uyarısı:  

"Amerika ile bir telefon görüşmesi üzerine mutabakat sağladığın anlaşılıyor. Ama ortağın 'haddini aşarsan ekonomini mahvederim' diyecek kadar cüretkâr ve küstah. Ne için söz verdin? Haddini aşmayacağın nokta nedir? Operasyonun sınırları hakkında nasıl bir anlaşma yaptın?"

Bu satırların yazıldığı saatlerde ABD Kongresi’nde Trump yönetimi tarafından ‘çok gizli’ başlığıyla sadece Kongre’nin konuyla ilgili üyelerinin girişine izin verilecek bir toplantı yapılıyor. (Salı TSİ 22.00) Kısa bir süre önce Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile görüşen hatta konsere giden Cumhuriyetçi Parti’den Lindsey Graham ‘Türkiye Kuzey Suriye’ye girerse cehennem gibi yaptırımlardan’ bahseden tweet atıyor. Bölgedeki kaynaklar Resulayn’da TSK’nın SDG noktalarını vurduğunu bildiriyor.   Operasyon-had-cüret-çok gizli kelimelerinin ardında yeni trajedilere doğru dolu dizgin gidiliyor.

Kılıçdaroğlu’nun yedi sorusundaki diğer kritik unsur. Şöyle söylüyor: 

"Astana sürecinde 'İdlib'deki teröristlerin elinden ağır silahları alacağız' sözünü verdin. Bu sözünü yerine dahi getirememişken şimdi Fırat'ın doğusundaki tutuklu IŞİD teröristlerini ABD'den devralmaya kalkıyorsun. Biz teröristlerin bekçisi miyiz? Bu tablo Türkiye Cumhuriyeti Devletine yakışıyor mu?"

Bölgeyi iyi bilen gazeteci Fehim Taştekin’in BBC’de yazdığı analizdeki sayılar ve dikkat çektiği riskler çok önemli:

"Haseke'nin güneydoğusunda yer alan ve Deyr el Zor cephesinde yakalananların getirildiği El Hol Kampı 55 farklı ülkeden 73 bin kişiyi barındırıyor. Bunların 62 bini Iraklı ve Suriyeli. Ana kamptan izole edilmiş bitişik kampta Suriye ve Irak dışından gelenler kalıyor. Sayıları 7 bini 12 yaş altı çocuk olmak üzere, 11 bin civarında. El Hol Kampı'nda kalanların yüzde 94'ü kadın ve çocuklardan oluşuyor. Savaşçı oldukları farz edilen 12 bin erkek ise Haseke başta olmak üzere farklı yerlerdeki hapishane ya da özel tesislerde tutuluyor. Avrupalılar sorumluluktan kaçarken, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hangi koşullarda yükü üstlenmeyi kabul etti? Kimse detayına vakıf değil. Fakat Türkiye'nin bu işi üslenmesine kuşkuyla bakanlar çok."

Türkiye bu İŞİD’lilerin sorumluluğunu Trump’ın yine bir tweet’inde söylediği gibi "ABD’li vergi verenler daha çok maliyet taşımasın" diye mi üstlenecek?

Bu arada… CHP içinin yandığını söyleyerek sorduğu 7 sorunun yanıtını bile almadan, asker gönderme tezkeresine Meclis’teki diğer partilerle birlikte ‘evet’ diyor.

Sormanın-sorgulamanın ‘hainlikle’ damgalandığı, itiraz edenin itibarsızlaştırıldığı- hapse atıldığı, farklı düşüncelere tahammülsüzlüğün doruğa çıktığı… O yüzden her geçen gün hemen her alanda gerileyen bir ülke… Yazık… Çok yazık…

Yazarın Diğer Yazıları

Türkiye, Suriye’nin kuzeyi için silahtan söze geçer mi?

Herkes daha çok bağırdığı zaman kendi sesinin kabul göreceğini, haklı görüneceğini sanıyor ama...

Yüksek yargının hukukla imtihanı

Hukuk önünde eşitlenmedikçe toplumsal bir huzura ve barışa kavuşmamızın imkanı yok

AKP içinde Kavala’nın tutukluluğuna itirazlar yükseliyor

İktidardaki isimlerin aktardıklarına bakılırsa önümüzdeki hafta görülecek duruşmada Kavala’nın tahliye olasılığı yüksek