19 Nisan 2023

Danışman biraz "iktisat" çalışmalı

Gıda enflasyonunun bir türlü kontrol altına alınamaması, Türklerin gıdaya en pahalıya ulaşabilen halk olması sonucunu doğruyor, aldığınız yanıt bu: Marketler dolu!

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın danışmanı Yasin Aktay, danışmanlık görevinin yanı sıra Yeni Şafak gazetesinde yazılar da yazıyor.

Geçen günkü yazısında soğan fiyatları ile ilgili eleştirileri yanıtlıyordu.

Şöyle yazmış:

"Türkiye'de soğan kıtlığı yok, vicdan, izan ve ahlak kıtlığı var. Yoksa Allah bu ülkeye soğanı da sarımsağı da mercimeği de halkına yetecek kadar vermiş, ama gözü doymak bilmeyen tüccarlar ve siyasiler Allah'ın lütfuyla, keremiyle bolca verdiği rızık üzerinde tepiniyorlar."

"Soğan yok" diyenleri nerede gördü bilmiyorum ama eleştirilen şey piyasada soğan olmaması değil, soğanın fiyatı.

Zaten bu tür eleştirilerin hemen hepsi aynı şekilde karşılanıyor.

Et fiyatlarının yüksekliğinden şikâyet ediyorsanız yanıtı hazır: Koyun eti bol bol var, onu alın!

Gıda enflasyonunun bir türlü kontrol altına alınamaması, Türklerin gıdaya en pahalıya ulaşabilen halk olması sonucunu doğruyor, aldığınız yanıt bu: Marketler dolu!

İyi de zaten marketlerin boş olduğunu iddia eden yok ki.

Marketlerde bir boşluktan söz edeceksek, tüketici sayısındaki düşüşten ya da sepete giren ürün miktarındaki azalmadan söz edebiliriz.

Yoksa maşallah raflar tıka basa dolu da o fiyatları ödeyebilecek insan sayısı az.

TÜİK'e göre kuru soğanda Türkiye'nin yeterlilik oranı yüzde 114,7. Dünyadaki ilk beş ülke arasındayız.

Bu tabloya rağmen kuru soğan fiyatlarındaki aşırı artışın nedeni "gözü doymak bilmeyen tüccarlar ve siyasetçiler" değil, doğrudan doğruya AKP'nin ekonomi politikası.

Soğan fiyatlarının önemli bir politik tartışmanın konusu olması yeni değil.

Beş yıl önce de soğan üretimi iklim şartları nedeniyle azalıp fiyatlar yükseldiğinde Cumhurbaşkanı Erdoğan bunu soğanın stoklanmasına bağlamış, depolar filan basılmıştı, hatırlarsınız.

O vakit de yazmıştım, tarımsal üretim günlük tüketime göre yapılamaz. Mevsimseldir.

Mevsiminde hasat edilen ürün depoya kaldırılır ki yıl boyunca tüketilebilsin.

Bu yapılmaz ve ürünün tümü hasat döneminde piyasaya sürülürse fiyat yerlere düşer, ürün tarlada kalır ertesi sene de o ürünü ekecek çiftçi olmaz. Ürün olmayınca fiyatlar yine yükselir.

Son derece basit, iktisat derslerinin en başında öğretilen ve kıt akıllı birisinin bile anlayabileceği bir şey bu.

Beş yıl önce iklim şartlarından dolayı fiyatlar artınca hükümet, ithalatı serbest bıraktı. Bununla yetinmedi depolar basıldı, depoya tarımsal ürün koymak stokçuluk diye sunuldu.

İthalat fiyatları düşürdü, depolayan da olmayınca soğanın fiyatı düştü, ürün hasat edilemeden tarlada kaldı. Çünkü hasat maliyeti, satış fiyatının üstüne çıkmıştı.

O dönemde soğan ithalatının serbest, ihracatının yasak olduğunu da hatırlatayım.

Bu politikalar soğan üretiminin düzenli olarak azalmasına yol açtı. Geçtiğimiz yıl kuru soğan üretimi yüzde 6 oranında azaldı ve buna rağmen ithalat hâlâ serbest.

Fiyatların artmasının nedeni bu yanlış politika.

Yasin Aktay, soğan fiyatlarından yakınanları "Hazreti Musa'ya, özgürleştikleri için teşekkür edeceklerine ‘soğan nerede' diye söylenmeye başlayan Yahudiler gibi" diye suçluyor.

Halimize şükretmemizi istiyor.

Danışmanlık görevini adam gibi yapsa ve Erdoğan'ı bu hatalı politikaları konusunda uyarsa maaşını gerçekten hak etmiş olur, ben söylemiş olayım.

2022'de fiyatı yüzde 314 artan soğana, bu yılın ilk 3 ayında yüzde 101 zam geldi. Fiyatlar 30 TL'yi buldu.

* * *

Hatayı kabul etmek erdemdir

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, katıldığı bir etkinlikte "vur de vuralım, öl de ölelim" diye slogan atanlara "bekleyin, onun da zamanı gelecek" yanıtını verdi. 

Bu yanıta yönelik eleştirileri "hayretle, üzüntüyle takip ediyoruz. Sözlerimden başka manalar çıkarmak iyi niyet değildir. Çarpıtmadır, gaflettir" diye yanıtladı.

Akar, "Sayın Cumhurbaşkanımızın liderliğinde" yapılan çalışmaları anlatırken terörle mücadeleden söz ettiğini ve gençlerin de bu sırada slogan attıklarını söylüyor.

Zaten kimse de bunun aksini iddia etmiyor!

Yani açıklama, aslında hiçbir şeyi açıklamıyor.

Akar, "teröristlerin inlerine girdikçe, barınaklarını, sığınaklarını başlarına yıktıkça başka yerlerden ses geliyor" diye de devam ediyor.

Kusura bakmasın ama bu söyledikleriyle, slogana verdiği yanıt arasında bir ilişki yok.

Terörle mücadele edildiğini anlatırken atılan slogan, mesela "paşam bizi askere al" gibi bir slogan olsaydı ve bu slogana verdiği yanıt eleştirilseydi haklı olabilirdi.

Ancak bir grup sivil "vur de vuralım, öl de ölelim" diye slogan atıyorsa, bunun yanıtı "bekleyin onun da zamanı gelecek" olmamalıydı.

Duymazdan gelmediğine göre "hayır, herkes kendi işini yapacak, asker askerliğini yapacak, siz de demokrasiye sandıkta sahip çıkacaksınız" gibi bir yanıt verebilirdi oysa.

Bir grup sivil "vur de vuralım" diyorsa, "paşam" da zahmet olacaktı belki ama azıcık düşünmeliydi: Kimi vuracaklar? Hangi yetkiyle vuracaklar?

Burada çok açık bir paramiliter özlem sergileniyor ve "paşam" da bundan hoşnut gibi.

Bizim kamu yönetimimizdeki önemli sorunlardan biri de Akar'ın sergilediği davranış.

Şu ya da bu nedenle boş bulunup, saçma sapan yanıt verdiğini kabul etmiyor.

Çünkü zannediyor ki burada yaptığı hatayı kabul ederse kendisi için dünyanın sonu gelecek.

Hayır, böyle bir şey olmayacak.

Tehlikeli bir slogana hatalı bir yanıt verdi, bunu düzeltmeyi bilmek erdemli bir davranış olurdu.

Yoksa kimse "bekleyin onun da zamanı gelecek" dediğinde, elbette "bekleyin, haber vereceğim o zaman gösterdiklerimi vurursunuz" diye düşündüğünü iddia etmiyor.

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar

Mehmet Y. Yılmaz kimdir?

Mehmet Yakup Yılmaz, 1956 yılında Malatya'da doğdu. İlkokulu Antalya Devrim İlkokulu'nda, orta okul ve liseyi parasız yatılı olarak Denizli Lisesi'nde okuduktan sonra Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat ve Maliye Bölümü'nden 1977 yılında mezun oldu

Gazeteciliğe SBF öğrencisi iken 1975 yılında Ankara'da Mehmet Ali Kışlalı yönetimindeki Yankı Dergisi'nde başladı. Derginin Yazı İşleri Müdürlüğü görevini de bir süre yürüttü.

