17 Haziran 2024

İdeoloji için sağlığımızla oynuyorlar: Aşı karşıtlığının arkasında ABD varmış!

Arapça içeriklerin hemen tamamında aşının içeriğindeki domuz katkısı nedeniyle haram olduğu vurgulanıyor. Eh, işin ucu Arapçaya kadar uzandıysa neden Türkiye de bu kirli oyundan nasibini almamış olsun ki?

Acayip bir hikâye anlatmak istiyorum size bu hafta. En hafif tabirle acayip!

Haberin sahibi Reuters. Konuyla ilgili geniş bir dosya hazırladılar. Fakat ben yine ortadan gireyim istiyorum konuya:

Efendim, meğer pandeminin en başında birden ortaya çıkan aşı karşıtı dalganın başında bizzat ABD ordusu varmış!

Evet, yanlış okumadınız. Haberin özeti bu… Pentagon çok gizli bir operasyonla Çin’in hızla geliştirdiği Sinovac aşısını kötülemek için profesyonellerin yardımını almış, açılan yüzlerce, belki de binlerce “fake” hesap marifetiyle aşı karşıtlığı propagandası yapılmış.

Detaylara geleceğim… Lakin düşünüyorum da sahiden de Sinovac aşısının geliştirildiği ilk günlerde hepimiz -COVID meselesine en çok kafa yoranlarımız bile- bir şekilde var olan propagandadan etkilenmiş ve Sinovac olmak yerine biraz daha bekleyip Biontech aşısını kullanmaya karar vermiştik.

Özgür Mumcu ve ben o tarihlerde COVID’e dair gelişmeleri paylaştığımız canlı yayınlarda aşının önemine vurgu yapmış, aşı olmamanın olmaktan daha kötü olduğunun altını çizmiştik.

Biliyorum, şimdi hemen aşı karşıtları çıkıp “Aşılardan sonra ne olduğunu gördük. Kalp hastalıkları, beyin tümörleri arttı” diyecekler.

Yakın arkadaşlarımdan da böyle düşünenler var.

Lakin tüm bu hastalıkların bizzat COVID-19 virüsünden kaynaklandığını, aşı olunmaması durumunda popülasyonda gördüğümüz bu tip hastalıkların oranının çok daha yüksek olacağını öne süren pek çok bilimsel makale mevcut.

Fakat derdim bu değil. Benim derdim, basbayağı “gerçek” bilgiye ulaşmanın imkansızlığıyla ilgili… Aslında biz kendimize göre “bilgi” tüketirken bile birilerinin ideolojik propagandasına ait oluyoruz. Doğruyu bulamıyoruz.

Devletlerin çıkarlarının ötesine geçen bir hakikate ulaşmamız engelleniyor.

Dönelim haberimize… Pentagon tarafından sosyal medyada (Instagram, Facebook vs.) yönetilen dezenformasyon 2020 yılında başlıyor. İlk hedef Filipinler.

Filipinler’in başında ABD’nin pek de hazzetmediği bir başkan var; Duerte. Duerte’nin Çin’le ilişkileri iyi, dolayısıyla Çin Devlet Başkanı Xi Jinping geliştirilen Sinovac aşısından ilk faydalanacaklar listesine Filipinler’i de yazıyor.

Bu durum Amerikan ordusunun yöneticilerini işkillendiriyor. Çin’in geliştirdiği aşı sayesinde diğer ülkelerle sıcak ilişkiler geliştirmesini istemiyorlar. İşte bu yüzden General Dynamics IT isimli bir şirketten profesyonel destek alarak sahte hesaplar üzerinden kara propagandaya başlıyorlar.

İşin acayip kısmı, sadece Sinovac’ı kötülemiyorlar. Sahte hesaplar üzerinden tam olarak “aşı karşıtlığı” propagandası yapıyorlar. Zira o esnada Çin ve Rusya hızla aşıları geliştirip piyasaya sürüyor. Batı’dan gelecek Moderna, Bintech gibi aşıların geliştirilmesine henüz zaman var.

Filipinler’de başlayan kara propaganda işe yarıyor! Halk aşı olmuyor!

İş öyle bir noktaya geliyor ki, Filipinler Devlet Başkanı Duerte basbayağı halkı tehdit etmek zorunda kalıyor: “Ya aşı olursunuz ya da hapse girersiniz. Tercih sizin!”

Duerte bu açıklamayı yaptığında 114 milyon nüfuslu Filipinler’de aşı olan insan sayısı 2,1 milyonda takılı kalıyor. Duerte’nin hedefi 70 milyon kişiyi aşılayarak ülkeyi COVID kaynaklı ölümlerden korumak…

Peki, Pentagon’un kara propagandasının sınırları Filipinler veya Uzak Asya’yla sınırlı kalıyor mu? Ne yazık ki hayır…

Reuters’ın haberinde Türkiye adı geçen ülkeler arasında yok ama Kırgızistan, Kazakistan, Türkmenistan gibi Orta Asya ülkeleri var.

