26 Haziran 2012

Televizyon kişisi olabilmek ya da olamamak, işte bütün mesele bu

Survivor\'da kazanan bugün belli oluyor

Survivor’da kazanan bugün belli oluyor. Şimdiye kadar izlediğim Survivor yarışmaları arasında en sakin, en adil, en nazik, en kibar, en hoşgörülü, en insanca geçen Survivor idi kesinlikle belirtmeliyim. Bunu sağlayan da özenle seçilmiş yarışmacılardı.

Her Survivor finali, Kıbrıs’ta yapılıyor. Ve bütün yarışmacılar şu an orada. Ancak bizi geçen seneye götüren durumlar yaşandı birkaç gündür.

Geçen senenin yerinde duramayan yarışmacısı Taner, Kıbrıs’ta kalınan otele gitmiş ama alınmamış. Ve Acun Medya’ya ciddi ithamlarda bulunuyor.

Taner’in Twitter’da yazdığı tweetler üzerine düşünülmesi gereken türden

 "Bu akşam Acun Medya'dan hakketmediğim bir muamele gördüm ve bu yüzden canım Cok sıkkın. Acun Medya'nın ne hakkı var ki beni Kaya Artemis'den kovmaya, üstümden trilyonlar kazandınız sizlerden 1 TL bile istemedik. Gerçekten hiç bu kadar kendimi kötü hissetmemiştim şu anda intihar etmeyi bile düşünüyorum. Eğer bu akşam intihar edersem ve ölursem bundan Acun Medya sorumludur"gibi.....

Eminim ki şu an yerinde yarışmacı tercihleri yapan Acun Ilıcalı’nın ağzı yanmıştır, açıkçası eğer arkadaşı Meter de bu yarışmaya katılmış olsaydı düşünüldüğü gibi yarışmanın yine fena tadı kaçacaktı.

Bu aslında birilerini televizyon kişisi yapma öncesinde yapımcıların epey etraflıca düşünmesi gerektiğini vurgulayan çok önemli bir örnek.

Acun Ilıcalı, Taner ve Meter’e program yapmayı düşündü bir ara ama vazgeçmişti, nedenleri de çok doğruydu.

‘Taner’i ünlü birinin getirdiği sorumlulukla yaşar mı bakıyorum, Acun Medya’nın çalıştığı biri abuk sabuk çalışamaz diye açıklayarak ya istediğini yaparsın ya da bizimle olacaksandikkat edersin dedim, şu an onu deniyorum’

Yani, Ilıcalı; Taner’in ünlü olmanın, tv kişisi olmanın sorumluluğunu taşımayacağını düşünüyordu, özetle ona inancı oluşmadı ve program fikrini kafasında bitirdi.

Ben de ‘Taner ne kadar gözlense, beklense şu an şöhretin sorumluluğunu taşıyabilecek biri değil, bu proje bir risktir ve göze alınmamalıdır.’ diye yazmıştım, hala da öyle düşünüyorum.

 

Davranış Blimleri ve İletişim Uzmanı Aşkım Kapışmak, geçen sene görüşlerini ‘Taner için gerçek Survivor şimdi başladı’ başlığında t24 ile paylaşmıştı.

Tekrar tekrar altını çizmenin tam zamanı olduğu düşüncesiyle yine paylaşıyorum;

Önceden olabilecekleri tahmin etmek için iyi bir uzman olmaya gerek yok. Taner ile ilgili öngörülerim beni üzüyor şimdiden yazayım, konuşayım benim de üzerimdeki yük kalksın..


Taner , yarışma sürecinde gerçekten anı yaşayan ve doğala yakın davranışlar sergileyen bir karakterdi.Bir eksikliği vardı empati becerisi olmadığı için duygusal süreçleri sağlıklı yaşayamıyordu.Zaten böyle bir yarışma içinde pek gerekli olan bir durum değildi.

Çünkü diğer yarışmacılar fiziksel değişimlere (açlık, uykusuzluk gibi) sert  ve öfkeli reaksiyonlar verirken Taner için bu değişimler normal olduğundan pek fazla rahatsızlık yaşamadı.

Gelin görün ki durum şimdiler de çok değişti.

Taner yarışmadan sonra, aynı davranışları dışarıda da sergiliyor. Böyle bir karakter kendi küçük mahallesinde pek sorun teşkil etmez ama daha geniş bir topluma hitap etmeye başladığında durumlar değişir.

Duygusal becerilerini geliştirememiş bir birey, kandırılmaya ve etkilenmeye daha yatkındır.

