05 Ekim 2014

Sezen Aksu ve şu 'nefsini terbiye edemeyen öküzler' üzerine

Zihni sürekli ereksiyon halinde bir erkek saldırganlığı altında yaşamaya başladık. Sezen Aksu buna karşı çıkmış...

Pekâlâ, baştan anlaşalım.

Açık konuşacağız.

Siz kendinize ne kadar "zamana, trendlere ve halkın tercihlerine hâkim" havası verirseniz verin, objektiflik iddianız (eğer varsa tabii) ve ciddiyet maskeniz boş!

Taraflısınız!

Her zamanki gibi iktidarın tarafındasınız.

Ben de taraflıyım!

Sezen Aksu'nun ve öküzlerin tarafını tutuyorum.

Yanlış anlaşılmasın: Öküzler derken... gerçek öküzleri kastediyorum.

*    *   *

Başörtüsünü yaygınlaştırma özgürlüğünün 9 yaş sınırına dayanması sonrası toplumda artan tepkilerden bir tanesini Sezen Aksu sahneden seslendirmiş:

"Bizi örteceğinize kendi nefsinizi terbiye edin öküzler!"

Bu tepkiye karşı dile getirilen eleştirilerle ilgili olarak da sonradan bir açıklama yapmış:

"Sınırsız özgürlükten yanayım. Bütün yaşamım bunun örnekleriyle doludur. Ancak henüz ilkokul çağındaki bir kız çocuğunun başını örterek, onu küçük bir kadına dönüştürmeyi öneren bu cinsiyetçi yaklaşımı sonuna kadar reddediyorum. Mesele budur; sahnede olup biten de hicivdir, şovdur."

Açıklama yeterince "açıklayıcı" gibi geliyor.

Herhalde üslup, sahnedeki "hiciv" ve "şov" faktörlerine bağlanıyor. Yine de "öküzler" kulak tırmalıyor; elbette eleştirilebilir. (Bu arada biz "öküzler"i sona bırakıyoruz.)

Ama meselenin özü ortada değil mi?

Ne var ki bu, fırtınanın koparılmasına engel olamadı.

 *   *   *

Hükümetin militan gücü olmaya çabalayan Takvim, haberi birinci sayfadan "Olmadı kart serçe" başlığıyla vermeyi yakıştırdı kendine. Gazetenin internet sitesinde de, "Minik Serçe çemkirdi, başörtüsü serbestliğini hazmedemedi" sözleri kullanıldı.

Sabah'ta Ali Değirmenci meseleye duygusal bir giriş yaparak "Aşkın genç ruhlarımızda açtığı derin yaraların merhemi Sezen Aksu... Biz onu çok sevmiştik..." dedikten sonra şu yargıya vardı: "1990'larda Sezen Aksu şarkıları ile politik hayatımızda cesur tavır alan bir ses idi. Ama bugün o 'Minik Serçe'den çok fazla bir şey kalmadı. O artık Kemalistlerin, Ulusalcıların favorisi oldu. Belli ki, Gezi süreci onun da politik tavrında kırılmaya neden olmuş ve savrulmuş."

Hürriyet Gazetesi'nin AKP'den sorumlu yazarı Akif Beki, "Sezen'in makarası çözülmüş dilini eşek arısı sokmasın" diye başladığı yazısında, biçimsel olarak ("yeterince tartılmadan söylenmiş özensiz ve bayağı sözler" meselesinde) Sezen'e engin bir hoşgörü gösterdi. Hatta "öküzlü cümle"yi sevimli bile buldu. Ama "içerik bahsinde" sanki sanatçının anlamadığı (veya yanlış anladığı) bir konuyu aydınlatarak başörtüsünün asla zorunlu hale getirilmediğine vurgu yaptı. Bitirirken de "Onu delidolu haline bırakalım. Tasalanmayalım, bir yere savrulmaz." diyerek adeta Sezen'in safını belirleme (sabitleme) çabasına girdi.

Nihayet, Yeni Akit adlı gazetede Hacı Yakışıklı adlı bir köşe sahibi de konuya kendine ve gazetesine uygun şöyle bir katkı yaptı: "Sezen Aksu'dan Hüseyin Aygün'e, Pınar Kür'den Ayşe Hür'e kadar ne kadar gözden düşmeye başlayan adam varsa (ki biz onlara adam demiyoruz) anında içlerindeki İslam ve Allah düşmanlığını bir silah gibi ortaya çıkarıyorlar. 'Başımızı zorla mı örtecez ayol' diyenler Mehmet Akif'in 'Ulusun, korkma' dediği uluyan varlıklardır! Onlar bunu yaptıkça içlerindeki sapıklığı, gaddar ruhu, çukur düşünceleri, modernite adı altındaki fuhşiyat kanalizasyonu ortaya döküyor."

