28 Eylül 2016

Koca koca dünyalar, dar gelen elbiseler

Yılmaz Güney’in Adanasına yakışır güzel bir festival geçirmemizi sağlayan, emeği geçen herkese teşekkürler…

Bu yıl 23'üncüsü düzenlenen Uluslararası Adana Film Festivali’nden gerçekten de oksijen almış olarak döndük. Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum.

Festival öncesinde Koca Dünya ve Albüm arasında rekabet kızışır demiştim ama sürpriz bir film Babamın Kanatları da eklenerek 7 ödülle gecenin yıldızı oldu.

Reha Erdem, Koca Dünya ile fantastik, arabesk, ironik metaforlar barındıran enfes bir filme imza atmış, tam da beklediğim gibi ruhumda açtığı yara hala geçmedi. Özellikle de anne ya da babasız büyümüşleri, film hançerleyecek, bana yaptığı gibi hâlâ kanıyor. “Korkmadım, yalnız kaldım”, “Baba biz buradayız” gibi replikler kulağımda hâlâ. İyi film de böyle oluyor işte çıktıktan sonra günlerce etkisi geçmiyor. 3 yıl önce belgeselini çektiğim arkadaşım Ayta Sözeri de filmin sürprizlerinden, kısa ama etkili bir sahnesi var.

Sevgili Mahmut Fazıl Coşkun ile girdiğim en iyi film iddiasını kazanmış olmaktan ziyade, Koca Dünya’nın ödülü almış olması beni mutlu etti çok.

Albüm, bir ilk film. En iyi yönetmen ödülünü de ben Reha Erdem’e verirdim ama Mehmet Can Mertoğlu’nun almasından da hepimiz memnunuz. Sıradan gözüken ama ince işlenmiş kara mizah dolu senaryosu ile taptığım Roy Andersson’dan epey esinti taşıyor. Ancak içerik olarak bu tadı yakalasa da biçim olarak ona yaklaşamıyor. Marius Panduru ile çalışsa da. Panduru, Mertoğlu’nun hayran olduğu ve ilham aldığı Romen yeni dalgasından Corneliu Porumboiu ile de Radu Jude çalışan bir isim.

En iyi kadın oyuncu olarak da Şebnem Bozoklu almalıydı bence. O gel-gitli her an sinir krizi geçirecekmiş gibi ama hep sakin görünen karakteri enfesti. Murat Kılıç da aynı tatta idi ama elbette Menderes Samancılar usta ve Babamın Kanatları gerçeğinin önüne geçemezdi.

Babamın Kanatları ise işçi sınıfını, işçi sınıfını sömürmeden, sakin, naif, olgun bir dille anlatıyor Kıvanç Sezer. Böylece film aldığı bütün ödülleri de hak ediyor. Belki kurgu ödülü tartışılabilir kanımca.   Yardımcı Rolde En İyi Erkek ödülü alan Musab Ekici, kesinlikle televizyon için de çok sempatik, duyurayım.

Benim için festivalde Derviş Zaim’in Rüya’sı maalesef hayal kırıklığı oldu. Evet derin nitelikli bir konudan yola çıkıyor Zaim ama birçok şey vermek isterken hiçbir yere varamamış oluyor. Filmin castında da sorun var diyerek filmden çıkarken, Gizem Erdem’in ödülü almasına şaşırdım.

Dar Elbise… Kısa Şort…

Dar Elbise, en çok tepki alan filmdi. Ve bu tepki de haklıydı. Tuba Büyüküstün ve Hazar Ergüçlü gibi popüler isimlerin yer aldığı film, bence yarışma dışı gösterimde olabilirdi.

Hiner Saleem, Mustang’e adeta bir kardeş ortaya çıkarmış Deniz Gamze Ergüven gibi. Bu ülkede yaşamayıp, bizi tanımayıp bizi bize anlatma çabası olmuyor. Ah işte bu ülkede kadına şiddet de var, baskı da var, kara çarşaf o da var bu da var üstelik Ortadoğu gibi derseniz iyi niyetli bir çaba olmuyor bu. Tıpkı Mustang’te ensesten tut tacize, tacizden çocuk geline kadar giden bir sömürü zincirlemesinde başroldeki kızlara Katolik rahibe giysisi giydirmesi gibi.

Ayrıca Fransız bir modacı, buraya defile düzenlemeye gelse gayet de medeni bir şekilde tonlarca cast ajansından yüzlerce, özgürce şortunu giyip sokağa çıkan genç kadın ve manken bulunabilir.

 Filmin cast direktörü Harika Uygur’un “Ülkemizdeki film eleştirmenleri arasındaki mahalle baskısı feci. Hiçbiri kendi özgün fikrini yazmıyor. Çok yazık.” “Güzel ayna olmuş size. Kendi niyetinizi gözden geçirin. Yazık. Sinema adına yazık” şeklinde tweetlerini üzüntüyle karşılıyorum. Sarmaşık gibi enfes bir filmin castını da kendisi yaptı ve biz müthiş beğenilerimizi dile getirirken iyiydik, öyle mi?

Bir kere öncelikle anlaşılması gereken şu bu ülkede; bir eleştirmen bir filmi beğenmiyorsa beğenmiyordur, gayet net. Ve Adana’da izleyip beğenen bir tane eleştirmene denk gelmiyorsak, bunu düşünelim.

Bir önceki yazımda da bahsettiğim uluslararası seçki müthişti. Buradaki hayal kırıklığım Almodovar’ın soap- opera çekim teknikleri, replikleri, sonsuz, hiç durmayan ve yüksek bir müzikle döşediği ağlak Julieta’sı oldu.

Yılmaz Güney’in Adanasına yakışır güzel bir festival geçirmemizi sağlayan, emeği geçen herkese teşekkürler…

Yazarın Diğer Yazıları

RTÜK ve korku toplumu

Bülent Ersoy’un iftarlara davet edilip, Onur Yürüyüşü’ne izin verilmediği post apokaliptik dönemlerdeyiz

DARK ile zihnin ve zamanın karanlık dehlizlerinde

Dark'ın yaratıcıları Baran bo Odar ve Jantje Friese ile diziyi konuştuk

Ezel Akay: Gerçek sanat, her zaman politiktir zaten

Ezel Akay, Yiğit Özgür karikatürlerinden uyarlanan “Hunililer” ile tiyatro rejisinde