Benim için tehlikeli gözüken nedenlerin başında, Taner ve Meter’in en hassas noktaları olan kadınlar geliyor.

Hatırlarsanız Taner, yarışma boyunca kızlar tarafından nasıl görüldüğünü merak ediyor ve önüne gelene bunu soruyordu.

Şimdi hassas noktası kadın olan ve ünlü olmuş bir genç var karşımızda. Bu genç aynı zamanda davranış bozuklukları yaşıyor. İşte tehlike burada başlıyor.

Taner uçların adamı. Ya hep ya da hiç var hayatında. Denge durumu olmadığı için, evetler hayırlarla bakıyor hayata. Başına gelen sorunlarda kendisi yerine diğerlerini suçluyor.

Meter ile sürekli bir öne çıkma savaşı veriyorlar. Bir arada tüm programlarda atlama zıplama gibi garip ve hiçbir anlamı bulunmayan davranışlar sergiliyorlar. Şimdi bazılarınız ne var canım çok tatlılar diyebilir… ama  durum tatlılıktan ziyade tehlike arz ediyor.

Kamera önünde sınır tanımayan insan kamera arkasında sınırları zorlar. Hem genç, hem ünlü hem rahat düşünsenize kimlerin tuzaklarına düşebilirler.

Peki daha sonra ne olacak, izleyenler sıkıldıktan sonra ne yapacaklar? Bir şeyler üretemedikleri için faydasız oldukları anlaşılınca ne yapacaklar? Kameralar peşlerinde koşmadıklarında ne yapacaklar?

Ne mi yapacaklar tekrar ilgi çekmek için her şeyi…İlk önce olacak durum,  ikisi birbirlerine girecek, birbirlerine zarar vermeye başlayacaklar. Ciddi kavgalar olacak ve bu durum bir süre basında haber olacak, iki kavgalı eski dost  birbirleri hakkında atıp tutacaklar. Sırlar ve iftiralar olacak. Dostlukları kaybolduğu için boşluklarını yanlış insanlarla dolduracaklar. İşte bir süre daha da güzelleşen hayatlarında kurtulmuş olduklarını düşündükleri an, medya ilgiyi azaltacak, herkes eğlencesini bitirip hayatlarına dönecek. Kış gelecek yeni programlar yeni adaylar çıkacak.

Taner ile Meter ilgi çekmek için biz barışıyoruz diyecekler. Samimiyetsiz olan bu durum kısa sürecek ve gerçek survıvor bitecek. Ne mi kazandılar; bir süreliğine ün ve değişik arkadaşlar. Kısa zamanlı hazlar! Ne mi kaybedecekler ? Dostluk, samimiyet ve huzur.

Ne yapmalı? Taner bir uzmana gözükmeli, Acun Ilıcalı onu kısa zamanlı hareketli işlerde değerlendirmeli, başka bir görevde kesinlikle dibe vuracaktır.

Meter, Taner’e bakıcılık yapmamalı.

Taner’in ailesi onu yalnız bırakmamalı.

İnşallah kaderleri evlendirme yarışmasındaki Ata’nın sonuna benzemez.

Yazarın Diğer Yazıları

Kör çukurlarda merdivensiz kaldık

Altın Portakal Film Festivali'nin benim için en iyi filmi olan ve Tayfun Pirselimoğlu’na en iyi yönetmen ödüllerini getiren Kerr’de geçen replik gibi: “Herkes, her şeyi biliyor.” Pirselimoğlu, tekinsiz tuhaf ne idüğü belirsiz karakterlerle dolu, suçun ve suçlunun kaybolduğu, tanığın suçlandığı, ürkütücü ve ironik olan Kerr’de muhteşem bir Türkiye alegorisi yaratmış.

Adana… kendilik… bağımsızlık…

Ulusal Yarışmada ödül alan filmler üzerine jüriye katılmadığım ve katıldığım, söylenebilecek çok şey olabilir. Ancak aynı festivalde başka bir jüri farklı kararlar alabilirdi.

Aşk, Büyü vs.; Türkiye, nereye vs?

Kieslowski'yi her izlediğimde, bir erkek yönetmen olarak kadını ve hayatın o nüanslarını nasıl bu kadar iyi anlamış ve anlatmış diye düşünüyorum, tekrar tekrar izlediğim filmlerinde aynı hayranlık sarıyor. Sanırım Aşk, Büyü vs.'yi izledikten sonra da Ümit Ünal için aynı hislerle kuşatıldım