*    *   *

Özeti daha fazla uzatmayayım.

Son yıllarda durmadan seks konuşan, seksin tehlikelerini bertaraf etmeye çalışan bir toplum olduk. Yok kadın şöyle giyinmesin, yok orası görünmesin, yok kızlı-erkekli yurtlar (şimdi de okullar) olmasın, yok dizilerde harem gösterilmesin, hatta kadınlar ortalık yerde kahkaha atmasın...

Zihni sürekli ereksiyon halinde bir erkek saldırganlığı altında yaşamaya başladık.

Neredeyse kadına ait ve cinselliği uzaktan çağrıştıran her şey bizi ahlaksızlığa itecek gibi duruyor.

Devlet durmadan buna karşı önlemler alırken, AKP'nin defalarca "asla dokunmayacağız" sözünü verdiği yaşam tarzımız giderek değiştiriliyor.

Şimdi de ufacık kız çocuklarının "muhtemelen tehlike arz edebilecek seksüel özellikleri"nin gizlenmesini özendiren bir plan yürürlüğe sokuldu.

Bir yandan aklı fikri sekste ve "aman namusumuza halel gelmesin"de olan güvensiz ve kompleksli bir topluma dönüşürken, bir yandan da cinsiyet temelinde işlenen suçlarda ciddi bir artış yaşıyoruz.

*    *    *

Ama Sezen Aksu'nun fikir beyan etmesi öyle sizinki benimki kadar kolay değildir.

O 40 yıldır "ortadadır". Ve "ayda yaşamadığı için" zaman zaman sesini yükseltir.

Demokrasi konusunda da diyeceği vardır Kürt sorununda da, homofobiye karşı da Gezi hakkında da.

Her zaman onunla aynı fikirde olmak zorunda değilsiniz. "Demokratik Açılım" denilen ama içi boş çıkan AKP hamlesi Aksu'da da heyecan ve umut yaratmıştır. Umudun boşa çıkmasının nedeni bence iktidardır, sanatçının kendisi değil. Ancak solun bir bölümü onu afaroz etmiştir, hatta neredeyse "Fethullahçı" ilan edilmiştir.

Kim ne derse desin, daha 12 yıl önce "Türkiye Şarkıları" konserleriyle, Türkçe, Kürtçe, Ermenice ve Rumca şarkılarıyla barış ve hoşgörüye verdiği emekler unutulmaz.

"Son bakış" ile 12 Eylül'de devlet tarafından katledilen Erdal Eren'e de, "Berkin'e" yazısıyla Gezi sürecinde öldürülen Berkin Elvan'a da sahip çıkmıştır.

Savaşları ve küresel ısınmayı da protesto eder (2007'de bu amaçla düzenlenen CowParade'de, yani İnek Geçidi'nde, üzerinde Sezen Aksu'nun dizeleri yer alan ve adı "İnek Deyip Geçme" olan bir inek vardı, hatırlarsanız), kadınlara yönelik ayrımcılığı da (çocuk yaşında "koyun karşılığı satılan" Ünzile'nin şarkısı buna bir örnektir).

Ve önemli bir kültür insanıdır Sezen. Yüzlerce şiiri ve bestesi vardır. Acı çeker, sever, sevilir, sevinir, yaşar ve yazar. Sahnede "rol kesmez".

Ha, bir de sanatçı yetiştirme olgunluğu ve becerisi vardır: Türkiye'ye Sertab Erener, Levent Yüksel, Harun Kolçak, Aşkın Nur Yengi ve daha birçok sanatçıyı kazandırmıştır.

Ve 60 yaşındadır. Onca değişikliğe rağmen "bir türlü değişmeyen" bu acayip memleket onu da yormuş, belki de bıktırmıştır.

Sahnede "Koymuşum RTÜK'üne" ve "Bizi örteceğinize kendi nefsinizi terbiye edin öküzler!" demesini "Aaa, ne kadar ayıp!" diye bir solukta kınamadan önce buna da kafa yormakta yarar olabilir.

