11 Şubat 2020

Türkiye’nin çıkarı, Suriye’de savaş değildir

Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasından yanaysak, İdlib de Suriye toprağı değil mi?

Televizyon haberlerinde izlerken, sıradan bir Meksika dizisinde heyecanlandığımız kadar bile heyecan verici olmuyor tabii.

Üzerlerindeki yükler brandalar ile sarılmış TIR’lar, zırhlı personel taşıyıcıları asfalt yoldan hızla geçip gidiyor.

Bazı görüntülerde ellerinde bayraklarla yol kenarına dizilmiş insanların maçlardaki gibi tezahürat yaptıklarını da izliyoruz ama hepsi bu.

Farkında mısınız bilmiyorum ama Suriye Gözlemevi’nin açıklamalarına bakılırsa İdlib’deki Türkiye askeri varlığı 5 bin kişiyi geçmiş bulunuyor. 1240 adet de askeri araç var.

"Askeri araçlar" kapsamında sadece kamyonlar yok tabii. Tanklar, toplar, füze rampaları gibi ağır silahlardan söz ediyorum.

Açıkça görünüyor ki Suriye rejimi, Rusya ve İran’ın askeri – diplomatik desteğiyle, kontrolü dışında kalan son alanı da Şubat ayı bitmeden kontrol altına almak istiyor.

Ve Rus jetlerinin desteğiyle yürüyen bu harekât sonucunda Türkiye’nin askeri gözlem noktalarından 7’si kuşatma altında!

Bu gözlem noktalarına şu anda ikmal yolları açık tutuluyor gibi görünüyor ama yarın ne olacağını da kimse bilmiyor.

Milli Savunma Bakanı’na bakarsak, Türkiye’nin bir tek planı yok. B, C planları da hazır!

Tutmasanız, Z’ye kadar plan yapacakmış gibi de görünüyor!

Alfabede 29 harf var nasıl olsa, sırayla kullanacak belli ki.

Peki bütün bunları niye yapıyoruz? Dün de 5 asker şehit oldu, 5 de yaralı var.

Bu çocuklar niye öldüler, yaralandılar?

Bu soruların tatmin edici bir yanıtı yok.

Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasından yanaysak, İdlib de Suriye toprağı değil mi?

Türkiye’nin çıkarı, Suriye’de savaşın tırmanmasında değil, istikrarın ve barışın bir an önce sağlanmasındadır.

İstikrar olmalı ki Suriye yeniden ayağa kalkabilsin, Türkiye’deki 4 milyon Suriyeli sığınmacının hiç olmazsa bir bölümü memleketlerine geri dönebilsinler.

Şu andaki tablo, istikrarın Esad yönetiminde sağlanabileceğini gösteriyor.

AKP Genel Başkanı, Türkiye’nin sınır güvenliğini ve Suriye halkının geleceğini gerçekten düşünüyorsa bunun yolunun barıştan geçtiğini artık görmek zorunda.

Egosu bunu kabul etmese de gerçek bu!

* * *

Hayat, Diyanet’e inanana güzel

Ramazan ayında "keyfine göre" bir hoca bulup, bayrama kadar hoşça vakit geçiren Temel fıkrasını "uydurulmuş bir hikâye" zannederdim ama bizim siyasal İslamcıları gördükçe, derin bir kuşkuya düştüğümü söylemeliyim.

Galiba "Temel’in hocası" gerçekten var ve değişik kılıklara da bürünebiliyor.

En son Diyanet İşleri Başkanı kılığında karşımıza çıktı.

Başkan Bey, bazı ilahiyatçıların sahih olmadığını bildirdikleri bir hadise dayanarak şunu söyledi:

"Bu kursta bir tuğlası olanın bile o tuğladan dolayı Cennet’te kendisine bir ev verileceğini Allah Resulü Efendimiz müjdeliyor. Diyor ki, bir kuş yuvası kadar mescit yapan ve bu mescitlerin yolunu açan Kuran kurslarına, Kuran eğitim merkezlerine katkı sağlayan insanlara karşılığı Cennet’te verilecektir buyuruyor. İşte bu müjdeye katkısı olan herkes nail olacak."

