26 Mart 2012

Tespih böceği gibi

Başlığı kirpi gibi savunmaya döndük, kaplumbağa gibi içe çekildik şeklinde de koyabilirdim. Ama tespih böceği tehlikeyi görünce yalnızca...

 

Başlığı kirpi gibi savunmaya döndük, kaplumbağa gibi içe çekildik şeklinde de koyabilirdim. Ama tespih böceği tehlikeyi görünce yalnızca içe kapanmıyor,  büzüşüyor ve yuvarlak hale geliyor. O küçük yuvarlaklık bir fiskeyle istediğiniz yöne doğru yuvarlanabilir hale geliyor. Nereye doğru yuvarlamak, nereye kadar savurmak istediğinize bağlı olarak şiddetini ve yönünü ayarlayarak fiskelemeniz yeterli. Hatta üflemeniz bile yeterli.

Tam da birkaç haftadır Türkiye’nin gelecek yönü, pozisyonu, bunları etkileyecek dinamikler ve muhtemel riskler üzerine düşünüp, yazmaya çabalarken yeni Kürt meselesi paketi geldi.

Benim Kürt meselesi paketi dediğime bakmayın, bu paket asayiş ve güvenlik paketi aslında. Üstelik de yüzyıllık bir meselede devlet aklı ve arzusunun değişmediğinin de göstergesi. Paketin içeriği çokça konuşuldu. O nedenle ben paketin maddeleri üzerine bir şey söylemeyeceğim. Kaldı ki, üzerine düşünülmeye değer yeni bir madde ve politika da yok! Tek yenilik açıkça çözüm zeminini parlamento olarak tanımlaması.

 

Paket tüm aktörlerin yeni mutabakatının ilanı

 

Fakat paketin ima ettiği başka şeyler var. Bu paket, devletin ve hükümetin mutabakatının ilanı. Asker ile sivil bürokrasinin mutabakatının ilanı. Emniyet ile MİT’in mutabakatının ilanı. Hükümetin arkasındaki siyasal desteğin farklı odaklarının mutabakatının ilanı. Bence bu paketin en önemli siyasi iması budur.

2009 Yılında başlayan açılım süreciyle, Ak Parti hükümeti ilk kez devletin yüzyıllık Kürt inkarını reddederek ve sorunu tanıyarak temel paradigmayı kırmaya yeltenmişti. Bu sürecin gereği olarak da faili meçhullerden, köy boşaltmalardan, resmi ve gayri resmi dezenformasyonlardan ve benzeri bir dizi uygulamadan oluşan gayri meşru yöntemlerle mücadeleyi reddederek başka bir zeminde çözüm aramaya başlamıştı.

Elbette siyasi iradeden gelen bu farklı yaklaşım devlet zihniyetinde ve aktörleri, kurumları arasında çatlaklara yol açtı. Üstelik açılım, meselenin tüm boyutlarını dikkate alan bir bütüncül demokrasi projesi olarak tasarlanmadığı için de hatalara ve tuzaklara açıktı.

Nitekim de yasal reformlar boyutunun tümüyle ıskalanması, Habur ve Uludere gibi tuzakları, dar alanda siyaseti tercih ettiği için parlamentodaki tüm partilerin sert muhalefeti ve iktidar destekçilerinin kendi iç çıkar kavgaları gibi birçok dinamiğin bir arada çalışmasıyla mesafe alınamadı.

 

Devletçi zihniyet yine kazandı

 

Şimdi görülüyor ki, devletçi zihniyet bir kez daha siyasetçileri ikna ederek, kendi içinde asker-sivil, emniyet-MİT tüm aktörleriyle eski zihni mutabakatını canlandırarak bir raunt daha kazanmış oldu.   

