14 Ocak 2022

Galatasaray'da kötü zamanlar...

Damardan Galatasaraylıyım. İyi zamanlarda da, kötü zamanlarda da Cimbom'un arkasındayım. Çünkü gerçek Galatasaraylıyım

Damardan Galatasaraylıyım.
İyi zamanlarda da, kötü zamanlarda da
Cimbom'un arkasındayım.
Çünkü gerçek Galatasaray'lıyım.
Sarı kırmızı bayrağı elimden hiç düşürmedim.
Ne yazık ki bugün Galatasaray'da
kötü zamanlar yaşıyoruz.
Geçmişi düşünüyorum.
Elli küsur yıldır gazeteciyim.
Futbol yazmaya epeyce gecikmeli başladım.
İlk futbol yazımın tarihi 3 Nisan 2000'di.
Milliyet'te çıkan yazının başlığına gelince:

Bravo Galatasaray,
bravo Fatih Hoca!

Evet öyle, Fatih Hoca ve aslanları
sayesinde futbolu daha yakın markaja
aldım, futbol da yazmaya başladım.
Futbolu çocukluğumdan beri severim.
Kendim de oynadım.
Meşin yuvarlağın peşinde koşarken
bir kere bacağımı, bir kere kolumu kırdım.
Galatasaray taraftarlığı ailedendi,
babamdan bana geçmişti.      
Babam Ahmet Cemal de çok severdi futbolu.
1920'lerin Almanya'sında, Stuttgart
takımında oynamıştı.
Babam "dışarı"dan değil,
mektepli bir Galatasaray'lıydı,
yani Galatasaray Lisesi mezunu...
Kulüp numarası 265'ti, (Benimki 4476).
Galatasaray'da bir şampiyonluğum
vardır. Kürek dalında, dört tek dümencisiz
gençlerde 1960 Türkiye şampiyonluğu...
Lise sıralarında bir gün babama kızıp,
"Ben de Fenerbahçe'de futbol oynarım!"
diye olmadık bir tehdit savurunca,
hiç istifini bozmadan demişti ki: 

Ben de seni evlatlıktan
reddederim!

Karlı kış günleri hatırımda...
Arada bir milli maçlar Ankara'ya alınır,
19 Mayıs Stadyumu'nda oynanırdı.
Sevgili annemin akşamdan hazır ettiği
kuru köfte çıkınları ve battaniyelerle
sabahın köründe stadın yolunu tutardık babamla...
Ortaokuldayken, babamın muhalefetine
rağmen İstanbul'a kaçardım, özellikle
Galatasaray-Fener maçları için...
Cumartesi öğleden sonraları okul çıkışı
Gazanfer Bilge otobüslerinden
birine atlar, İstanbul'a giderdik.
Geceyi o zamanki ismiyle
Mithatpaşa Stadı'ndaki kuyrukta geçirir,
kale arkası tribünlerden
heyecan dalgasına katılırdık.
Metin Oktay'ın, Kral'ın, Fenerbahçe
ağlarını delen
o muhteşem golünü
işte böyle bir İstanbul kaçamağında
seyretmiştim. Bir Galatasaray'lı olarak
en büyük duygu fırtınasını ise
17 Mayıs 2000'de yaşamıştım.
Fatih Hoca ve aslanları
Kopenhag'da Arsenal'ı devirip
UEFA Kupası'nı kaldırırken
tarih yazmışlardı. Ben de o zaman
Milliyet'teki köşemde şu notu düşmüştüm: 

Evet, Cimbom Avrupa standardını
yakalayan ilk Türk takımı oldu.
Aynı zamanda bilinçaltımızda
yılların derinliklerinden
yükselen o psikolojik duvarı 
Parken Stadı'nda yerle bir etti.
Gösterdi ki: Biz de yapabiliriz!
Bu bir milat... Ama aynı zamanda serinkanlı
ve büyük düşünme zamanı...
Evet yapabiliriz ama nasıl?
Başarıyı sürekli kılmanın yolları nedir?
Nasıl bir altyapıyla başarı kurumsallaşır?
Sağlam bir mali bünyeye hangi yöntemle
erişilir?
Ülkenin değişik yerlerine futbol
okulları kurmanın plan programı
nasıl oluşturulur? 
Unutulmasın! Zirve, uçuruma
en yakın noktadır!

Bir tarihte Fatih Hoca için
şu satırları yazmıştım:

Kendisinin Adana'dan başlayıp
İstanbul'da yükselerek Kopenhag'da
tarih yazışına kadar geçen süreç
hiç kuşkusuz bir rastlantı değil.
İnatçılığın, daha fazlasını öğrenme
iradesinin, kuyumcu titizliğini gerektiren
bir sebatın, profesyonel disiplinle
kahredici bir çalışma temposunun ürünü...
Başarı ancak böyle gelebiliyor.
Fatih Terim'in etkileyici bir havası,
karizması var. O sempatik 
Adana delikanlısı hâli
ve arada bir kendini ele veren 
despotluğu da var.
Ya da mimik ve jestleriyle kibirli bir 
"ben-merkezciliği"in izleri de var...
Ve bazı sorular:
Eleştiriye ne kadar kulak
verebiliyor Fatih Hoca?
Yanlışını söyleyenleri
ne kadar dinleyebiliyor?
Bu soruları soruyorum.
Çünkü iyi lider etrafını en iyi dinleyendir.
Eleştiriye kulak verendir.
Kendi kendini sorgulayandır.
Arada bir iç muhasebesini yapıp,
nerede yanlış, nerede haksız
olduğunu kendine sorabilen lider, iyi liderdir.
Kendi kendisiyle dolu olmayan lider pek yoktur.
Ama bu doluluğun bir ölçüsü vardır.
İyi lider bunun dozunu iyi ayarlayandır. 

Sözü uzatmak istemiyorum.
Fatih Hoca, Türk futboluna
damgasını vurmuş
büyük bir futbol adamıdır.
Türk futboluyla Galatasaray
tarihinde bıraktığı derin izler
elbette unutulmayacak.
Kongrede benim de oyumu almış
olan Başkan Burak Elmas'a tavsiyeme gelince:
Yanlışlardan gerekli dersleri çıkararak,
Galatasaray'da yeniden
iyi zamanların kapısını açmak...
 

Yazarın Diğer Yazıları

Geldikleri gibi gidecekler! Geldikleri gibi gidecekler! Geldikleri gibi gidecekler!

Canan Kaftancıoğlu'nu izliyorum. Her zamanki gibi dimdik, dan dan dan konuşuyor: "Asla umutsuz olmayacağız!"

Selahattin Demirtaş'tan mektup...

"Sizler toplumun vicdanı, ortak aklı ve hakkaniyetin sesi olarak ülkemizin içinde bulunduğu tıkanıklığın aşılmasına katkı sunabilirsiniz"

Yarım yüzyıl sonra Denizler'in idamı…

Biz politikada "devrimci şiddet"ten söz ederken üç genç ipe gitti: Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan...