27 Temmuz 2012

Murat Cemcir: İşler Güçler, yabancı dizilerin kalitesinde

'İlk Kurbanlık diye bir film yapıyordu Selçuk o zaman tanıştık. Onda oynadım sonra TRT’ye bir iş yapacağı zaman görüştük...'

Röportajın I. bölümü için tıklayın: 'İşler Güçler' dizisi setinde bir gün

***

İşler Güçler nasıl bir iş sizce?

İzleyici olsam ben İşler Güçler’e bayılırdım. Genelde bizim dizi izleyicimiz genelde internetten takip ediyorlar, tekrarlarını izliyorlar internetten. Televizyon hiç izlemeyen bir kitle hitap ediyor daha doğrusu televizyon hiç izlemeyen kitle bu diziyi seviyor. Ben de çok fazla televizyon izlemeyen biri olarak ben de oturup izlerdim, severdim. Birkaç arkadaşımla konuştum onlar da sen olmasan izlerdik diyorlar. Onlar yabancı dizileri de daha çok takip ediyorlar, kalite anlamında da İşler Güçler'in  onlardan farkı yok rahatlıkla BBC’de yayınlanabilecek bir dizi teknik anlamda. Biz de oyuncu olarak elimizden geleni yapıyoruz.

\

Selçuk Aydemir’le buluşmanız nasıl oldu?

İlk Kurbanlık diye bir film yapıyordu Selçuk o zaman tanıştık. Onda oynadım sonra TRT’ye bir iş yapacağı zaman görüştük, Ramazan Güzeldir. Senaryoyu okudum çok beğendim. 2. İşimiz oldu sonra Selçuk her yazdığı senaryoyu bana getiriyordu.  TRT’ye Kurban diye bir iş yaptı, sadece onda olamadım Mardin’deydim o sıra Bir Bulut Olsam’ı çekiyorduk. Arkadaşlıktan öte profesyonel de bir ilişkimiz de var, onun senaryolarından sonra başka bir işi beğenemiyorum, diğer gelen senaryolar zayıf kalıyor onların yanında.  Kendisi çekip kurguladığı için de çok da güzel bir dünya kuruyor, o dünyanın içinde olmak istiyorum ben de aktör olarak.  Öncelikli tercihim Selçuk Aydemir.

 

Sizi Yeraltı filminde izledik? Nasıl gelişti Zeki Demirkubuz’la çalışmanız?

Zeki Abi ile arkadaşız, 4-5 yıllık arkadaşız, tabii iş başka  arkadaşlık başka. Çok profesyonel dünya çapında bir yönetmen Zeki Demirkubuz.  Yeraltı filmiyle ilgili çalışacağı zaman senaryoyu verdi, Murat şu rolü oynamanı istiyorum dedi.  Ben de çok mutlu olurum dedim okuduktan sonra senaryoyu ve çalıştık. Engin Günaydın, Serhat Tutumluer, Nihal Yalçın, Serkan Keskin, Feridun Koç  iyi, güçlü de bir kadro vardı. Ankara’da çektik, çok da güzel oldu. Şu aralar komedi denk geldi, hani kader sizin önünüze bir şey çıkartır onu gördüğünüzde oradan devam etmeniz gerekir diye düşünürüm ben.

 

Yeraltı’nda, sizin dramda da çok başarılı olduğunuzu gördüm…

Aslında komedi-dram diye ayrılması yanlış, bizde genelde ayırıyorlar. Bizde o yüzden çok iyi aktör çıkmıyor. Aktörlük dediğiniz şey sizin duyguyu  denetleyebilerek, kontrol altına alarak, ara ara yapmak. Bizde genelde dram yapan hep dram komedi yapan hep komedi yaptığı için  Yeşilçam’dan gelen bir gelenek olduğu için böyle bir algı var. Ama oyunculukta komedi, dram v.b. diye bir ayrım olmamalı, yok.

 

Yeraltı’nı izledikten sonra Demirkubuz’un yeni başrolü Murat Cemcir olsun, olmalı diye bir yazı yazdım…

İnşallah Zeki Abi ile kayıtsız, şartsız, koşulsuz, gözüm kapalı çalışırım.  Zeki Abi çok özel bir adam, bilerek, isteyerek kendi duruşu var ve onun arkasında ona bağlı bir şekilde yapmaya devam ediyor.  Çok saygı duyduğum, sevdiğim biri; hem arkadaşlık olarak hem profesyonel anlamda.

 

Dizide sektöre göndermeleri ana eksende, peki sizi neler rahatsız ediyor?

