08 Mayıs 2016

Genç Pehlivanlar: Çocukluktan gençliğe geçişin sancılı dönemi

Genç Pehlivanlar serüveni önce bir gazete haberiyle başladı...

"Genç Pehlivanlar" belgeseli, 66. Berlin Film Festivali'nin Generation Bölümü'nde Jüri Özel Mansiyon Ödülü'nü kazandı. Amasya'da çekimleri gerçekleşen belgeselde, Türkiye’nin çeşitli şehirlerinden gelip Güreş Eğitim Merkezi'ne yatılı olarak yerleşen çocukların başlarından geçenleri anlatıyor.

Bu ödüllü belgeselin yapımcısı avukat Aslı Akdağ ile bir söyleşi gerçekleştirdik. Akdağ, ileride de başarılı belgesellerde adını duyacağımız bir isim kanımca...

Genç Pehlivanlar'la olan serüvenin nasıl başladı? Yapım aşamaları hangi süreçlerden geçti?

Genç Pehlivanlar serüvenimiz önce bir gazete haberiyle başlamıştı. Amasyalı olup ailenin geçimini sağlaması adına Samsun’da yaşayan 2 kardeş vardı ve çocuklar bir yandan müsabakalarda karşı karşıya geliyorlardı. Biz de bu biri 10 diğeri 11 yaşındaki 2 kardeşin hikayesini anlatmayı istemiştik.

Bakanlığa yapmış olduğum belgesel film yapım desteği başvurusu olumlu sonuçlandıktan sonra ne yazık ki bu çocukların babası vazgeçtiğini; çekimlere izin veremeyeceğini ifade etti. Tabi bu durumda rotayı değiştirmemiz şarttı. Mekan keşfi esnasında yönetmenimiz Mete ve uygulayıcı yapımcımız Uğur Şahin, bu çocukların burs kazandığı, Amasya’da yer alan güreş okulunu görmek için Amasya’ya gitmişlerdi. Burası 10 ila 17 yaşındaki çocukların bir yandan yatılı okulda güreş eğitimi alırken diğer yandan da başka bir okulda temel eğitimlerini aldığı, milli eğitime bağlı bir spor okulu idi. Bu şehrin eşsiz atmosferine okulun görselliği, Amasya Güreş Eğitim Merkezinin müdür ve eğitmenlerinin sevecenliği ve buradaki çocukların sıcak karşılaması eklenince mekanımız burasıdır dedik.

Tabii sonrasında bakanlığı vermiş oldukları desteği geri çekmemeleri adına ikna etmek gerekiyordu. Projemizdeki mecburi değişiklik nedeniyle onları bilgilendirirken, iki kardeşin mücadeleyle beraber dostluğu öğrendiği çocukluktan yetişkinliğe geçiş sürecini anlatmayı hedeflediğimiz bu hikayenin, daha geniş bir çerçeveye kaydığını, 2 kardeş yerine okuldaki arkadaşların hikayeleri üzerinden benzer alt metnimizi anlatacağımızı ifade ettik. Sonuç olarak bakanlık ve jüri üyeleri de projenin farklı bir noktaya gitmediğini ve hatta zenginleştiğini görmüş olacak ki bu değişikliğe onay verdiler.

Sinema genel müdürlüğünden alınan 48 bin lira destek bu uzun metraj belgeselin çekimine yetmeyeceği için yakıt ve araç sponsorları bulmam gerekti. Amasya Belediyesi ve Amasya Şeker Fabrikası da büyük yardım gösterdi. Belediye konaklama ile yiyecek sponsorluğu desteği vererek finansman eksikliğimizi kapatmamızda oldukça yardımcı oldu. Kamera ve ekipman konusunda ise ortak yapımcımız Film altıdan aynı sponsorluk aldık.

Sonuç olarak bu filmin yapımında sadece Bakanlıktan alınan  desteğin ilk kısmı olan 20 bin lira gibi bir rakamla sete çıktığımızı düşünecek olursanız açıkçası yapımcısı olarak gurur duyduğum ve de oldukça zorlayıcı bir süreçti diyebilirim.

