30 Aralık 2018

Eksik bir yılbaşı gecesi: Bir mucize olsa da 2019'da hayat normale dönse...

Aklına balkondaki kedi geldi... Sonra mitinglere çağıran arkadaşı... Ölenler, tutuklananlar... Okuyamadığı kitaplar... Neden bittiğini hâlâ anlayamadığı tek gerçek aşkı...

Kaldırdı kadehini...

Gerçi 2018 çok kötü geçmişti.

Ama sonuçta yeni yıldı.

Bayram sayılırdı.

Gülümsemeye karar verdi.

Yemek ve çerez tamamdı.

Önündeki şişeye neşeyle baktı.

*   *   *

Tam o sırada balkon camında bir karaltı belirdi.

Kadehi bırakıp cama yaklaştı.

“Allah’ın cezası kedi!”

Yüzüne nefret ifadesi yerleştirdi.

“Yine kirletecek balkonu.”

Çıkıp hışımla kovdu hayvanı.

Her zamanki gibi korkup kaçmıştı kedi.

Aslında korkmasa ne olurdu, onu hiç bilmiyordu.

Düşünmeye de gerek yoktu.

Kaçırmıştı ya kediyi.

Birilerinden güçlü olmak ve korkutmak güzel duyguydu.

*   *   *

İçeri girip kadehi eline aldı yeniden.

Çoktan ortadan kaybolmuş olan kediyi aradı gözleriyle.

Hava da çok soğuktu.

Zavallı hayvan acaba nerede uyurdu...

Bir kap su ve yemek koysa mıydı acaba balkona...

Ama yiyip içip pisletiyorlardı her yeri.

“Neyse sonra bakarız”, diyerek kapattı konuyu.

*   *   *

Mmm, içki de hiç fena değildi.

Hem pahalıydı da.

İyi etmişti kendine böyle bir hediye almakla.

Yıllar boşuna geçmemişti, “bir yerlere gelmişti bu hayatta”; ondan emindi.

Herkese ve her şeye rağmen...

*   *   *

Hâlâ onu çekemeyenler vardı.

Mesela, bir türlü kurtulamadığı şu gençlik arkadaşı.

Geçen hafta sonu yine mitinge çağırmıştı.

Ret cevabı alınca da korkaklıkla suçlamıştı.

Korkaklıkmış!..

Aklına çılgın gençlik yıllarındaki yasadışı eylemleri geldi.

Herkes onun yüzde biri kadar cesaret gösterse memleket cennet olurdu cennet!

Sadece dönem değişmişti artık.

Ve miting, eylem falan, bu tür şeylerin zamanı geçmişti.

“Bu internet çağında” diye yüksek sesle söylendi.

Gerisini getirmedi.

*   *   *

Kendi kendisinin moralini bozmuştu.

Aslında elbette üzülüyordu memlekette olup bitenlere.

Sürekli olaylar, ölenler, tutuklananlar; üzülmez mi insan hiç!

Bir türlü huzur gelmiyordu güzelim ülkeye.

Herkes kavgaya hazır yaşamaya alışmıştı.

Devlet de çok sert giriyordu gerçi...

Böyle olmazdı...

Bir şeyler değişmeliydi, hem de kökünden...

Bilinçlenmek, bilim, eğitim önemliydi haliyle.

“Ve okumak” deyip arkasında duran kitaplığa döndü.

Öyle çok kitap vardı ki orada okumadığı.

Ama durmadan yeni kitaplar alıyor, her aldığı kitapla sanki kendine güveni pekişiyordu.

Bir kadeh daha yuvarladı.

*   *   *

Ne güzel kar yağıyordu...

Uzak ve sisli bir kış anısı gözlerinde canlandı.

Zaten ne zaman içse onu hatırlardı.

Çok güzel bir kadındı.

Ama gururuna ve özgürlüğüne aşırı derecede düşkündü.

Fedakârlık yapmasını bilmiyordu.

Bu yüzden her şeyi mahvetmişti.

“Oysa kadın dediğin biraz da...”

Yine devam etmedi.

Biliyordu bu sözlerinin sonunda yine çıkışı bulamayacak ve hüzünlenecekti.

Sustu.

Ama yine de hüzünlenmişti.

Arka arkaya birkaç kez daha doldurdu kadehini.

*   *   *

Televizyona döndü.

Boş boş baktı.

Sonra bir ara baktığı ekranda ne olduğunu fark etti.

Amerikalı gazeteciler, sanatçılar falan Trump’ı eleştirmiş. Hatta küfreden bile olmuş adama.

Vay be, dedi.

Bizde olsa Cumhurbaşkanı’nın karşısında durabilirler mi...

“Adamlar kurmuşlar sistemi tabii...”

Yine durdu.

15-20 yıl önce olsa gidebilirdi doğru dürüst bir ülkede yaşamaya.

O zaman “kaçtı” diyecek arkadaşlarından çekinmişti.

Şimdi ise vakit çok geçti.

*   *   *

Birkaç kez kanalı değiştirdi.

“Yoz yoz eğlence programları” diye mırıldandı kendi kendine.

“Hep aynı şeyler: Ucuz şarkılar, türküler, danslar...”

Son kanalda durdu.

Dansözün iri göğüslerine takıldı gözleri.

“Ne kadar basit, ne kadar dejenere” dedi.

“Her yıl aynı şey!”

Futbol, eğlence, sıkıcı tartışma programları...

Bu halkı aldatmak, oyalamak ne kadar da kolaydı.

Sıkıldı bu düşünceleri tekrarlamaktan da.

*   *   *

Ne biçim bir ülkeydi bu!

Ve ne biçim bir yılbaşı!

Bir mucize olsaydı da 2019’da hayat normale dönseydi...

Durdu...

Yepyeni bir şey fark etmek istercesine çevresine bakındı.

Sanki balkonda bir şey görmüş gibi aniden kafasını dışarı çevirdi.

Aklına deminki kedi geldi.

Sonra durmadan mitinge çağıran arkadaşı...

Olaylar, ölenler, tutuklananlar...

Bir türlü okuyamadığı kitaplar...

Neden kötü bittiğini hâlâ tam anlayamadığı tek gerçek aşkı...

Boşa giden yurt dışına çıkma hayalleri...

Sıkı bir küfür bastı.

Ters çevirdiği şişedeki son damlaların kadehe damlamasını keyifli bir inatla bekledi.

Sonra televizyona döndü yeniden.

Dansözün göğüsleri de ne kadar güzel ve büyüktü.

Acaba doğal mıydı, yoksa operasyonlu mu...