25 Aralık 2020

Tam yüzünü dönecekti ki sırtını döndü

TC Anayasası hâlâ yürürlükteyse, eğer bir tür Saray darbesi çevirip, Anayasa'yı ilga etmeyi düşünmüyorsanız, bu karar sizi de bağlar, bizi de bağlar. Avrupa'ya yüzünüzü dönseniz de bağlar, arkanızı dönseniz de bağlar. Onun için kendinizi boş yere strese sokmayın. Gevşeyin, derin bir nefes alın, mahkeme kararını içinize sindirmeye çalışın

Recep Tayyip Erdoğan, yüzünü Avrupa'ya tam dönmüştü ki AİHM'nin Selahattin Demirtaş kararı geldi.

Allah uzun ömür versin, Recep Tayyip Erdoğan, gelecek kuşaklar için örnek gösterilmesi gereken bir karakter olarak hafızalarımızda yer edecek.

Çok bildiğini zannedenin, ne kadar çok yanılabileceğine ilişkin bir örnek aramak gerektiğinde ondan daha iyisini nasıl bulabiliriz ki?

Her neyse; Recep Tayyip Erdoğan, karşısına partisinin milletvekillerinden oluşan şakşakçılar ordusunu alınca, kolayca gaza geliyor. Nitekim o gaza geliş esnasında şunu da söyledi:

"Ülkemizin ne Doğu'ya ne de Batı'ya sırtını dönme gibi bir lüksü olabilir. Yeni yılda, Amerika ve Avrupa ile olan münasebetlerimizde yeni bir sayfa açmayı arzu ediyoruz."

AİHM'nin Demirtaş kararı açıklanınca da yüzünü Avrupa'ya dönmekten vazgeçti, sırtını döndü!

Sözlerinden, AİHM'nin kararlarını tanımadığı gibi artık TC Anayasası'nı da tanımadığını anlıyoruz.

Bütün bunları kendisine benim söylüyor olmam da gerçekten tuhaf.

Onun yüzünden işsiz kaldım, satıp savarak idare ediyorum.

Normal olarak, şöyle düşünmem lazım: Bırak, ne hâli varsa görsün!

Ama diyemiyorum, çünkü sonunda bu memlekette yaşıyorum, burada sevdiğim çok sayıda insan var, hiç tanımasam da onlar için kaygılandığım insan sayısı daha fazla.

Solcu olmak işte böyle bir şey.

Keşke sağcı olsaydım da kendimden başka kimseyi düşünmek zorunda kalmasaydım.

Süleyman Soylu isimli bir devlet memuru var, eminim adını siz de duymuşsunuzdur.

İşverenine yaranmak için şunu söylemiş: "Demirtaş, teröristtir. AİHM'nin hangi sebeple olursa olsun aldığı karar, boşlukta bir karardır, hiçbir anlamı yoktur."

Soylu'yu sevenler kuşkusuz ki vardır ama ben eldivenle bile sevemezdim.

Ama sevmesem de uyarmak zorundayım: "TC Anayasası'nın en üst yargı mercii kabul ettiği AİHM'nin kararının hiçbir anlamı olmadığını nasıl söyleyebiliyorsun?"

Neyse, Türklerin siyasi tarihinde bir virgül bile olamayacak bu tipi geçip, sadede geleyim.

TC Anayasası hâlâ yürürlükteyse, eğer bir tür Saray darbesi çevirip, Anayasa'yı ilga etmeyi düşünmüyorsanız, bu karar sizi de bağlar, bizi de bağlar.

Avrupa'ya yüzünüzü dönseniz de bağlar, sırtınızı dönseniz de bağlar.

Onun için kendinizi boş yere strese sokmayın.

Gevşeyin, derin bir nefes alın, mahkeme kararını içinize sindirmeye çalışın.

* * *

Anayasa deyip geçme

Mithat Paşa, İngiliz Said Paşa'ya sadaret mührünü teslim edip, İzzeddin Vapuru ile sürgüne giderken "Yazık, devlete ve millete yazık! İnna lillah ve inna ileyhi raciun (Allah'a aitiz ve Allah'a döneceğiz)" diyerek ağlamıştı.

Paşa'yı Brindisi Limanı'na götürmekle görevli Bahri Süleyman Bey'in 9 Şubat 1877 tarihli raporunda yazdığına göre, Mithat Paşa, açık denizde "yazık! Konstitüsyon (Anayasa) bitti, bu millet terakki edemeyecek! (gelişemeyecek) " demiş.

Bu öyküyü, Anayasa hukukçusu Prof. Dr. Kemal Gözler'in son makalesinde okudum.