Özetle bir nevi case study gibiydi bu süreç. Ufak bütçeyle nasıl uzun metraj çekeriz başlıklı bir çalışmanın sancılı ve ama keyifli biten öyküsü gibi 

Belgeselde yaşananların hepsi gerçek malum. Ancak bazı hikayelerde yönlendirme varmış gibi bir his uyandı içimde. Bazı çocukların hikayelerinde mizansen yaptınız mı?

Mizansen yapmadık. Ancak çocuklar doğallıklarını ne kadar korusalar da öyle anlar geliyor ki yanlarında bir kamera olduğunu hatırlayarak duraksayabiliyorlar. Onları hayatlarının normal akışından koparmamak adına bazen telkinde bulunmak ve onların bir yakını olarak yanlarında yer aldığımızı hatırlatmak gerekebiliyor.

Ya da normal hayatının akışında Baran gerçekten kaçak bir şekilde kola içip cips yese dahi iki sahne önce bundan bahsedildiği ve hocası bunları yasakladığı için otobüs beklediği esnada Baran’ı cips yerken görünce mizansen olduğunu düşünebilirsiniz. Ancak bu olan bir şeydi; ilgili konunun üzerine geldiğinde izleyiciyi güldürmesi de kurgunun mucizesi.. 

Bu çocukların hepsi başarılı oluyor mu büyüdükleri zaman. Devlet yeterli desteği veriyor mu sizce güreşçilere?

Benim gözlemleyebildiğim kadarıyla hepsinin bu yolda başarı kaydetmek ve de hayatlarını bu meslekle idame ettirmek gibi bir şansları yok. Hatta çok azının var diyebilirim. Amasya’da güvenlik görevlisi gibi güç gerektiren başkaca mesleklerde  çalışan eski şampiyonlarla da tanışmış olmamız bunu kanıtlar nitelikte.

Devletin verdiği destekleri bilmiyorum ancak bu çocukların eğitimleri sonrasında spor alanında istihdam edilmeleri sağlamak şart. Amasya Güreş Eğitim Merkezi örneğin çok güzel bir okuldu ve burada hocaların azimle yetiştirdiği bu öğrencilerin başarısını  sadece şampiyonluk üzerine inşa etmemek lazım.

Belgesel yurt içi ve yurt dışında oldukça ses getirdi. Bu başarıyı neye bağlıyorsunuz? Filmin Uluslararası prömiyerinin gerçekleştiği Berlin Film Festivali macerası nasıldı?

Bu filmin başarısı naïf bir hikayeyi son derece sert bir spor üzerinden anlatıyor olmasında.. Genç Pehlivanlar'ın bir güreş filmi olduğunu söyleyemem. Bu film çocukluktan gençliğe geçişin sancılı dönemine dışarıdan bir bakış; ailesinden ilk defa ayrı kalan çocukların hayatla mücadele etmeyi öğrenme şeklini işliyor. Eve gitmeyi isteyerek ağlayan, dedesini özleyip İstanbul’dan yanına çağıran, yenildiği anlarda gözleri dolup hırslanan bu çocukların hepsi gerçek ve mutlaka izleyici kendi çocukluğundan da izler buluyor Özetle Genç Pehlivanların ses getirme nedeni anlattığı hikayenin gerçekliği ve de evrenselliği ile bu gerçekliği bozmadan anlatmadaki başarısı.

Berlin macerasının en güzel yanı ilk gösterimimizi Generation bölümünde, çocuklara yapıyor olmamız idi. İtiraf etmeliyim ki bu kadar direkt tepkiyi aldığımız bir başka kitle olmadı.  Her mimiği, espriyi yakalıyorlar. Beytu'nun burnu kanayınca salondan üzüldüklerini hissettiren sesler yükseliyor -ki düşünün ki bu çocuklar sadece Alman ya da Türk değil, dünyanın birçok yerinden gelen ve ingilizce altyazı ile filmi takip eden çocuklar.. Bundan sonra yine çocuklara yönelik işler yapma duygusu uyandırdı bu bende. Her yeniliğe açık ve daha işlenmemiş, ön yargısız dimağlara bir anlatıyı gösteriyorsunuz ve anında reaksiyonu onlardan alabiliyorsunuz.

