01 Şubat 2015

Namus önemli, evet, ama apış arasına sıkıştırdığınız değil

Bizde namus deyince cinsel ilişki akla gelir. O da sık sık 'kanunsuz' ve 'dinsiz' olma eğilimindedir.

Bu yazıyı "memleketin", "mahallenin" ve "evinin" namusuna düşkün olanlara armağan edelim.

Biliyorsunuz, "namus" çok önemlidir. Zira o olmazsa "namussuzluk" olur.

Bir de "namuslu insanların da en az namussuzlar kadar cesur olması gerektiği" konusu var ki, o da fevkalade mühimdir.

Bu "namus belası" adım başına karşımıza çıkar durur. Her gün... Binlerce kez...

"Memleketin namusu"ndan sorumlu olanların ve şimdi de "mahallenin namusu"na el atanların kafalarındaki misaller nasıldır, bilemem.

Ama ben çok sıradan bir örnek vereyim size.

Şu Suriyeli çocuk olsun örneğimiz. Hani şu 21 Ocakta Şirinevler'deki Burger King'den kardeşleriyle birlikte patates çalarken işletme müdüründen yediği dayakla kan içinde kalan Halil.

 

*   *   *

Ülkesindeki iç savaştan kaçarak ailesiyle birlikte Türkiye'ye sığınan Halil'in babası sokakta karton topluyormuş. Annesi de konfeksiyon işinde çalışıyormuş (dün işinden çıkarıldığı yazıldı). Halil ve iki kardeşi açlık içinde dolaşıyorlar, bazen restoranlarda müşterilerden kalan yiyecek artıklarıyla karınlarını doyurmaya çalışıyorlarmış.

Türk makamlarının, ülkeye sığınan Suriyelilerin "bütün sorunlarını çözdüğünden" habersiz olan üç kardeş, geçenlerde Şirinevler'deki Burger King'de, bir müşteriden arta kalan patates ve kolayı almak istemişler.

Restoran müdürü (koruma falan değil, bizzat müdür!) panter gibi çocukların üzerlerine atlamış ve onları dövmüş. İnternette görüntüleri de var.

Neden?

Çünkü orası "ticari bir müessese", orada ancak parayla yenip içilir.

Üstelik "ne idüğü belirsiz" çocukların, hele hele "Suriyelilerin", öyle "ulu orta" restorana girip artık yemesi de "müşterileri rahatsız edebilir".

Müşteriler rahatsız olursa da iyi para kazanılmaz.

En önemli değer ve amaç paraysa (ki galiba buralarda öyle), bütün bu olan biten de son derece normal, haliyle.

Yani pek bir "olağanüstük" yok gibi sanki burada.

 

*   *   *

 

Ancak olay, çoğu kez uyuklasa da ara sıra "seçmece ahlak dersleri veren" Türk medyasına yakalanıp büyüyüverince kıyametler koptu.

Adeletli Türk mahkemeleri, müdürü "çocuk dövmekten" yargılamaya girişti. (Sizce neden?)

Patron, müdürü işten attı. (Sizce neden?)

Müdür "Pişmanım" dedi. (Sizce neden?)

Gazeteciler ve toplum, "Ne kadar ayıp!" cıkcıklarıyla müdürü kınamaya başladı. (Sizce neden?)

Henüz duymadım, ama bazı siyasetçiler de "Böyle rezillik olmaz! Hesabı sorulacak!" türünden demeçler verebilirler. (Sizce neden?)

Siz de haberi okuyup videoyu izlediğinizde benzer tepkiler verebilirsiniz.

Siz ne kadar içtensiniz acaba?

Yukarıda sıraladıklarım (medya, yargı sistemi, patron, müdür, siyasetçiler, halk) ne kadar samimi?

Bu habere koro halinde tepki verdik diye çok mu dürüst ve duyarlı oluverdik şimdi?

Ya gırtlağımıza kadar bizi kuşatan adaletsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, şiddet olayları?

Çocuk gelinler, ensest hadiseleri, kadınların kocaları ve sevgilileri tarafından durmadan öldürülmesi?

Eee?..

"Onlara alıştık", değil mi?

"E zaten herkes böyle", "ne yapılabilir ki?"

 

*   *   *

 

Bu arada tekrar olay yerine ve 21 Ocak akşamına dönelim.

Koca adam, 11 yaşındaki çocuğun ağzına burnuna yumruk ve tokatlar indirirken orada bir sürü insan var. (Pardon, "insan" değil, "müşteri" yazmam gerekiyordu.)

Hiçbiri bana mısın demiyor.

