29 Ocak 2011

Sorunlu Zihniyet ve Algı Kalıpları

Çözüm sürecinde her bir tarafın ve aktörün Kürt Meselesi’ne bakışları, hedefleri, güçleri ve...

Çözüm sürecinde her bir tarafın ve aktörün Kürt Meselesi’ne bakışları, hedefleri, güçleri ve psikolojileri farklıdır. Elbette rolleri de farklıdır. Meselenin çözümü, her bir taraf ve aktörün sürece dahil edilerek, katkıda bulunarak ve ikna olmuş bir halde aktif olmalarına bağlıdır. 
Kürt meselesinde hangi partinin tabanı çözüme daha yakın (Dizinin birinci bölümü)

Kürtlere farklı haklar eşitlik ilkesini bozmaz (Dizinin ikinci bölümü) 

Kürt sorunu basit özerklik anlaşmasıyla çözülemez! (Dizinin üçüncü bölümü) 

Kürt meselesinde yarın için yeni bir dil ve düşünme modeli önerisi (Dizinin dördüncü bölümü)
Başlangıcından bu yana sorun katman değiştirmiş, devlet-birey arası sorun iken, şimdi yanına toplumsal sorun boyutu da eklenmiştir. Üstelik Türklerin önemli bir kısmının giderek sertleştikleri de gözlenmektedir. Bunun yanı sıra olumlu bir katman değişikliği de yaşanmış ve mesele ilk kez bu kadar derinlikli siyaset zemininde tartışılır olmuştur. Üstelik ilk kez devletin kurumları arasında da çözüm niyetliliği konusunda mutabakat gözlenmektedir.
Siyasi zeminde partilerin ve yandaşlarının meseleye bakış açılarında elbette farklılıklar vardır. Fakat her bir partinin seçmen tabanının homojen olmadığı, Kürt Meselesi’ne bakışlarının da tek tip olmadığı gözden ırak tutulmamalıdır. Bu nedenle seçmen seviyesinde parti tercihine bakarak toplu ve kategorik bakışlar, yaklaşımlar geçerli ve doğru değildir. Sonuç olarak seçmenlerin tümünün ortak huzur ve barışı isteyecekleri aşikârdır.
Benzer farklılıklar Kürtler arasında da gözlenmektedir. Kürtler de homojen bir biçimde tutum almamaktadır. Reel siyaset üzerinden bakıldığında da Kürt siyasetçileri ve temsilcilerini homojen bir blok olarak değerlendirmek doğru değildir.
Yine kamuoyunda çokça dillendirildiği gibi kurumların bu mesele etrafında blok olarak pozisyon aldıklarını düşünmek de çözümü zorlaştıran bir yaklaşım olacaktır. Asker, polis veya idari kurum ve görevlilerinin her birisinin içinde de meselenin tanımı ve çözümü konusunda farklı yaklaşım ve tutum kümelenmeleri vardır. Bu nedenlerle tarafları ve aktörleri kategorik olarak tanımlamak yerine her bir taraf ve kurum içinde meselenin çözümüne bakışta farklı tutum ve tercihler olduğu çözüm sürecinde akıllarda bulundurulmalıdır.
Kısaca çözüm sürecine karşı olan, şiddet ve mücadele sürecinden yana olan aktörler ve taraflar değil, bir zihniyet dünyası ve algılar demetidir. Bu nedenle yapılması gereken bu algılar demetinin dönüşmesini hedeflemek ve zihniyet değişikliği gereğini anlatabilmektir.
Aktörler açısından yapılması gereken ise, her bir aktörün-tarafın-grubun-seçmen kümesinin çözüme sıcak olanlarıyla ilişki ve müzakere zemininin yaratılmasıdır. Yani bir partiyi, örgütü, kümeyi, öncülerinin, sözcülerinin pozisyonu nedeniyle tümüyle dışarıda tutmak yerine, içlerinde çözüme sıcak bakanlarla ilişki zemini ve yolları üretilerek, çözüm merkezleri çeşitlendirilerek güçlendirilmelidir.
Yapılması gereken, çözüm sürecinde “kapsayıcı” olmanın esas olması, mümkün olabildiğince “dışlayıcı” olunmamasıdır.
Kürt Meselesi etrafında oluşan olumsuz toplumsal psikoloji, yaşanan siyasal kutuplaşma ile derinlik kazanmaktadır.  Yani iki ayrı eksendeki gerilim birbirini çoğaltmakta, giderek iç içe girmektedir. Şimdi meseleyi çözmeyi amaçlayan her bir hamle bu toplumsal psikolojiyi ve güvensizlik ortamını dikkate almalıdır.
Belki de artık gerekli olan sivil siyasetin inisiyatifi ele almasıdır. Yalnızca bölgede değil tüm ülkede sivil toplum örgütleri ve sivil kanaat önderleri artık bu meselenin sürdürülemez olduğunu siyasete ve topluma anlatmalıdırlar. Neyi, nasıl çözmemiz gerektiğinden bir önceki adım olarak belki de ihtiyacımız olan ilk mutabakat, bu halin dışında bir durum yaratılması gerekliliğindeki mutabakattır.