Daha da ötesi üretilen içeriklerin dilinden anlıyoruz ki, hedefte Orta Asya da var! Zira bazı içerikler Arapça üretilmiş. Arapça içeriklerin hemen tamamında aşının içeriğindeki domuz katkısı nedeniyle haram olduğu vurgulanıyor.

Eh, işin ucu Arapçaya kadar uzandıysa neden Türkiye de bu kirli oyundan nasibini almamış olsun ki?

Peki, nasıl bitiyor bu terane? Öncelikle ABD’de yönetim değişiyor, Trump gidiyor, direksiyona Demokratlar geçiyor. Ulusal Güvenlik Konseyi bu operasyonun sonlandırılması kararını alıyor.

İlginç olan bu karardan bir süre sonrasına kadar kara propaganda devam ediyor. “Birileri” bu gizli operasyonun devam etmesini arzu ediyor. Öyle de oluyor.

Lakin bir noktada sona eriyor.

Fakat Reuters haberinde bu operasyonun teknik altyapısından sorumlu General Dynamics IT’nin Amerikan devletiyle olan anlaşmasının 493 milyon dolarlık yeni bir sözleşmeyle yenilendiğini belirtiyor.

Yani belki de hiç bilmediğimiz coğrafyalarda hiç bilmediğimiz insanlara çeşitli konularda benzeri bir propaganda yapılmaya devam ediliyor.

Son olarak diyeceğim şu ki; internette her gördüğünüze, her okuduğunuza inanmayın. Aşının zararlı olduğuna inanabilirsiniz. Kimse sizin bu görüşünüze karışamaz. Fakat mümkün olduğu kadar -artık o nasıl olacaksa- bağımsız kuruluşlar tarafından kaleme alınmış bilimsel yayınları takip edin.

Fikriniz sizin olsun. Sosyal medyada gördüğünüz ne idüğü belirsiz bir fikri hemen sahiplenmeyin.

Elinizden geldiği kadar…

* * *

Kadının soyadı yok!

Bugün bir şey daha anlatmak istiyorum size. Çoğu haber kanalının gözünden kaçmış bir gelişme var, beni de bir arkadaşım haberdar etti konudan…

Mesele kadının evlendikten sonra sadece kendi soyadını kullanabilmesi…

Türk Medeni Kanunu’nun konuyla ilgili maddesinde, “Kadın, evlenmekle kocasının soyadını alır; ancak evlendirme memuruna veya daha sonra nüfus idaresine yapacağı yazılı başvuruyla kocasının soyadı önünde önceki soyadını da kullanabilir” hükmü yer alıyor.

Fakat olumlu bir gelişme olarak, İstanbul’da bir mahkeme, “Erkeğin doğumla kazandığı soyadını ömrü boyunca kullanması mümkünken, aynı hakkın kadına tanınmamasının eşitlik ilkesi ile bağdaşmadığı” gerekçesiyle bu hükmün iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvuruyor.

Konuyu karara bağlayan Anayasa Mahkemesi, Medeni Kanun’daki hükmü Anayasa'ya göre kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olduğu, ailenin de “eşler arasında eşitliğe dayandığını” belirterek iptal ediyor.

AYM’nin kararında, erkeğin evlenmeden önceki soyadını evlendikten sonra da tek başına kullanabildiği halde, kuralla kadının evlenmeden önceki soyadını evlendikten sonra ancak kocasının soyadının önünde kullanabileceği öngörüldüğünden karşılaştırmaya müsait şekilde benzer durumda olan eşler arasında cinsiyet temelinde farklı muamelenin yapıldığı ifade ediliyor.

Tüm bunlar 2023’ün Nisan ayında gerçekleşiyor.

Her şey iyi güzel… İnsan “memlekette hayırlı şeyler de oluyor” diyor.

AYM’nin kararının Resmî Gazete’de yayımlanmasının ardından itiraz süresi olan dokuz ayın dolmasıyla birlikte kadınların evlendiklerinde sadece kendi soyadlarını kullanmasının mümkün olacağı yazılıp çiziliyor.

Süre geçtiğimiz Ocak’ta doluyor.

Fakat pratikte uygulama gerçekleşmiyor. Mahkemeler AYM’nin iptal kararının ardından yasal bir düzenleme yapılmadığı gerekçesiyle uygulamada kadınların sadece kendi soyadlarını almasına izin vermiyor.

