17 Mayıs 2024

Makedonya'nın isim sorununda başa mı dönülüyor?

Yeni seçilen Cumhurbaşkanı Gordana Siljanovska-Davkova resmi yemin töreninde ülkenin anayasal ismi olan Kuzey Makedonya yerine sadece "Makedonya" ifadesini kullanınca Yunanistan'da ve AB'de kaşlar kalktı. Kuzey Makedonya makamlarını uyaran açıklamalar birbiri ardına geldi

Üsküp'te VMRO-DPMNE seçim kutlaması

Parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerini milliyetçi VMRO-DPMNE kazandı 

Kuzey Makedonya Cumhuriyeti'nde 8 Mayıs'ta yapılan parlamento seçimlerini 2017 yılından beri muhalefette bulunan Slav-Ortodoks Makedonyalıların milliyetçi partisi VMRO-DPMNE'nin (İç Makedonya Devrimci Örgütü-Makedonya Ulusal Birliği İçin Demokratik Parti) başını çektiği "Sizin Makedonyanız" adlı partiler ittifakı kazandı. Parlamento seçimleriyle aynı gün yapılan cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci turundan da VMRO-DPMNE'nin desteklediği sağcı aday Gordana Siljanovska-Davkova büyük farkla galip çıktı. Sosyal demokrat rakibine karşı geçerli oyların yüzde 62'sini alarak sembolik önemdeki cumhurbaşkanlığı makamına seçilen 70 yaşındaki hukuk profesörü Siljanovska-Davkova aynı zamanda ülkenin ilk kadın devlet başkanı olma onurunu elde etti.

Bir milyon civarında seçmenin oy kullandığı ve katılım oranının ancak yüzde 46 seviyesinde gerçekleştiği seçimlerde (yasal eşik yüzde 40) VMRO-DPMNE ittifakı geçerli oyların yüzde 43'ünü elde ederek 120 üyeli parlamentoda 58 sandalye ile mutlak çoğunluğu kıl payı kaçırdı. Buna karşılık iktidardaki sosyal demokrat SDSM'in başını çektiği "Avrupa Geleceği İçin" adlı partiler ittifakı büyük bir hezimete uğrayarak, 28 kayıp vererek ancak 18 sandalye kazanabildi. VMRO-DPMNE'nin hükümeti kurabilmesi için parlamentodaki küçük partilerden biriyle işbirliği yapması gerekecek. 

Kuzey Makedonya Cumhurbaşkanı Gordana Siljanovska-Davkova

Makedonya'daki hassas etnik dengeler 

2001 yılında Slav kökenliler ile Arnavutlar arasında kanlı bir iç savaşa sahne olan Makedonya'da yazılı olmayan siyasi kurallara göre iktidara gelen Makedon partileri yanlarına küçük ortak olarak bir Arnavut partisi almak durumundalar. Geçmiş koalisyonlarda bu hep Ali Ahmeti'nin DUİ (Demokratik Birlik için Uyum) partisi olageldi. Eski bir UÇK (Kosova Kurtuluş Ordusu) komutanı olarak hem Kosova Savaşı'nda hem Makedonya iç savaşında savaşmış olan Ali Ahmeti'nin hâlâ emrinde silahlı militanlar bulunduğu sır değil. Geçmiş koalisyonlarda hem VMRO hem SDSM yanlarına DUİ'yi alarak hükümet kurmuşlardı. Bu, çok kırılgan etnik dengelere dayanan Makedonya'da siyasi istikrar için en kestirme yoldur. Ancak son seçimlerin kampanya sürecinde VMRO-DPMNE lideri Hristijan Mickovski rakibi SDSM'i ülkeyi Bulgaristan'a satmakla ve yolsuzlukla eleştirirken aynı eleştirileri DUİ'ye de yönelterek bu partilerle hükümet kurmayacağını kesin dille ifade etmişti. Bu nedenle Mickovski için hükümeti kurmak amacıyla DUİ gibi Arnavut etnisitesini temsil iddiasındaki, ama ondan çok daha zayıf ve militan yönü olmayan VLEN adlı Arnavut partiler grubuyla işbirliği yapmaktan başka seçenek kalmıyor. Mickovski de tercihinin zaten VLEN olduğunu açıkladı. Ama DUİ'nin dışarıda olacağı bir hükümetin temellerinin ne kadar güçlü olacağı bilinmez.