 *   *   *

Ama şu "öküz" konusunda benim de Sezen'e söyleyecek bir çift sözüm var doğrusu. Hem ona, hem de "öküzlük" kavramını anında üzerine alarak savunmaya ve karşı saldırıya geçen arkadaşlara.

Önce, çok affedersiniz, biraz Türkçe çalışalım.

Sezen "öküz" diyor.

Öküz ne demek (burada ve daha sonra anlamlar Türk Dil Kurumu'ndan)?

"Çift sürmekte, kağnı çekmekte kullanılan, etinden yararlanılan, iğdiş edilmiş erkek sığır."

"İğdiş edilmiş" ne demek?

"Erkeklik bezleri çıkarılarak veya burularak erkeklik görevi yapamayacak duruma getirilmiş hayvan."

Sığır ne demek?

"Geviş getirenlerden, boynuzlu büyükbaş evcil hayvanların genel adı."

(Bu arada "dişi sığır" da inek oluyor.)

Ha, bir de boğa var:

"Damızlık erkek sığır". (Damızlık, yani "yalnız dölü alınmak için yetiştirilen yüksek nitelikli hayvan".)

*    *    *

Uzattığım için gerçekten özür diliyorum.

Ama burası erkeklerin "boğa" (gibi) olmaktan gurur duydukları bir ülke.

"Koçum benim! Aslanım!" dediğiniz kişi de size kızmaz, tersine gurur duyar.

"Karınca gibi çalışkan", "arı gibi üretken" sayılmak da iyidir. Hatta "tilki kadar kurnaz" olmak bile fena sayılmaz.

Ama insanlığa en fazla şey (en başta sevgi) öğreten yaratıklardan "köpek" nedense kara listededir.

Kedi nankörlük simgesidir. Keçi ile eşek, anlamsız inatların nöbetleşe temsilcisidirler. Sinek mide bulandırır. Ağustos böceği tembeldir. Kene ile sülük yapışır bırakmazlar. Devekuşu ne idüğü belirsizdir. Bukalemuna hiç güvenilmez. Hindi yalancıktan düşünür. Timsah sahtekârca ağlar. Tavşan ürkektir. Ördek şaşkındır. Kaplumbağa yavaştır. Akrep sinsidir. Çakaldan çakallık, yılandan yılanlık beklenir.

Hepsine birden "hayvan" denir ki... I-ıh, kimse kendine "hayvan" denmesini de kaldıramaz...

*    *    *

Diyeceğim o ki, Sezen bu işe masum öküzleri karıştırmamalıydı.

Nerede görmüş öküzlerin ineklerin hayatını cehenneme çevirdiğini, onlara "şurada gezmeyeceksin, hamileyken dolaşmayacaksın, ortalık yerde geviş getirmeyeceksin, başka öküzlerin yanında asla kuyruk sallamayacaksın!" falan dediğini?

Madem her zaman özgürlüklere saygılı ve duyarlı, o halde derhal öküzlerden (gerçek öküzlerden yani) özür dilemeli!

Ve bir daha da insanların bunca karanlık ve aptalca işlerine hayvanları karıştırmamalı!

En azından Sezen'in 40 yıllık hayranı olarak benim ondan beklediğim budur!..

@AksayHakan

 

Yazarın Diğer Yazıları

Batı ile Rusya arasındaki sırat köprüsünden seçimlere doğru

Seçimlere az zaman kalması ve ekonomik kriz, iktidarı dış politikada daha büyük başarılara koşma yolunda kışkırtıyor. Ama Ukrayna’daki savaşın ve Rusya ile NATO arasındaki gerilimin tehlikeli biçimde gelişmesi, Batı ile Moskova arasındaki daracık bir hattan ilerlemeye çalışan Erdoğan için giderek daha fazla zorluk ve risk yaratacağa benziyor

Vatanı sevmek liderin kıçını öpmek midir?

"Vatanseverlik" bazen saldırmanın gerekçesi oluyor. Bazen susmanın. Bazen jurnalcilik yapmanın. Bazen öldürmenin... Kelimenin içinde "sevmek" olsa da bu kadar çok nefret dolu eyleme gerekçe yapılabilmesi garip değil mi?

Şimdi T24'e nasıl veda etmeli?..

Bugün 12. yılımın ilk günü. Ve son günüm T24'te. Veda yazım…