Köprüde Buluşmalar'a bir projenizle katıldınız. O belgeseli de çekecek misiniz?

Köprüde Buluşmalardaki projem Border Disorder insanoğlunun sınırlarla olan kafayı bozmuşluğu ile, yani -bizim bu hastalığa koyduğumuz ismiyle- sınır bozukluğu ile alakalı. Düşünün ki küçücük yaşlarda size satırlar arasında kalmanız öğretiliyor. Siz de sıra arkadaşınıza çantayı geçmemesini söylüyorsunuz.

Büyüdüğünüzde makroda sınırlar daha çok devlet erkiyle getirenler olarak hayatınızda varlığını devam ettiriyor. Kapı komşumuz değil, sınır komşumuz oluyor artık  sınır mevhumu, ilkinin normalleştiği yerde... Bir kuşun uçarak kolayca geçtiği bir alanı geçebilmek için artık türlü diplomasiyi atlatmak zorundasınız.. Oysa bir inek sırf canı çekti diye sınırı geçip size düşman görünen karşı taraftaki otları keyifle yiyebiliyor..

Bu filmi elbette ki çekmek niyetimiz, şu anda ön yapım ve finansman aşamasındayız. Bu da bir döküdrama olacak. Oldukça evrensel bir hikaye olduğu için de Köprüde Buluşmalar’da çok keyifli görüşmeler yaptık ve güzel işbirliklerine şimdiden bir kapı açtık.

Aynı zamanda avukat olduğunuzu biliyorum. Yapımcılığa nasıl başladınız? Hangi alanda uzmansınız?

Ortaokul yıllarından başlayan ve ilk çalışma yıllarıma kadar da devam eden oyunculuk sevdasıyla başladı esasen.Tiyatro... Setler.. Tüm bu süreçte bir taraftan avukatlığa da devam ediyordum. Tabii ilgi alanım dolayısıyla fikri mülkiyet haklarında uzmanlaşmaya yöneldim. Ardından hukuk formasyonunun etkisiyle de olsa gerek yapımcılığın ne kadar keyifli bir süreç olabileceğini keşfettim. işi daha da iyi öğrenebilmek adına Kadir Has Film ve Drama Yapımcılık programında yüksek lisans yaptım.

Ağırlıklı olarak Fikri ve Sinai Haklar ve Bilişim Hukuku alanında uzmanım diyebilirim. Bu alanda doktora çalışmalarımı da sürdürüyorum ve de bilirkişilik yapıyorum. Telif halen ülkemizde ve hatta dünyada da bakir bir alan. Bunun handikapları da çok fazla olsa da literature katkıda bulunma şansımızın olduğu bir alan olması ve de gelişen teknoloji ile yenilenen Hukuk alanları olması nedeniyle tercih ettiğim alandaki dinamizmi seviyorum.

Örneğin şu anda, bundan 5 yıl önce konuşmadığımız hakları konuşuyoruz. VOD, IPTV gibi farklı yöntemlerle eserler tüketiciye ulaşabiliyor. Ya da NetFlix, Spotify gibi ulusal pazara dahil olan mecralar, tüketim alışkanlıklarını değiştirirken dolayısıyla hukukun da kendisini güncellemesi ve bu gelişmelere ayak uydurması ihtiyacını doğuruyor. 

Yazarın Diğer Yazıları

RTÜK ve korku toplumu

Bülent Ersoy’un iftarlara davet edilip, Onur Yürüyüşü’ne izin verilmediği post apokaliptik dönemlerdeyiz

DARK ile zihnin ve zamanın karanlık dehlizlerinde

Dark'ın yaratıcıları Baran bo Odar ve Jantje Friese ile diziyi konuştuk

Ezel Akay: Gerçek sanat, her zaman politiktir zaten

Ezel Akay, Yiğit Özgür karikatürlerinden uyarlanan “Hunililer” ile tiyatro rejisinde