Yeni Bir Dil Kullanmak

Her şeyden önce yeni bir dil üretmek gerekmektedir. Mesele üzerindeki tartışmalar, özellikle yaşanmakta olan kutuplaşmanın da ürettiği bir şiddet dili üzerinden yürütülmektedir. Tartışmalara karşıdakine, fikre, kutsal olana en küçük bir saygı ifadesi taşımayan bir dil egemendir. Kaldı ki, tartışmalarda kullanılan birçok kavram içeriklerinden ayrıştırılmış, bambaşka anlamları olan, imalı ama içeriği dışında bir anlama büründürülmüştür. İnsan hakları, anadil eğitimi, demokrasi, kültürel kimlik, demokratik cumhuriyet, özerklik gibi herkesçe bilindiği varsayılan kavram ve tanımlar bile artık karşılıklı münazara dili içinde başka anlamlara büründürülmüştür. Açıkça ifade edilmesi, kabul edilmesi gerekir ki, devletin de, hükümetin de, siyasetçilerin de, Kürtler adına siyaset yapanların da, kanaat önderlerinin çoğunun da öncelikle dili iflas etmiştir.
Tartışmalar ve ortam, terörün ya da bazı operasyonların, eylemlerin, şiddetin devreye girdiği günlerde daha bir şiddetlenmekte, aklıselim yerini sloganlara, bağırışlara bırakmakta, en basit konuşma kendi sesiyle kendi şehvetini çoğaltan nutuklara dönüşmektedir.
Her bir kavram Türkler ve Kürtler için ve hatta her bir parti yandaşı için farklı anlamlara gelmektedir. Örneğin “açılım” kelimesi Kürtler için başka, Türkler için başka, Ak Parti’li seçmen için başka, MHP’li seçmen için başka anlamlara gelmektedir. Örnekleri “af”, “terör”, “terörist başı” gibi tabirler şeklinde çoğaltmak mümkündür.
Kürt Meselesi’nin bu kez çözmek ve toplumsal barışı ve huzuru tesisi etmeyi amaçlıyorsak bu kez yeni bir dil üreterek tartışmaya başlamalıyız. Yeni dil aynı zamanda, ortak güven ortamının başlangıcında olmazsa olmaz koşuldur.
Kürt Meselesi’nin çözümünde toplumsal uzlaşma gereği kaçınılmazdır. Bunu sağlayacak araç ise siyasi uzlaşmanın üretilebilmesidir. Siyasi zeminde tartışma, ikna ve uzlaşma sürecinin sağlıklı olarak işlemesi gerekmektedir. Bu sürecin başlangıç noktası olarak, gerek ülke genelinde gerek Kürt yurttaşlar özelinde “bu kez çözebileceğiz” dedirtecek bir güven ortamı yaratılması kaçınılmazdır. Yeni bir dil ve üslup, bu güven ortamının tetikleyicisi ve kaldıracı olacaktır.

Birlikte, Farklılıklarımızla Yaşayabilmek 

Bu kadar yılımızı, insanlarımızı, kaynaklarımızı, umutlarımızı rehin alan bu mesele bizimdir ve çözülebilir bir meseledir. Bu ülkenin her türlü farklılıklarına ve farklı taleplerine rağmen tüm yurttaşları ortak yaşama iradesini tümüyle kaybetmeden çözmeliyiz de. Artık Kürt meselesi bu haliyle sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır. Kaybedilen yalnızca mali ve insan kaynakları değil, demokrasi, yerinden demokratik yönetim sistemi, farklılıkların zenginliğidir.

İhtiyacımız olan kısa vadeli taktik yaklaşımlar değil, tümden yeni bir kavrayış modeliyle, yeni bir zihin haritasıyla, yeni kavramlarla yeni bir strateji geliştirmektir. İhtiyacımız olan bir taraf, bir muhatap değil, herkesi, her muhatabı, her aktörü dikkate almaktır. İhtiyacımız olan paketler değil, Kürt Meselesi’ni ve demokratikleşme sorunu topyekûn ele alan yeni toplumsal uzlaşma ve yeni bir anayasadır.