Oysa Ocak ayı içinde “Dokuz ay doldu, artık kadınlar evliliklerde kendi soyadlarını kullanabilecekler” diye pek çok haber yapılıyor. Barolar, kadın hakları dernekleri mutlu…

Pratikte bu olmadığı gibi çok yakın bir zamanda basına yansıyan fakat ülkenin kaotik gündemi nedeniyle manşetlere çıkamayan 9. Yargı Paketi tasarısında kadının kendi soyadını alması yeniden “sakıncalı” hale getiriliyor.

T24’ün konuya ilişkin haberinden aynen alıntılıyorum:

9. Yargı Paketi taslağına göre 721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 187’nci maddesinde yer alan, “Kadının soyadı” düzenlemesinde yapılacak değişiklik ile Anayasa Mahkemesi (AYM) kararına rağmen, kadınlar evlendikten sonra bekarlık soyadlarını tek başına kullanamayacak.

… Söz konusu maddenin gerekçesinde bu durumun, “Ailenin önemi değerlendirildiğinde, anne ve babanın ayrı ayrı soyadı kullanmaları, çocuk üzerinde olumsuz etkiler doğurabilecek, çocuğun hangi soyadını kullanacağı ayrı bir tartışma konusu haline gelecektir. Bu durum, Türk toplumunun temeli olan aile bütünlüğüne zarar verebilecektir” ifadeleriyle açıklanması dikkat çekti.”

Yasa taslağındaki bu ifadelere ilişkin çok uzun şeyler yazmayacağım.

Sadece iki şeyi vurgulamak istiyorum…

Bir: Dünyanın pek çok yerinde kadının kendi soyadını kullanabilmesi -AYM’nin de karara bağladığı üzere- anayasal bir hak iken ve bizde de hem bir yerel mahkeme hem de AYM benzer bir karar almışken illa “geriye” gitmekte bu ısrar niye?

Dünyada kadının kendi soyadını “kullanmamasının” önüne geçen yasalar bile var!

İki: Türk toplumunun aile bütünlüğünde bir sorun mu var? Baksanıza, her şeyden amma kolay zarar görüyor.

Aile birliğini ve dirliğini soyadı kullanımının dışında başka biçimlerde güçlü ve kuvvetli hale getirmeye kafa yormak daha faydalı olabilir mi acaba?

Herkese iyi bayramlar…

Eray Özer kimdir?

Eray Özer ODTÜ'de psikoloji okudu, sosyoloji hatmetti. Akabinde Bilgi Üniversitesi'nde yüksek lisans, Anadolu Üniversitesi'nde ise tez aşamasına takılan bir doktora ile akademik hayattan bir türlü elini eteğini çekemedi. Hatta iki yıl boyunca Kadir Has Üniversitesi'nde sosyoloji dersleri verdi.

Meslek hayatına Radikal Gazetesi'nde başladı, kısa süreli televizyon haberciliği deneyiminin ardından Doğuş Dergi Grubu'nda devam etti.

Son olarak ise Cumhuriyet hafta sonu eki Sokak'ı çıkaran ekipte yer aldı. Radikal, Birgün, Cumhuriyet ve Diken'de yazdı.

Yaklaşık dört sezondur devam eden bir podcast içeriği hazırlıyor. Buzdolabının tarihinden Yapay Zekâ'ya, Roman halkının hikâyesinden Kayıp Kıta Mu'ya birbirinden farklı konular hakkında hiç bilinmeyenlerin anlatıldığı "Yeni Haller" ismindeki podcast yayınına Spotify'dan veya tüm podcast uygulamalarından ulaşabilirsiniz.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları

Trump suikastına giden süreç: Neler olmuştu, neler olabilir?

Hüküm yukarıdan gelmez ve doğal yollarla hak vaki olmazsa Trump’ın başkanlığını artık Trump bile engelleyemez. Öyle sanıyorum ki, cumartesi gecesinden sonra Amerikan bürokratları Trump’la geçecek dört yılın hesabını yapmaya başlamışlardır bile.

Gerçeği bilme ihtiyacımız ve gazeteciliğin yeni kodları

Konvansiyonel dijital medyanın da zamanla kendini dönüştürüp bu yeni trendlere göre yeniden yapılandırması gerekiyor. Habercilik için zor zamanlar, evet. Ama unutmayın, hayat her zaman dönüşür, değişir. Gerçeği bilmeye olan ihtiyacımız bitmedikçe habercilik de bitmez

Üçüncü Dünya Savaşı çıkacak… Ama başka bir sebeple…

Bastırdığınız dolarları, çıkardığınız altınları yiyemeyeceğiz. Ürettiğiniz silahlar, bombalar bir deri bir kemik kalmış evlatlarımıza çare olamayacak. Çatlamış toprakları döktüğünüz kanla sulayamayacaksınız. Çok yakında her şey için çok geç olacak. Görmüyor musunuz? Görmüyorlar