\

İşler Güçler dizisinin şöyle bir özelliği var.  Bizde dramalar ortalama 110-120 sayfa. Komediler 80 sayfa civarında çekiliyor. Ve şöyle bir durum var, biz işte 4-5 günde çekiyoruz diye hava atan bir grup var, diğerleri de 6 günde çekiyor bir taraftan da biz 6 günde çekiyoruz . Fakat böyle kurgu numaraları batıdaki dizilerle yarışabilecek bir iş çıkarıyoruz biz aynı sürede.  Bunu sadece biz yapıyoruz diye değil bunu yapmak çok sıkıntılı, çok zor bir şey. Çünkü alışılagelmiş bir şey var sektörde. Hemen çekelim gidelim. Ya da nasıl olsa dizi bu, izleyici yorulmadan izleyecek kolay olsun, uğraşmayalım; genel yakın yakın çekelim bitsin deniyor.  O yüzden iyi iş çıkmıyor, tabii siz işinize sarılarak yaptığınızda, bunun üzerine de bir hayat kurmuşsanız sizi zor duruma sokuyor, duygusal olarak çok yıpranıyorsunuz.  Keşke diyorum daha fazla insan bu işi inanarak yapsa.

Bu da kişisel tercih tabii ama siz böyle yaptığınızda ezber bozmaya başlıyorsunuz, bir süre sonra ısrar ettiğinizde kendi sisteminize inandırmış oluyorsunuz insanları. O zaman böyle İşler Güçler gibi işler çıkıyor. Her çalıştığım sette oyuncularla da yönetmenler de sıkıntılar yaşadım çünkü bitirelim gidelim paramızı alalım mantığında bakanlar var. O yüzdenizleyici iyi bir şey izleyemiyor, bu yüzden Selçuk Aydemir benim için çok özel bir adamdır.

 

Selçuk Aydemir televizyonda bambaşka bir soluk diyebiliriz…

 Örneğin Ramazan güzeldir, 30 dkdır ama hala da yayınlanır. Şu ana kadar ramazanla ilgili hep gölge oyununda kalmışız biz, Hacivat Karagöz’de kalmışız, TRT için de devrim niteliğindedir.  Kurbanlık da öyle, yüzyıllardır Kurban Bayramı kutlanır ama bir tane film yok bununla ilgili S. Aydemir  yaptı. Üsküdar’a Giderken de öyledir, animasyonlarıyla v.b. S. Aydemir’in bir yaptığı bir sonrakine de benzemiyor. S. Aydemir imdadımıza yetişti, gayet mutluyuz birlikte çalışmaktan.

 

Sinema ve televizyonda neler yapmak istiyorsunuz?

\

Çok fazla şey var yapmak istediğim, önce aktörlük. Şunu yaparım diyemem ama sinemanın içinde olacağım bir şekilde.  Ama çok fazla film çok fazla hikaye var yapmak istediğim.  Bütün dünyanın gözü buraya çevrilmiş, buradan hiçbir şey çıkmıyor yapılan yerel kalıyor burada kalıyor. 70 milyonun içinde en çok seyirci 6,5 milyon…

 

6,5 milyon ama o filmler de tartışılıyor…

Sonuçta birileri yapıyor, kimse yapmayınca.  O kadar fazla şey var ki yapılacak inşallah birçoğu çekilir yapılır içerisinde olurum.

 

Bu sene de sinemamızda beklenen gelişme olmadı…

Bildiğim kadarıyla 70 kadar film çekildi 35-40 tanesi battı. Çünkü aceleye geliyor, herkes dizi setlerinde çalışınca yazın çekilmek zorunda.  10 gün sonra başlıyorsunuz, hayır gelmez ki; çekilen her şey film değil ki. Sinematografik değeri yok, manası yok. Bazı aktörler yönetmenklere bakıyorsunuz 30 tane filmi var ama bir tanesini bilmiyorum. Bazıları da var ki 2 tane film çekiyor oluyor. Örneğin TerrenceMalick bir tanesi örneğin benim için. 

 

Yılmaz Gruda: ‘Komedi aslında dramdır’

 

İşler Güçler’de yer almanız nasıl oldu?

Tümay Özokurcast ajansına bağlıyım, oradan haber geldi, kabul eder misin  diye… Tabii ederim dedim benim için önemli olan rolün küçüklüğü büyüklüğü değil yeter ki rolden zevk alabileyim, hakikaten de gerçekten zevk aldığım bir iş, çok pırıl pırıl gençler, çok iyi bir rejisör, düş gücü sağlam geçişleri çok çarpıcı yaklaşımları da güzel, tabii gençler de çok iyi oynuyorlar. Bir de konuyu çok beğendim.  İlk senaryoyu okuduğumda bana sordular, ben de dedim ki buradaki güzelliği görmemek ‘bir hayli görmemek demektir’ dedim. 

Bunca yıllık tecrübem var, senaryo yazmışlığım oynamışlığım var, 100’ü aşkın oyun sahneye koymuşum. Şimdiye kadar 250-300 filmde oynamışım 1952 yılından beri, 60 sene oldu, Dolayısıyla bunların getirdikleriyle söyledim. Tutacağına inanıyordum inancım da sürüyor. Yolda çeviren çevirene, harika diyorlar, övüyorlar. Önümü kesenler oluyor iyi bir dizinin içindeyim…

 

Komedi yapmak nasıl?

Komedi benim çok zor bulduğum bir tür kolay değil, maalesef bizde komediye çok kötü yaklaşanlar var. Örneğin bir cümlede 50 tane mimik yapıyor, her heceye bir mimik neredeyse; kaş oynatıyor göz oynatıyor….bu değil.

\

Halbuki aslında komedi bir dramdır. Siz bir çaprazın içine girersiniz. Komik olan adam komik olduğunu bilmez, bir dramın içindesinizdir., olaylar öyle akar gider ki siz o çaprazın içinde gülünç hale gelirsiniz. Komedinin güzel bir tarafı daha vardır; insanları ıslah eder. O bakımdan zordur. Tabii bana göre dram daha kolay, yani deyim yerindeyse salya sümük çok kolay, komedi öyle değil zorlu bir iş. Bizde komedi işini çok yanlış anlıyorlar. Hele son zamanlarda şive meselesi çıktı.  Adam cümleye Edirne aksanıyla başlıyor güneydoğuda bitiriyor. Bir adam ya öyledir ya böyledir, değiştiriyor niye gülünç olmak için. Bütün bunlar yanlış. Hele akıl almaz bir komedi yaklaşımı bu tahammül edilir gibi değil.  Bir insan eliyle her şeyi itiyor kakıyor, vuruyor düşüyor kalkıyor. Acayip gülmeler, acayip korkmalar. O korkuyu gülünç hale getirmek için yırtınmanın manası yok. Sen kork ben güleceksem gülerim sen normalini oyna yani. Komedi yaklaşımları yanlış, öyle ki acaba Türk insanı bu mudur? Benim annem bu mudur, benim teyzem bu mu Fatma Hanım bu mu? 

Siz bir dramı oynarsınız çapraza girdiğinizden andan itibaren gülünç hale gelirsiniz, mesele bundan ibaret. Bunu zorlamaya gerek yok. Bir karakteri çok iyi irdelemek lazım. Bir insan neden gülünç olur onu iyi anlamak lazım, onun zaafını aramak lazım.

 

Şu anda Selçuk Aydemir’in yaptığına ne dersiniz?

En doğru komedi.  Ben gülüyorum. Çocukların hiçbirisi fazla bir şey yapmıyorlar, sadece oynuyorlar. Gülüyorum çünkü yapı o, iyice etüd edilmiş,  ortaya konmuş bütün gerçekler  ayrıntılarıyla benim görevim onu en iyi şekilde aktarabilmek.  Şu anda İşler ve Güçler bana göre en doğru komediyi, en doğru diziyi ortaya koyuyor.  Dramatik yer yok mu o da var. İçinde oynadığım için demiyorum bu yaştan sonra da tabasbusa ya da riyaya gerek yok., bir gerçeği söylüyorum.

 

Rüstem karakterini nasıl anlatırsınız?

\

Olağanüstü bir tip, çok müthiş çok güzel yakalanmış bir tip. Yeşilçam’da bu adam var, bu adam bir dram yaşıyor. Güldürmek için oynamıyorum onu ben bir dramı yaşıyorum ben.

Komedinin en güzel taraflarından biri; bir insanla karşı karşıyasınız. Bunu bütün boyutlarıyla ortaya koymak lazım.  Ben güldürmek için oynamıyorum bu adamı en iyi şekilde yansıtmaya çalışıyorum. Senaryonun yapısı bu, çok insan taraflar var. Çocuklar aslında bir dramı oynuyorlar, bir yere varmaya çalışıyorlar bir yere varmaya çalışıyorlar. Hayatı oynuyorlar, çok da iyi götürüyorlar kutlarım yürekten onları. Selçuk çok iyi bir rejisör.  O geçişleri hayranlık bıraktırıyor. Ben 250-300 filmde oynadım şimdi diziyi bekliyorum acaba Selçuk şimdi ne yapmış ne yapacak acaba diye.  Oyuncu yönetimi de çok iyi, doğru tuşlarıyla revnak kazandırıyor sahnelere.