12 Eylül 1980 darbesi öncesinde Türk İş'e bağlı Yol İş Federasyonu ve YSE - İş sendikalarında basın müşaviri olarak görev yaptı, sendika gazete ve dergilerini yayınladı

Askerlik görevini Kara Harp Okulu'nda tamamladıktan sonra İstanbul Gelişim Yayınları'nda mesleğe döndü. Gelişim Yayınları'nda Erkekçe ve Bilim dergilerinin Genel Yayın Müdürü Yardımcılığı ve ardından Gelişim TV Dergisi Genel Yayın Yönetmenliği görevlerinde bulundu

1985 yılında Hürriyet'e geçti ve Hürriyet Dergi Grubu'nu kurdu. Tempo, Blue Jean, Playmen gibi dergileri yayınladı.

Daha sonra Dönemli Yayıncılık Genel Müdürlüğü görevine getirildi. Ercan Arıklı ile birlikte Dönemli Yayıncılık'ın 1 Numara Yayıncılık'a dönüşmesi sırasında Genel Müdürlük görevini üstlendi. Aktüel, Cosmopolitan, Penthouse, Oya gibi dergilerin kurucu genel yayın müdürü oldu. Bugüne kadar 30'u aşkın derginin kuruculuğunu yaptı.

1995 yılı başında Posta gazetesini yayınladı. Aynı yılın sonunda Fanatik gazetesini, 1996 yılı sonunda da Radikal gazetesini kurdu, genel yayın müdürlüğünü yürüttü.

2000 yılında Milliyet Gazetesi Genel Yayın Müdürlüğü görevine getirildi. Bu görevi 5,5 yıl sürdürdükten sonra Doğan Burda Dergi Grububu'nun CEO'luğu görevini üstlendi.

2005 yılından 2018 Eylül ayına kadar Hürriyet gazetesinde köşe yazarlığı yaptı. Ekim 2018'den itibaren T24'te yazmaya başladı.

Gazete köşe yazılarından derlenen "Kırmızıyı Seçtim, Aşk Mavinin Altındaydı", "Benden Selam Söyleyin Bütün Aşklarıma", "Aşktan Sonra Hayat Var Mı", "Şaşırma Duygumu Kaybettim, Hükümsüzdür" isimli kitapları yayımlandı. "Aşk Herşeyi Affeder mi" isimli uzun hikâyesi de kitap olarak yayınlandı. 

"Türkiye medyasında en çok yayın başlatan gazeteci" olan Mehmet Y. Yılmaz, güncel politik gelişmelerin yanı sıra, deneme tarzındaki yazıları ile futbol üzerine yaptığı yorumlarıyla da biliniyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Kıbrıs bir ada mıdır, cennetten parça mıdır?

50 yıldır bu sorunun nasıl çözüleceğini konuşuyoruz ama herkesi kızdırma pahasına söyleyeyim, bu sorun çözülmez. Çözülmez çünkü Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlar biliyorlar ki bu sorun bu şekliyle donmuş vaziyette durduğu sürece Türkiye’yi sıkıştırmaları daha kolay. Çözüme en çok yaklaşılan Annan Planı referandumunda, Rumların “hayır” demelerinin ardında yatan da bu

Bahçeli bu kez de "silah" gösterdi

Bahçeli, bir kez daha Erdoğan'a üstü örtülü bir mesaj yolluyor gibi görünüyor. Deyim yerindeyse "silah gösteriyor"!

MHP'li Fetullahçıyı kimler korudu?

MHP'li olduğu için mi polis, hakkındaki soruşturmayı savsakladı, MİT'in gönderdiği yazıları görmezden geldi? Yoksa Emniyet'te yuvalanan tarikatçılar, "bizdendir" diye mi hakkındaki soruşturmayı savsakladılar?