VMRO-DPMNE Başkanı Hristijan Mickoski

Prespa Anlaşması

Yunanistan Başbakanı Alexis Çipras (Syriza) ve Makedonya Başbakanı Zoran Zaev (SDSM) tarafından 2018 yılında imzalanan Prespa (Manastır civarında, Yunanistan ve Makedonya arasında yer alan Prespa gölünden dolayı) Anlaşması uyarınca, iki ülke arasındaki "siyasi sorunların çözümü" konusunda BM gözetiminde uzun müzakereler sonucu mutabakata varılmıştı. Prespa'nın arkasında AB ve ABD'nin yoğun çabaları bulunuyor. Yunanistan kendi tarihi ve kültürel mirasına ait olduğu gerekçesiyle bağımsızlığından bu yana ülkenin "Makedonya" adını kullanmasına karşı çıkmış ve değiştirilmesini talep etmişti. Daha önce de, baskı yaparak üzerinde Yunanistan'ın kuzeyindeki Vergina kenti yakınlarında bulunan Makedon Krallarının mezarlarını süsleyen "Vergina Güneşi" simgesini taşıyan Makedonya'nın ilk bayrağının değiştirilmesini sağlamıştı. Yunanistan isim sorununu gerekçe göstererek Makedonya'nın AB ve NATO süreçlerini bloke ediyor, hassas etnik dengelere dayanan bu küçük ülkenin istikrarını bozacak tehlikeli bir tavır sergiliyordu. Zira ülke nüfusunun üçte birini oluşturan Arnavut toplumu için ülkenin ismi değil, Arnavutluk'la beraber NATO ve AB süreçlerine dahil olmak önemliydi. Yunanistan'ın tutumu AB tarafından örgüt içi dayanışma nedeniyle koşulsuz destekleniyor, ABD'nin etkili olduğu NATO'da da Yunanistan'ın veto hakkı nedeniyle bu tavra ses çıkarılmıyordu. NATO'da bu konuda Yunanistan'a açıktan karşı çıkan tek ülke Türkiye'ydi. Türkiye'nin itirazı belgelerde ancak dipnot olarak kaydedilebiliyordu. O dönemde uluslararası toplantılarda Makedonya anayasal isimi yerine ancak FYROM (Eski Yugoslav Cumhuriyeti Makedonya) ibaresiyle temsil edilebiliyordu. Bu durum egemen bir devlete yapılabilecek en büyük hakaretlerden biri olmasına rağmen Türkiye dışında Makedonya'nın lehine kimse Yunanistan'ı ve AB'yi karşısına almamak için ses çıkarmak istemiyordu.

Sosyal demokrat lider Zaev, Prespa Anlaşmasını imzaladıktan sonra ülkenin anayasal isminin "Kuzey Makedonya" olarak değiştirilmesini referandumla halkın onayına sundu. Yapılan referandumda "Kuzey Makedonya" ismi çoğunlukla kabul edilse de, katılım oranı yüzde 50'nin altında kaldı. Milliyetçi VMRO-DPMNE parlamentoda da onaylanan isim değişikliğini, referandumdaki düşük katılım oranı nedeniyle yasal sayılamayacağını ileri sürerek hiçbir zaman kabul etmedi. Diğer taraftan, bulunan "Kuzey Makedonya" uzlaşı formülü, yine de "Makedonya" ismini içermesi nedeniyle Yunanistan'da da hiçbir zaman milliyetçi kesimin içine sinmedi. Çipras bu yüzden milliyetçi kesim tarafından ülkenin tarihini ve milli değerlerini satmakla suçlandı.