 

Nasıl buluyorsunuz sinema ve dizi sektörümüzün şu anki halini?

Güzel filmler çekiliyor kabul etmek lazım. İyi rejisörler var iyi şeyler yapılıyor ama azlar. Dizilerde ise elişi kağıtları var, hiçbiri insan değil geliyor okuyor söylüyor ve gidiyor o coşku bir türlü size geçmiyor, dizilerde çok yukarıdan oynanıyor, dizilerde insan çok az… Ama bir şey söylediğinde onu bir insanın söylediğini görmüyorsunuz.Dizilerde de filmlerde de oyuncuların önce insan olmaları lazım bundan uzak duruyorlar, çoğunlukla ama bütünüyle değilse de maalesef olay bu.

 

Burak Satıbol: ‘Selçuk Aydemir, önümüzdeki yıllara damgasını vuracak bir yönetmen ve yazar’

 

Selçuk Aydemir’le nasıl buluştunuz?

Ahmet’le biz geçen sene Elde Var Hayat’ta oynuyorduk.  Selçuk’tan sürekli bahsediyordu.  Sonra bir gün Selçuk bizim Mahşer-i Cümbüş’ün oyununa geldi, orada tanıştık daha doğrusu önce rolü teklif etti, benim Selçuk’la tanışma maceram daha yenidir.  Yeni tanıştık bu projeyle beraber, çok memnunum, çok donanımlı önümüzdeki yıllara damgasını vuracak bir yönetmen ve yazarla karşı karşıyayım.

\

Mahşer-i Cümbüş de ekranda farklı bir işti, dağıldı mı devam ediyor mu?

Aşağı yukarı 3 yıllık bir ara verdik,  85 bölüm yaptık FoxTv’de.Şimdi bugünlerde tekrardan başlaması gündemde. Görüştüğümüz bir kanal var…

 

Yapımcınız aynı mı?

Değil, şu an açıklayamıyorum ama görüşmede olduğumuz bir kanal var, kafamızda bir yayın tarihi var ağustos ayı gibi. Yeni bir projeyle, farklı bir projeyle, farklı bir sunucuyla aynı 6 kişilik ekibiyle televizyona doğaçlamayla dönecek.

 

Dağıldınız gibi bir algı da oluştu sanki?

Tabii televizyonda olmayınca, çok fazla mesaj alıyoruz, dağıldınız mı, küs müsünüz diye, aslında 11 yıldır beraber tiyatro yapan insanlarız. Televizyonda olmadığımız sürede de biz kendi sahnemizde, Beyoğlu’nda  Hayalane’de oyunlarımızı oynamaya devam ettik aslında sadece televizyonda yoktuk.  O da bizim tercihimizdi ama şimdi zamanı geldi tekrardan başlıyoruz.

 

Dizinin konusu da bu, sizce insanların dizilerle, sektörle ilgili sıkıntıları neler?

Herkesin konuştuğu dizi sürelerinin uzun olması. O da enteresan bir şey aslında, dizi süreleri kısaldığı takdirde en başta oyuncular olmak üzere herkesin parası azalacak aslında. Daha kısa süreli bir diziyi daha kısa sürede çekeceğimizin de garantisi yok. Biraz karışık yani sektörü reklam verenler yönlendirdiği için, işte reytingler hep bu taraftan gözlendiği için bunlardan kolay kurtulma şansımız yok. Bir de sektör henüz oturmuş bir sektör değil. Yani sendikalaşma bile daha yeni yeni oluyor. Çok büyük paraları döndüğü ama koşulların çok zor olduğu bir sektör özellikle set çalışanları için. Hakikaten gece-gündüz çalışıyorlar. Her şey reyting için yapıldığından bazı şeylerden ödün vermek gerekiyor ama biz çok şanslı bir işteyiz şu an.

 

İleride sinema projesi var mı?

