22 Haziran 2013

Söz uçar görüntü kalır

STV’de yayınlanan dizi Ekip 1, senaryosuna gündemi katmış ama ne katmış

STV’de yayınlanan dizi Ekip 1, senaryosuna gündemi katmış ama ne katmış.

İzlerken %100’ün de şaşıracağı türden bir yorum katmış. En azından içten içe öyle düşünüleceğini umuyorum.

Gerçeği çarpıtmanın bu kadarı olur.

Bir önceki yazımda dediğim gibi dizinin bu bölümü tam anlamıyla 'Siz televizyon izlerken, sizin için dünyayı değiştiriyorum'un ispatıdır.

Siber dünya çok farklı, çok başka; iletişim fakültelerinde teoride ya da pratikte gördüğümüz her şey teknolojinin gelişmesi karşısında tanım olarak değişim geçiriyor.

Kitle iletişim teorilerinin revizesi gerekiyor; özellikle “agenda setting.” Çünkü artık gündemi de belirlemek, gündemi koymak da zor, hatta son 1 aydır isteyenlerin artık başaramadığını da görüyoruz, çok farklı bir döneme girdik. Aslında gireli epey oldu ama belirtilerini artık çok yoğun yaşamaya başladık.

Bu kurmaca dizinin aslında ciddiye alınmaması da gereklidir, en nihayetinde bir senaryodur. Belgesel değildir. Ben bunu dezenformasyon olarak bile görmem.

Belli bir aklın düşünce tarzının yansıyışıdır sadece ve sadece!

Gezi Parkı olayları olmadan önce medyada belli düşünceler zaten hakim değil miydi bir STV dizisinde o zaman zaten ciddiye almamak en iyisi, ciddiye alırsak akıllara seza bir durum var ortada.

Şu içinde olduğumuz dönemde artık herkes adeta bir muhabir, herkes sosyal medyanın tek başına birer aracı.

Teknolojinin önüne artık kimse geçemiyor. Son 23 gündür yaşanılan her şeyin videosu mevcut, tüm gerçekliğiyle... Tabii görmek isteyene...

Bütün bu durumların sonucunda iletişim tarihinin o meşhur sözü “Söz uçar yazı kalır” da böylece

“Söz uçar görüntü kalır” halini alıyor. Demokrasi ilerliyor...

 

Yazarın Diğer Yazıları

Kör çukurlarda merdivensiz kaldık

Altın Portakal Film Festivali'nin benim için en iyi filmi olan ve Tayfun Pirselimoğlu’na en iyi yönetmen ödüllerini getiren Kerr’de geçen replik gibi: “Herkes, her şeyi biliyor.” Pirselimoğlu, tekinsiz tuhaf ne idüğü belirsiz karakterlerle dolu, suçun ve suçlunun kaybolduğu, tanığın suçlandığı, ürkütücü ve ironik olan Kerr’de muhteşem bir Türkiye alegorisi yaratmış.

Adana… kendilik… bağımsızlık…

Ulusal Yarışmada ödül alan filmler üzerine jüriye katılmadığım ve katıldığım, söylenebilecek çok şey olabilir. Ancak aynı festivalde başka bir jüri farklı kararlar alabilirdi.

Aşk, Büyü vs.; Türkiye, nereye vs?

Kieslowski'yi her izlediğimde, bir erkek yönetmen olarak kadını ve hayatın o nüanslarını nasıl bu kadar iyi anlamış ve anlatmış diye düşünüyorum, tekrar tekrar izlediğim filmlerinde aynı hayranlık sarıyor. Sanırım Aşk, Büyü vs.'yi izledikten sonra da Ümit Ünal için aynı hislerle kuşatıldım