Biraz tarih 

Bugün Makedonya olarak adlandırılan ve Yunanistan, Kuzey Makedonya ve Bulgaristan arasında üçe bölünmüş coğrafya bizim tarihimizde Rumeli (geniş Rumeli'nin parçası) olarak bilinir. Söz konusu topraklara o dönemde, şimdi Bulgaristan sınırları içinde kalan Doğu Rumeli Vilayeti'nin küçük bir bölümü ile Selanik, Kosova Vilayet'nin (merkezi Üsküp'tür) güney kısımları ve Manastır Vilayetleri giriyordu. Osmanlı'nın son dönemlerinde buranın tozlu tarih kitaplarından çıkarılan ismiyle yeniden Makedonya olarak anılmasının patenti Sırp, Yunan, Ulah ve Bulgar komita faaliyetlerini destekleyen batılı büyük devletlere aittir. Bunlar o dönemde Selanik ve Manastır kentlerinde yoğun şekilde konsolosluklar açarak adeta devlet içinde devlet olmuşlardı. 

Osmanlı döneminde Makedonya olarak adlandırabilecek coğrafyanın merkezi, adını Makedonya Kralı 2. Philip'in kızı ve Büyük İskender'in kız kardeşi Thessaloniki'den (Teselya Zaferi) alan Selanik'ti. Selanik sadece Türk aydınlanmasının ve İttihat ve Terakki'nin hayat bulduğu canlı bir ekonomisi ve kültürel hayatı olan bir kozmopolit bir merkez değildi. O zamanlar her türlü komita, özellikle de Bulgar komitaları olarak bildiğimiz Makedon gizli örgütleri de bu kentte faaliyet gösteriyordu. Şimdiki VMRO-DPMNE'nin atası VMRO (İç Makedonya Devrimci Örgütü) da Selanik'te kurulmuştu. 

Yunanistan, Selanik ve Makedonya'nın Ege Denizi'ne kıyıdaş güney topraklarını elde ettikten sonra bölgede büyük bir etnik temizliğe girişti. Bundan en çok etkilenenler Türkler ve bölgede hakimiyet için mücadeleye devam eden Slavlardı. Biz hep Türkiye ile Yunanistan arasındaki nüfus mübadelesine odaklandığımız için tarihin bu acı veçhesini dikkatten kaçırırız. Selanik ve Güney Makedonya'da uğradıkları etnik temizlik Slav Makedonların hafızasından hiç çıkmamıştır. Türk, Slav, Arnavut, Ulah nüfusunu kaybeden Selanik'te en son Museviler İkinci Dünya Savaşı'da Naziler tarafından imha edildiler. 1919'daki büyük yangında Türk ve Musevi mahalleleri yanan (yakıldığı da iddia edilir) ve Osmanlı dönemi mimari dokusu yok olan kent, hemen kuzeyinden geçen Yunan-Yugoslav (şimdi Makedonya) sınırı nedeniyle Balkan coğrafyasının ticaret, iletişim ve kültürel değişim merkezi olma özelliğini de kaybetti. Selanik, Mark Mazover'in tanımlamasıyla, geçen yüzyılın ilk yarısında bir hayaletler kenti haline gelmişti.

İsim değişikliği NATO ve AB'de Makedonya'nın önünü açtı ama bu kez karşısına Bulgaristan çıktı

İsim değişikliği Makedonya'nın NATO'ya üye olmasını ve AB'den adaylık statüsü almasını sağlayarak belli bir rahatlama sağladıysa da, AB'de kapılar bu kez Bulgaristan'ın tutumu nedeniyle kapandı. Özgün bir Makedon etnik kimliğinin ve Makedon dilinin bulunmadığını, Makedoncanın aslında Bulgarcanın bir lehçesi olduğunu iddia eden Bulgaristan bu konularda karşılıklı bir mutabakata varılmadıkça Kuzey Makedonya ile AB adaylık müzakerelerinin açılmasını veto etmeye başladı. Ülkedeki Arnavut toplumun üzerinde hassasiyetle durduğu Arnavutluk'tan ayrı düşmeme meselesi bu kez Bulgaristan'ın engeli nedeniyle AB'de yeniden hortladı. SDSM hükümetiyle Bulgaristan arasında VMRO-DPMNE'nin muhalefetine rağmen yapılan müzakerelerde iş Makedonya anayasasına ülkede bir Bulgar azınlık olduğu yolunda bir madde eklenmesine kadar varmışken, son seçim sonuçlarıyla bu konu akim kalacak gibi gözüküyor.

