03 Ekim 2019

“Birileri” bu amaçla kimi kullandı?

“Türkiye’ye diz çöktürmeye çalışan birileri” varsa ve bunlar mülteci sayısını ha bire arttırdılarsa, kullandıkları eleman da Erdoğan’dan başkası olamaz

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 4 milyona yakını Suriyeli olmak üzere 5 milyon sığınmacının Türkiye’de olmasının ve Türkiye – Suriye sınırının “Orta Doğu’daki Peşaver” haline gelmesinin sorumlusunu açıkladı: Birileri!

Şöyle diyor: “Birileri terör ve sığınmacı yükünü ülkemizin omuzlarına yükleyerek adeta bize diz çöktürmeye çalışıyor. Türkiye böyle bir dayatmayı, böyle bir şantajı, böyle alçakça bir oyunu kabul edecek kadar aciz bir ülke midir?”

O tarihte Dışişleri Bakanı olan Ahmet Davutoğlu, 20 Ağustos 2012 günü Der Spiegel dergisine şöyle konuşmuştu:

“Suriye'deki olay artık bir iç problem olmaktan çıkmıştır. Artık bu olay komşu ülkelere karşı güvenlik riski ortaya çıkarmıştır. Birleşmiş Milletler’in misyonu gereği bu olaya el atmasını bekliyoruz. Suriyeli mülteci sayısının 100 bini aşması durumunda, Suriye'de BM gözetiminde güvenli bir bölge oluşturulması gerekir.”

O günlerde Türkiye’deki Suriyeli sığınmacı sayısı 70 bin civarındaydı.

Ve o günden bugüne kadar da Recep Tayyip Erdoğan bu ülkeyi tek başına yönetti.

Yani “Türkiye’ye diz çöktürmeye çalışan birileri” varsa ve bunlar amaçlarına ulaşmak için mülteci sayısını ha bire arttırdılarsa, kullandıkları eleman da Recep Tayip Erdoğan’dan başkası olamaz.

“Suriye sınırımız Peşaver’e benzeyecek, şeriatçı teröristleri beslemeyin” eleştirilerini yaptığımızda da karşımıza dikilip “ensar – muhacir” edebiyatı paralayan da kendisinden başkası da değildi.

PKK’nın bölgedeki en organize örgüt olarak Suriye rejiminin can derdine düşmesiyle doğan boşluğu dolduracağını görmek için de falcı olmak gerekmiyordu.

Erdoğan o günlerde biraz medyaya baksa, gazeteleri sonuna kadar okusa bunu görebilirdi.

Ama ne duydu, ne de gördü.

Müslüman Kardeşleri, Suriye’de iktidara taşıyacağını zannederek giriştiği macerada şimdi 4 milyon Suriyeli sığınmacıyla baş başa kaldık.

Türkiye’nin yedi yılda 40 milyar dolarına mâl olan mülteci sorununun suçunu hayali düşmanlara atarak, kendisini aklamaya çalışıyor.

Ama artık anketler de gösteriyor ki milleti daha fazla kandırabilmesi, “dış güçler” öcüsüyle hatalarını örtebilmesi de mümkün olamıyor.

***

“Bir gece ansızın gidivermek”

Milli Güvenlik Kurulu’nun önceki günkü toplantısından sonra yayınladığı bildiride şöyle deniliyordu:

“Türkiye'nin, insani bir mesele olarak ele aldığı Suriyeli sığınmacıların evlerine bir an önce dönmelerini sağlayacak güvenli bölge projesinin hayata geçirilmesine ilişkin samimi gayretlerini daha ileri adımlarla güçlendireceği belirtilmiş; milli güvenliğin sağlanması için gereken iradeyi ortaya koymakta tereddüt etmeyeceği ifade edilmiştir.”

Daha önceki MGK kararlarından farkı, bildirinin bu konuyla ilgili tonunun yumuşatılmış olmasıydı.

Recep Tayyip Erdoğan da Cumhurbaşkanı sıfatıyla bu kurulun başkanlığını yapıyor, bunu biliyorsunuz.

Bir gün sonra aynı Erdoğan, aynı konuda şöyle konuştu:

“Bir gece ansızın gelebiliriz.”

Bir gün içinde ne değişti derseniz, hiçbir şey derim.

Değişen bir şey yok. MGK bildirisi, bu konuda hâlâ kesin bir anlaşmaya varamadığı ABD’ye hitap ediyor.

Trump ile görüşme gerçekleşmedi ama belli ki bu konuda ABD nezdinde diplomatik faaliyet sürüyor.

Ertesi günkü sözleri ise iç politika için!

“Bir gece ansızın gelebiliriz” sözleriyle sağ seçmenin milli / militer duygularını kaşımaya çalışıyor.

AKP iktidarında buna artık iyice alıştık.

Dışarıya söylenenler ile içeriye söylenenlerin tonu her zaman farklı oluyor ve buna da “politika yapmak” adı veriliyor.

Günün birinde ABD ile bu konuda bir anlaşmaya varılırsa o zaman “bir gece ansızın gidivermiş” olacağız.

Yoksa hamasi nutuklara devam!