Prof. Dr. Gözler şöyle bağlamış:

"Galiba Mithat Paşa'nın ahı tuttu. Mithat Paşa'nın "Yazık! Konstitüsyon bitti, bu millet terakki edemeyecek!" demesinin üzerinden 144 yıl geçtiği hâlde geldiğimiz yer aynı: Ülkede ne konstitüsyon, ne de terakki var!"

Anayasa dediğimiz şey, bir kağıda yazılı maddelerden oluşmakla birlikte esasen soyut bir kavramdır.

Yazılı olarak, vatandaşların haklarını ve devletin vatandaşlara karşı görevlerini ve geçemeyeceği sınırları tanımlar.

Soyut bir kavram olarak da bütün bir devlet aygıtının; yasama, yargı ve yürütmenin meşruiyet kaynağıdır.

Ülkemizin muktediri, kendi meşruiyetinin de kaynağı olan Anayasa'yı tanımıyor.

Anayasası, devleti yönetenler tarafından yok sayılan bir ülke, hukuken öngörülemez bir ülkedir.

Böyle bir ülkede ne yaptığınız yatırımın, satın aldığınız mülkün geleceğine güven duyabilirsiniz ne de bireysel özgürlükleriniz güvence altındadır.

Mithat Paşa, nur içinde yatsın, bu ülke, işte bu yüzden terakki edemiyor!

* * *

Yeter ki okuduğunu anla!

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin desteklediği bir anma töreninde Kur'an – ı Kerim'in Türkçe mealinin okunması, memleketin Siyasi İslamcılarını gerdi.

Recep Tayyip Erdoğan'dan tutun da Saray'ın çalışmadığı işlerden hak etmedikleri maaşları almayı bile kendileri için "helal" kabul eden personeline kadar bir yığın Siyasal İslamcı, bu konuda verip veriştiriyor.

Kılıçlı imamın kurumu bile, Kur'an – ı Kerim'in ille de Arapça okunması gerektiğini söylüyor.

Çünkü tam olarak Türkçeye ya da bir başka lisana çevrilebilmesi mümkün değilmiş. Bu konuda birçok İslam düşünürü böyle düşünüyormuş.

Bu nedenle, okuyan anlamasa bile, Arapçasını okumalıymış.

Hiç tartışamayacağımız tanımı gereği Allah, her şeyi görür, bilir.

Kullarına gönderdiği kitabın, hangi lisanda okunmuş olursa olsun, gerçekten okunup, okunmadığını, anlamının kavranıp kavranmadığını da Recep Tayyip Erdoğan'dan da, elinde kılıçla cami minberine çıkan imamdan da daha iyi bilir.

Buyruğunun nasıl anlaşılması gerektiği ile ilgili olarak da kimsenin veya herhangi bir lisanın yardımına ihtiyaç duymaz.

Ve kuşkusuz ki Allah, kitabının iyice anlaşılmasını ister.

Hangi lisanda olursa olsun, yeter ki okuduğunu anla ve buyruğunu içselleştir!

Kitabın, bizler gibi sıradan insanlar tarafından anlaşılmasını istemeyenler, kuşku duymayın ki bu dünyada yaptıkları ve ettiklerinden dolayı için için huzursuzluk hissedenlerdir.

Ve bunu söylemek ben de dahil kimseye düşmez ama Allah, kitabının, günlük siyasi tartışmaların aracı olmasını da istemiyor olmalı.

Bunu bilir, bunu söylerim: Hangi lisanda okursan oku, yeter ki oku ve anla!

Yazarın Diğer Yazıları

Şimdi öğreneceğiz: Bakan Hanım’da utanma duygusu var mı?

15 Temmuz şehit yakınları ve gazileri için toplanan paranın tutarı, o günkü kur üzerinden 100 milyon ABD Doları idi. Dolmabahçe şehit yakınları ve gazileri için toplanan yardımın tutarı da o günkü kurdan 15,5 milyon ABD Doları tutuyordu.

Türkiye'de muhalefet ve "meleklerin cinsiyeti"

Muhalefet partilerinin, yeryüzüne intikal etmelerinde fayda görüyorum. Araştırmalar, Cumhurbaşkanı seçiminin sonucunun çantada keklik olmadığını ortaya koyuyor. Araştırmalarda AKP'den uzaklaşmış gibi görünen kitle, muhalefet partilerinden hiçbirine yönelmiyor. Bu uzaklaşmayı, muhalefeti tercih kararına yönlendirecek şey ise yeni Anayasa vaatlerinden çok, ekonomiyle ilgili olmalı

Erdoğan'ın gerçek ötesi dünyası

Cumhurbaşkanı, doğru olmadığını kesinlikle bildiği bir gerçeği nasıl olup da böyle gönül rahatlığıyla çarpıtabiliyor?