Yeni seçilen Cumhurbaşkanı Gordana Siljanovska-Davkova resmi yemin töreninde ülkenin anayasal ismi olan Kuzey Makedonya yerine sadece "Makedonya" ifadesini kullanınca Yunanistan'da ve AB'de kaşlar kalktı. Kuzey Makedonya makamlarını uyaran açıklamalar birbiri ardına geldi. Örneğin Gazze'de İsrail yanlısı açıklamalarıyla eleştiri oklarını üzerine çeken AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, Kuzey Makedonya'yı Prespa Anlaşmasının ruhuna uygun davranma konusunda uyarmakta gecikmedi. Ancak ne müstakbel Başbakan Hristijan Mickovski'nin ne de yeni Cumhurbaşkanı Siljanovska-Davkova'nın tutumlarından geri adım atmalarını beklemek gerçekçi olur. Yeni iktidar muhtemelen ülkenin değiştirilmiş anayasal ismini resmi belgelerde korumakla beraber, gündelik kullanımda ülkenin Makedonya olarak anılması isteyecek. Bunun özellikle AB'de sorun olacağı kesin. Makedon makamlarının içeride Arnavutların, dışarıda ise Yunanistan, Bulgaristan ve AB'nin baskı ve engellemelerine ne ölçüde direnebilecekleri meçhul. İsim sorunu yeniden hortlamış gibi görünüyor.

Türkiye, bölgesel gerilimin azaltılması konusunda etkili olabilir

Bu noktada Makedonya ile her zaman iyi ilişkiler içinde olmuş Türkiye'nin tavrı önem taşıyor. Türkiye hem yeni Makedonya Hükümeti'nden aşırı davranışlardan kaçınmasını, hem de AB ve ABD gibi önemli aktörlerden, Kuzey Makedonya'nın istikrarını kaybetmesi halinde bölgede doğabilecek sorunlara dikkat çekerek, daha anlayışlı tavır takınılmasını istemelidir. Türkiye'nin Bulgaristan ve Yunanistan'la mevcut iyi ilişkileri de, anılan iki devletin "milli" konulardaki hassasiyetleri göz ardı edilmemekle birlikte, bir avantaj sağlayabilir. Her ne kadar son yıllarda zemin kaybetmiş olsa da, Türkiye'nin Balkanlardaki ağırlığı hâlâ devam ediyor.

Türkiye Cumhuriyet'ni kuran kadronun başta Atatürk olmak üzere neredeyse tamamı Rumeli kökenlidir. Rumelinden kopup gelen büyük kitleler kendilerini hâlâ Selanikli, Üsküplü, Manastırlı, Ohrili, Pirlepeli, Köprülülü, İştipli, Kalkandelenli hissederken bu bölgeye duyarsız kalmamız beklenemez. Yunanistan'da nüfus mübadelesi nedeniyle Batı Trakya dışında Türk nüfus kalmasa da Kuzey Makedonya nüfusunun yüzde 4'ten fazlası yoğun göçlere rağmen hâlâ Türktür. Bunun yanı sıra bu ülkedeki ve Kosova'daki Arnavut toplumunun önemli bir bölümü Türkçe konuşmakta, Türkiye'deki akrabalarıyla ilişkilerini kesmemekte, onları sık sık ziyaret etmektedir. Türk TV dizileri dolayısıyla Arnavut nüfus içinde özellikle genç kesimde Türkçe konuşanların sayısı artmaktadır.

Dış meselelere eskisine nazaran çok daha fazla ilgili gösteren CHP'nin, en son Bosna ziyaretinde de görüldüğü gibi, yeni bir vizyonla Balkanlara yaklaşmaya başlaması da Balkanlara yönelik çabalara katkı sağlayacaktır. CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in Üsküp ve Selanik kökenli bir aileden gelmesi, Makedonya konusunda ona özel bir sorumluluk yükler diye düşünüyorum. 