2014-2015 Kritik eşiği demem şunun için: Birçok dinamiğin bir arada çalışmasıyla bu yıllarda Türkiye bir karar verme eşiğine gelecek. Bu eşikteki kararı etkileyecek en önemli gerilim ve kırılma ulusallık-evrensellik ekseninde olacak. İçine kapalı, yalnızca ekonomik geliri ve büyümeyi dikkate alan bir ülke olmak ya da yaşam kalitesinin, eşitliğin, özgürlüğün, adaletin, katılımın, yaratıcılığın ve evrenselliğin esas alındığı bir ülke olmak.

Bu eşiğe yaklaşırken konuşulan paket ile ulusalcı zihniyet önemli bir başarı kazanmış oldu.

Önümüzdeki birkaç yıl daha teröre rehnedilmiş bir Kürt meselesiyle, Kürt meselesine rehnedilmiş değişimin hukukunu üretememe ve yeni anayasa yapamama haliyle geçecekse eğer, kritik eşiğe vardığımızda neler olacağını şimdiden kestirmek daha kolay artık.

Avrupa Birliği vizyonu Kıbrıs meselesine rehnolmuş ve muhtemelen “tamam mı devam mı” tartışması yaklaşırken, 2015’te tüm dünyanın Ermeni meselesindeki olası baskısını da dikkate alırsanız 2014-2015’te nasıl bir siyasi ve toplumsal ruh halinde olacağımız açık. Hele bir de Orta Doğu’da iç savaşlar da başlamışsa.

 

Ulusalcılığın mı evrenselliğin mi önü açılıyor?

 

O kritik eşikte şovenizm ve ürettiği paranoya, dünyanın “neoconlarının”, ülkenin Ergenekoncu zihniyetinin arayıp ta bulamayacağı siyasi iklimi oluşturacak.

Buradan bakarak ülkenin 40-50 yıl sonraki yerini belirleyecek en önemli dinamik ve muhtemel riskini konuşmakta olduğumuzun farkında mıyız bilmiyorum. Ama birkaç yıldır daha kısık sesle konuşan bir kesimin birkaç gündür cüretkarlığına ve fütursuzca cümlelerine bakınca da çok açıkça söyleyeyim geleceğimiz için kaygılanıyorum.

Bu nedenle her biri kendi siyasi çekişmelerimiz sandığımız, paket tartışmalarına hapsettiğimiz, iktidardan yana ya da karşıtlığına indirgediğimiz tüm bu tartışmaların, ülkede tespih böceğinin büzüşmesine benzer bir ruh halini yaratmakta olduğundan korkuyorum. Çünkü eğer o ruh haline varırsak, geleceğimizi de var olan bu aktörler belirleyeceğine göre, bizi hangi üflemenin nereye doğru savuracağı konusunda emin değilim.  

Yazarın Diğer Yazıları

Çözümden çok itirazı örgütlemek: Otokratlar seçmenin aklına nasıl giriyor?

Sistemin krizi yoksulluğu, adaletsizliği çoğaltıyor, kalıcılaştırıyor, eşitsizlik, yoksulluk popülist söylemi besliyor, popülist söylem toplumsal rıza üretiyor, krizler yumağı popülist iktidarlara otokrasi fırsatı üretiyor gibi bir sarmalın içindeyiz sanki

Kazananın tüm siyasi gücü ele geçirdiği bir “temsili demokrasi”: Türkiye’nin demokrasi krizi neden daha derin?

Bugün yaşanan krizin en belirgin özelliği, eksikli bile olsa temsili demokrasiden tümüyle uzaklaşılmış olması. Bu bakışın demokrasi tanımı, seçimlerin yapılabilmesinden ibaret. Seçim süreçlerinin demokratik olup olmaması, siyasi rekabetin yasal zemininin sorunlu olması önemli değil. Önemli olan oyların bir fazla olması ve kazananın tüm siyasi gücü ele geçirmesi

Tek hayat tarzı, tek fikire karşı 'var olma' meselesi: Demokrasi krizi nasıl aşılır?

Belirsiz geleceğin sigortası çeşitliliktir, farklılıktır. Şu anda bildiklerimiz ve tanımlarımız içinde, tek hayat tarzına, tek fikre, tek model ve yönteme dayalı bir hayat doğaya da aykırıdır