Tabii mesela şimdi Çalgı Çengi 2 projesi var,  ona ben ucundan girmek istiyorum. Çalgı Çengi 2’de oynayacağım. (Hemen yanındaAhmet Kural şöyle diyor: 2 de güzel olacak inşallah Burak Abi de bizimle olacak)

\

Sadi Celil Cengiz: ‘Biz hem bir yandan sektörü anlatıyoruz, sektörün kahramanları da yokmuş gibi davranmıyoruz’

İşler Güçler’i nasıl tanımlarsınız? Bence biraz tv'de devrim niteliğinde ilerliyor…

Aslında buna biraz zaman karar verecek. Alışılagelmişin dışında bir estetik ve mizah anlayışı var. Televizyon sektörü özellikle alışılmışın dışında olan şeyleri içine almakta zorlanan bir sektör. Zor kabul ediyor yani farklı olanı, o anlamda biz topa girdik. Sektörde olan biten şeyleri de gerçek isimleriyle bahsederek konuşuyoruz, o anlamda da bir ilk dizi.  Oyuncuların isimlerinden dizilerin isilmlerinden bahsediyoruz. Politik hikaye anlatılırken de mesela o dönemin önemli politik figürlerini söylemekten çekinilir, onlar yokmuş gibi davranılır daha çok dizide sinemada değil de. Biz hem bir yandan sektörü anlatıyoruz, sektörün kahramanları da yokmuş gibi davranmıyoruz. O anlamda evet bir topa girdik ama devrim niteliğinde olacak mı, buna zaman karar verecek…

 

İşler Güçler izleyici zekasına değer veren bir iş…

Evet doğru işi yaparken izleyicinin zekasına hakaret etmemeye çok özen gösteriyoruz. Çünkü bu konuda özellikle bir kısım izleyicinin çok büyük sıkıntıları var. Ama öte yandan ben şeye katılmıyorum bizim yaptığımız iş için belli bir zeka seviyesi gerektiği görüşüne katılmıyorum. Şöyle bir şey var deminde bahsettiğim gibi televizyonda  alışkanlıklar var ve bu alışkanlıklar televizyon izlemekten çok televizyona bakma kültürüyle ilgili. Hani insanlar bir yandan başka şeyler yaparken de televizyona bakıyorlar, izlemek değil, sesini dinliyor, mutfağa gidiyor v.b. bizim dizimiz ve muadilleri izleyiciden pür dikkat izlenmek istiyor. İzleyici buna karar verir vermez. Bizim izleyiciden bizi izleyin ki tam olarak anlaşılsın gibi bir talebimiz var.

\

Memuriyetten oyunculuğa geçiş hikayeniz var, idealiniz miydi?

Yani değil hayır benim oyunculuk çok idealize ettiğim bir iş değil, asıl isteğim yönetmenlik bir film çekmek istiyordum. Bu da ona giden yolda bana yardımcı olacak, tabii ki muayene memurluğundansa oyunculuk yapmayı tercih ederim. Hayatım nasıl değişti, ben kendim bir değişiklik hissetmiyorum aslında bir de dışarıdan bakmak lazım ama kendimle ilgili çok farklı bir duygu geliştirmedim. Sonuçta orada da işimi yaparken hissettiğim şeyle şimdi de hemen hemen aynı.

 

Yani yapmak istediğim buymuş meğer demiyorsunuz?

Buymuş meğer demeye çok yolum var diye düşünüyorum. Ama şöyle söyleyebilirim bu işin bir parçası olmaktan çok memnunum yani. Çünkü bu proje ben daha memuriyetten istifa etmeden önce vardı kafamızda, olgunlaştı bekledik, ertelendi ve bir şekilde dolduk yani. Başladığı andan itibaren bir şey başarmış olduk aslında. O anlamda bir tatmin var ama kendi açımdan bakınca burada oynuyorum oyuncu oldum artık, öbür tarafı geride bıraktım diyemiyorum. Öyle bir değişiklik en azından hissiyat olarak olmadı.

 

Çalgı Çengi 2’de olacak mısınız?

Evet olacağım, yine Salih ve Gürkan karakterleri var ve ben de onların çevresindeki birçok yan karakterden birini oynayacağım.

Yazarın Diğer Yazıları

Romantik ve apolitik

Çağnur Öztürk Netflix'te yayınlanan "Sen Hiç Ateş Böceği Gördün Mü?" filmini yazdı

Mimaroğlu: İki ruh, bir beden, dört intihar

Bu belgesel, son zamanlarda en sevdiğim ve ayrıksı duran belgesellerden biri oldu

Azizler, yalnızlar, parçacıklar… Bırak dağınık kalsınlar…

"Azizler'i izledikten sonra da şunu düşündüm: Acaba televizyona uzun süre üretim yapmak yaratıcılığı öldürüyor mu? Bunun da cevabı evet. Televizyon, Taylan Biraderler'in yaratıcılığını öldürmüş"