Yukarıdaki nedenlerle CHP liderliğinin ve CHP'nin elindeki belediyelerin AKP dönemindeki uygulamaları devam ettirerek, sık sık Kuzey Makedonya ve diğer Balkan ülkelerinde bayrak göstermeleri gerekir.

Arslan Hakan Okçal kimdir?

Emekli Büyükelçi.

1954 yılında İstanbul’da doğdu.

İlkokula Almanya’da başladı. Darüşşafaka Lisesi’ni (1973) ve AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nü (1977) bitirdi.

1978 yılında Dışişleri Bakanlığına girdi.

1981-2001 yılları arasında Bingazi ve Münster Başkonsoloslukları, NATO Daimi Temsilciliği, Bonn ve Berlin Büyükelçiliklerinde sırasıyla Muavin Konsolos, Konsolos, Müsteşar, 1. Müsteşar ve Elçi Müsteşar olarak bulundu. NATO’daki görevinden önce 1989 yılında Roma’da NATO Savunma Koleji’nde eğitim aldı.

1992-95 yıllarında Gümülcine’de Başkonsolosluk yaptı. 2005-2008 yılları arasında (ECOWAS ve aralarında Gana ve Kamerun’un da bulunduğu 9 Batı ve Orta Afrika ülkesine nezdinde de akredite olarak) Nijerya Federal Cumhuriyeti; 2008-2010 yılları arasında, o günkü ismiyle Makedonya Cumhuriyeti nezdinde Büyükelçi olarak bulundu.

Merkezde Amerika Dairesi Başkanı (1995-1997), Araştırma Genel Müdür Yardımcısı (2001-2003), NATO İstanbul Zirvesi Proje Koordinatörü (2004) ve Orta Avrupa ve Balkanlar Genel Müdürü (2010-2013) olarak görev yaptı.

Yurtdışında en son 2014-2017 yılları arasında Güney Kore nezdinde Büyükelçi olarak görev yaptı. Seul’de bulunduğu süre boyunca Kuzey Kore’de nezdinde de akredite Büyükelçi olarak görevliydi.

2018 yılında kendi isteğiyle emekli oldu.

Emekli olduktan sonra bir yıl Darüşşafaka Cemiyeti Yönetim Kurulu üyeliği yaptı. Dört yıl Marmara Üniversitesi’nde ve bir yıl Fenerbahçe Üniversitesi’nde diplomasi dersleri verdi.

Dış politika alanında araştırma, yayın ve eğitim çalışmaları yapan düşünce kuruluşu Ankara Politikalar Merkezi üyesidir.

2021-2023 yılları arasında Gazete Duvar’da konuk yazar olarak makaleleri yayınlandı. 2024 yılının başından bu yana T24’te yazıyor.

Yazarın Diğer Yazıları

Urumçi’nin Fidanları

Çin gibi bir ülkeyle işbirliği yapmak istiyorsanız, hele ondan ekonomik beklentileriniz varsa, onun hassasiyetlerini gözeten bir söylem içinde olmanız maalesef kaçınılmaz.  Bakan Fidan’ın sözleri Türkiye’nin Uygur konusunda Çin’i rahatsız edecek bir eylem içinde olmayacağının güvencesi olarak anlaşılmalı...

Putin'in Çin ziyareti ve çok kutuplu dünyada Amerika-Çin ittifakları

ABD, Çin'i Hint-Pasifik bölgesinde çevrelemeye çalışırken, Çin'in buna yanıtı yanına Rusya'yı almak oldu. Bu bölgede onların yanında, adı konulmamış olsa da Kuzey Kore var. Bu tehlikeli bir gidişat

Çin lideri Xi, beş yıl aradan sonra Avrupa’yı ziyaret ediyor

AB Çin’i ekonomik işbirliği partneri olarak kabul etse de aynı zamanda “sistemik bir hasım” olarak görüyor. Çin’in Avrupa’daki bir çok ekonomik faaliyetine tereddütle yaklaşılıyor. AB, birlik olarak uzak dururken sadece münferit üye ülkeler “Kuşak ve Yol Girişimi”ne (BRI) dahil oldular...