Gördüğünüz gibi hayat Diyanet’e inanana güzel!

Yaptır bir Kuran kursu, cennette yerin garanti!

Bu konuşmadan sonra küçükken bize anlatılan İslam dini ile günümüz siyasal İslamcılarının uydurdukları dinin neden aynı olmadığını da daha iyi anladım.

Kamu ihalelerinden avanta almayı bile "din için yapılırsa" mubah gören bir anlayış bu.

Kamu kaynaklarının, din kisvesi altına saklanarak faaliyet gösteren vakıf ve derneklere fütursuzca harcanabiliyor olmasını da bu anlayış normalleştirmiş bulunuyor.

Sadece şunu merak ediyorum: Bir Kuran kursu yaptırsam, cennette yerim hazır, bu açık. Ama bu Kuran kursunu ne zaman yaptırmalıyım? Kritik soru bu.

Anladığım kadarıyla Kuran kursu yaptırdığım tarihten önceki günahlarım silinecek ve cennette iki oda, bakla sofa bir yerim hazır olacak.

Peki bu tarihten sonra işlediğim günahlar için (mesela yalan söylemek, insanlar arasında kin ve nifak tohumları saçmak, kamu malını yağmalamak, din adına yapıyorum deyip cebimi doldurmak, kibir, hak yemek, başkalarının hakkının yenmesine aracılık etmek gibi) de bu bir koruma sağlayacak mı?

Yoksa ölmeden hemen önce ikinci bir Kuran kursu daha mı yaptırmam gerekecek?

Eğer öyleyse bu tarihi önceden bilebilmek için hangi duaları etmeliyim?

Diyanet’ten acele bir yanıt bekliyorum.

* * *

Hakimleri niye etkilemek istedi?

İranlı uyuşturucu kaçakçısı ve katil zanlısı Naci Şerif Zindaşti’nin yakalandıktan 6 ay sonra tahliye edilmesinde eski AKP Milletvekili Burhan Kuzu’nun rolü olduğu iddia edildiğinde Kuzu şöyle demişti:

"Ben ne o İranlıyı tanırım ne de o hakimle görüşmem oldu. Bu, yeni bir FETÖ kumpası olabilir."

Dün Mustafa Şekeroğlu’nun Habertürk’te yayımlanan haberinden öğreniyoruz ki Zindaşti’nin yargılama sürecinde yer alan üç hâkim de verdikleri ifadelerde, Burhan Kuzu’nun Zindaşti için kendilerini aradığını söylemiş.

Üç hakimin ifadelerinin ortak yönü şu: Burhan Kuzu bizi çeşitli zamanlarda aradı, tahliye kararı için baskı yaptı!

Burhan Kuzu’nun bunu neden ve hangi teşviklerle yaptığını açıklamasının zamanı gelmiş bulunuyor.

Ve her halde Cumhuriyet Başsavcılığı da bu haberleri okumuş olmalı.

"Görülmekte olan bir davada gerçeğin ortaya çıkmasını önlemek için yargı görevini yapanı etkilemeye teşebbüs suçuna" ne deniliyordu?

Yazarın Diğer Yazıları

Bazı oylar "milli irade", bazıları değil

Bazılarının oyu değerli, o oyların seçtiği kişiye söylenecek sözlere bile dikkat etmelisiniz. Bazılarının oyunun hiçbir anlamı yok, o oyların seçtiklerini mahkeme kararına bile gerek duymadan görevden alabilirsiniz

Kadınları rahatça dövmek mi istiyorlar?

Erdoğan "İstanbul Sözleşmesi’ni yeniden gözden geçirmemiz gerek” demiş. Bir defa öyle bir şey olmaz, ben söylemiş olayım, boşuna debelenmesinler

Reis, Sezar’a mı özendi?

AKP’de, Recep Tayyip Erdoğan’a "Tayyip Abi bir sakin ol, önce bir serinle. Böyle bir savaştan nasıl bir çıkarımız olabilir ki" diyecek, aklı başında kimse kalmadı mı?