***

Ziraat Bankası’nın açıklaması

Dün kamu bankaların müşterilerine ödedikleri faizden daha düşük bir faizle yerli araç kredisi vermelerinin sonucunun, bankaların zarar etmesi olacağını ve bu zararın da vergilerimizle kapatılacağını yazmıştım.

Ziraat Bankası Operasyon ve İletişimden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Ali Kırbaş’tan bununla ilgili bir açıklama aldım.

Bilginize sunuyorum:

“Bugünkü yazınızla ilgili konunun  daha doğru analiz ve değerlendirmesini teminen aşağıdaki  hususları paylaşmak isterim:

“Dengelenme süreci boyunca enflasyon ve nominal faiz oranlarının düşüyor olduğu bir ortamda; Ziraat Bankası olarak, finansal öngörü ile hareket ederek  ekonominin ihtiyaç duyduğu hareketlenmeyi sağlarken kredi pazar payımızı artırmak, yeni müşteri edinmek alanlarında da mesafe kaydetmeyi hedefledik. Sonrasında genel faiz hadlerinin de gelmekte olduğu seviyeler, bu hareket tarzımızın isabetli olduğunu göstermiştir. Bilindiği üzere; sürdürülebilir düşük faiz ortamı sadece işletme sermayesine yönelik kredi talebini değil uzun vadeli yatırım kredi talebini de tetikleyerek büyümeye önemli katkı sağlamaktadır.

 “Bankaların  mevduat vade ortalamasının,  ortalama kredi vadesinin çok altında olması nedeniyle; faiz oranlarının düşüş kaydettiği dönemlerde, bankaların net faiz marjlarının iyileşiyor olmasının yanı sıra bankaların bilançolarında bulunan sabit getirili menkul kıymet portföylerinin sermaye kazancı yazıyor olması da ayrıca dikkat çekilmesi gereken olumlu hususlar arasındadır.  

 “Daha mikro bir değerlendirme yaptığımızda; gerek taşıt gerekse de konut kredi müşterilerinin, tanım olarak en yüksek ürün sahipliliği olan müşteri grubu olduğu görülmektedir.  Başka bir ifadeyle, söz konusu banka, bu ürünlerle banka müşterisi olan bir müşterinin ihtiyaç duyduğu toplam bankacılık ürün ve hizmetlerinden daha fazla pay almakta olup sadece o üründen sağlanan verim olarak bir değerlendirme yapılması yanıltıcı olacaktır.

 “Sadece bireysel kredilerde değil kurumsal kredilerde de piyasa yapıcı banka olarak; özellikle ihracata ve dolayısıyla cari dengeye olumlu katkı sağlayan, ihracatın ithalata bağımlılığının azaltılmasına destek veren sektörler ve firmaların finansmanına öncelik ve ağırlık verilmektedir.

 “Günün sonunda; ticari ve sınai esaslarla yönetim ilkesi zedelenmeden, moral ve lider banka  olmak; sadece kendi bilanço ve gelir tablosuna odaklanmanın ötesinde bir şey olmalıdır. Bu bakış, sadece kısa vadeli bir bakışı değil orta ve uzun vadeli endüstriyel bir duruşu gerekli kılmaktadır.

 “Tüm bunlarla birlikte bugüne kadar yaptığımız ve uygulamaya koyduğumuz tüm ürün ve hizmetlerle ilgili banka zararından söz etmek mümkün değildir, kaldı ki sermayemizin sahibi halkımızdır, ne bu sermayeyi zarara uğratacak bir yaklaşım içinde oluruz ne de halkımıza ödetecek bir zararın oluşmasına müsaade ederiz. Kaldı ki  hem bankacılık ve  ticari basiretimiz hem de kanunlarımız böylesi bir duruma  izin vermez.

 “Bu ülkenin ekonomisini işler kılmak, gerektiğinde koşullarda  bankacılık sektörüne öncülük/liderlik yapmak, nimet-külfet analizini doğru terimlerle yapmak önemli şeylerdir. Küresel olarak konuşulan “yeni normal”in yerel olarak ifadesi çerçevesinde; sadece kendi bilançosunu değil, bankacılık sektörü ve ülkenin bilançosunu da dikkate almak  bankamızın  önem verdiği yönetim değerleri arasında yer almaktadır.”

 

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Erdoğan ilk kez yönetemiyor

İş o raddeye vardı ki küçük kızı sözleşmeyi savunan derneği yönetirken, küçük oğlu sözleşmenin hemen ve tümden kalkmasını savunan çemberin içinde! Erdoğan, en iyi bildiği işi yapıp, kestirip atamıyor. Bir tarafta kadın seçmen var, diğer tarafta hassasiyetle korumak istediği partisinin İslamcı çekirdeği

Rejim, "kendi hikâyesini" yazıyor

Hayallere niye sınır konulsun? Hem de bu "hayal", bir seçim daha kazanabilmek için sarılabilecekleri en güçlü hikâye ise?

Eli kılıçlı imamın yeni hamlesi

Diyanet İşleri Başkanı, bu mektup ile birlikte, Ayasofya'nın ibadete açılışını "evrensel bir adım" haline getirmek istiyor