Dayak atılırken birkaç metre mesafeden bakarak türlü türlü burgerleri ve patatesleri midelerine yuvarlayan bu "tipler", bir taraftan da eğlenceli bir gösteri izler gibi.

Yüreklerinin çıtı çıkmıyor; en ufak bir merhamet ve empati yok.

"O yumruk kim bilir ne kadar can acıtır" diye bir iç sızlaması yok.

Adam meşgul: Burger ve patates yiyor. Ve dayak seyrediyor. Mısır yiyip film seyreder gibi.

O an aklına kendisinin de bir "insan" olduğu ve "isyan edebileceği" düşüncesi asla gelmiyor.

Herkes susuyor, izliyor ve yiyor.

Çocuklar dayak yiyor.

Müdür dövüyor.

Sadece tek bir kadın ayağa kalkıyor ve müdüre sert tepki gösteriyor. Sonra da dakikalarca isyanına devam ediyor.

Ötekiler, bu kez de oradaki tek "insan" olan bu kadının protestosunu seyrederken tıkınmaya devam ediyorlar...

 

*   *   *

 

Şimdilerde - kim bilir kaçıncı kez - "namus" kavramını tartışmaya başladık ya...

Hani, AKP'nin "salla başını al maaşını" milletvekillerinden biri daha seçimlere doğru uykusundan uyanıp ortaya bir "fikir" attı ya...

Hani "mahallenin namusu" meselesine dikkat çekti ve "namussuzluk yapanın cezasını bizzat mahallelinin kesmesi gerektiğini" söyledi ya...

Herhalde aklında fikrinde "kim kimle yatıyor/yatabilir?", "kızlı-erkekli dolaşanlar ve  oturanlar var mı?", "ortalık yerde kahkaha atan kızlar var mı?" gibi "seksi çağrışımlar" vardır...

Çünkü, malumunuz, bizde namus deyince cinsel ilişki akla gelir. O tür ilişkilerinden de çoğu "kanunsuz" ve "dinsiz" olma eğilimindedir.

Söz konusu işgüzar milletvekiline katılabileceğim tek nokta, namusun gerçekten de en önemli toplumsal değerlerden biri olduğudur.

Namus, onur, şeref... Bu kavramlar ahlak ve vicdan olmadan var olamazlar.

Ve bir de cesaret olmadan olmaz, mümkünü yok!

 

*   *   *

 

Sen çık ortaya, "namus tellalı" havasında, seks ilişkilerine trafik polisliği yapmaya soyun...

Ama yanı başındaki hırsızlara, katillere, yalancılara ses çıkarma...

Yemezler, sayın milletvekilim, yemezler!

Ama belli mi olur!

Belki yiyenler de olur.

Burger gibi, patates gibi bunu da yerler ve seyrederler, kim bilir.

Belki milyonlarca "burgerli seyircimiz" vardır...

Bana kalırsa aramızda, "Şirinevler Burger King'deki o akşamın tek insanı" olan o kadın gibiler pek az.

Ve bence namuslu olan asıl o!

Siyasi görüşü, milleti, dini, dili ne olursa olsun...

Namuslu, vicdanlı ve cesur bir insan!

 

*   *   *

 

Hani geçen gün bir büyüğümüz hatırlattı ya: "Namuslu insanlar da en az namussuzlar kadar cesur olmalı!"

Hangi yöne bakarak söylendiğini bilemem de...

Söz pek güzel ve fiyakalı gibi sanki...

Ama doğrusu, şu da aklıma gelmiyor değil:

Namussuzluğa cesaretle karşı çıkmayıp da göz yuman ve böylelikle ortak olanlara "namuslu" denebilir mi hiç?

 

@AksayHakan

Yazarın Diğer Yazıları

Dondurma bedava, limuzin hediye: Yaşasın Türk-Rus ilişkileri!..

Ne kadar da askerîleşmişti ilişkiler! Füze al, uçak al, helikopter al! Dön dolaş Suriye savaşına gel!

Kurban Bayramı’nın dört günü: Umut, ölüm, cenaze ve hayat

“Ölümü küçümseme, seve seve karşıla onu, çünkü o da doğanın istediği şeylerden biridir. Öyleyse us yürüten insana özgü olan; ölüm karşısında ne yüzeysel, ne düşman, ne öfkeli olmak, onu yaşamın doğal olgularından biri olarak beklemektir.”

Nâzım, Moskova, T24 ve dört fotoğraf karesi

Moskova’da Nâzım etkinlikleri başladığında başka bir iktidar vardı. Anma geleneği sürüyor. Başka siyasiler de sahneden çıkacaklar. Ölümsüz olan gerçek sanattır, büyük şairlerdir...