Birlikte, bir arada yaşamak evrensel bir sorundur ve dünyada da denenmiş ve yaşanmakta olan birçok modeli var.
a) Birinci model, ulus devletler çağında hemen tüm ülkelerde denenmiş olanı. Farklı kimliği, hukuktan eğitime ve silaha kadar her türlü yöntem ve araç ile hâkim kimlik içinde eritmeye, yok etmeye çalışmak yani asimilasyon modeli. Bu model ve asimilasyon politikaları şimdiye kadar devletin de tercih ettiği yoldu ve artık bu modelin yetmeyeceği ve toplumsal barış içinde yürümeyeceği ortaya çıktı.
b) İkinci model, farklı kimliği marjinalize etmek ve bir toplumsal alana veya coğrafyaya sıkıştırmak yani gettolaştırmak.  Farklılığın olduğunu bileceğiz, varlılığını kabul edeceğiz ama sıkıştırdığımız alan dışına çıkmasına izin vermeyeceğiz.
c) Üçüncü model, farklılıklara toleranslı davranma modeli olarak ortaya çıkıyor. Varlıklarını tanıyacağız, aramızdaki varlıklarına tahammül ve tolerans göstereceğiz ve hatta Kürtçe müzik yapabilme gibi bazı politikalarla onları himaye eder politikalar da uygulayacağız ama hep bizim çizdiğimiz ve hoşgörü gösterdiğimiz toplumsal sınırlar içinde kalmaları şartıyla.
d) Dördüncü model ise ilişki içinde, barış içinde bir arada yaşamanın koşullarını ve gereğini arayacak ve üreteceğiz. Kimlikleri ve farklılıkları, statik değişmez kavramlar olarak değil, değişen, birbirinden etkilenerek dönüşen ve çoğalan kültürel farklılıklar olarak kabul edecek ve bunun koşullarını arayacağız.
Bu bir arada yaşama modeli ise daha meşakkatli, daha uzun bir süreçtir ama mecburi vatandaşlıktan gönüllü vatandaşlığa geçişin yoludur. Bu yolun en zor kısmı da yeni bir “biz” hayali ve tanımı geliştirebilmekten geçer. Türk - Kürt sabah aynı kadere uyanacağımız kabulüyle başlar.
“Biz” tahayyülünü yenileyebilmek, geliştirerek değiştirebilmek, yeniden yaratabilmek için empatiye ihtiyacımız var. İşte sivil siyasetin olanca ağırlığını koyması gereken nokta da bu empatinin yaratılması, birbirimizin duyarlılıklarına ve taleplerine farkındalık bilinci yükseltilmesi.

Son Söz ve Habur

Empati için en canlı örnek Habur olayı. Habur olayı olarak anılan ve açılım sürecinin tıkanma noktası olarak gösterilen olaya bir de başka bir açıdan bakmayı denemek mümkün. Örneğin gelenler Kürtler için “barış elçileriydi”, Türkler için “PKK’lı” ve “PKK gösterisi”ydi. 30 yıla yaklaşan çatışmacı ortamda 35 binden fazla Kürt genci ölmüş, binlerce faili meçhul cinayete Kürt siyasetçi, aydını kurban verilmiş. Kürt aileler dağılmış, köyler boşaltılmış, evlerinden, yurtlarından olmuş, evlatların bir kısmı kurban verilmiş, bir kısmı dağda bir kısmı hapishanelerde.  
Tüm bu acıları yaşamış Kürtlerin, Kürt anaların “bu çatışmacı ortam bitecek, evlatlarım geri dönecek” sevinci ve coşkusu olarak okumak çok mu yanlış, çok mu zordu?
İkinci örnek Demokratik Özerklik tartışmaları. Bu rapor ve dizi hazırlandıktan sonra ortaya çıkan bu tartışmada da hiç kimse soğukkanlılıkla ülkenin yönetim problemini de tartışmadı DTK ile BDP taslaklarının neden farklı olduğunu ve bunun anlamının ne olduğunu da.
Yine de hiç olmadığı kadar çözüme yakınız. Son bir yıldır, özellikle referandum süreci ve sonrası Kürt meselesinin her bir boyutunun tabulardan kurtularak bu kadar konuşulabiliyor olması geri dönülemez bir kazanımdır. Neyi nasıl yapacağımız ancak bu tartışma süreçlerinde siyasetin ikna ve uzlaşma süreciyle ortaya çıkacaktır. Yeter ki “bu kez çözeceğiz” niyeti her kelimenin ve herkesin önüne geçsin.

PAZARTESİ: Türkiye'de kaç Kürt yaşıyor? Kürt ve Türk nüfusunda son yıllarda gözlenen değişim hangi yönde? Eren Pultar'ın kaleminden Pazartesi günü T24'te.

Yazarın Diğer Yazıları

25 yıl sonra yine aynı soru: Nerede bu devlet?

İzmir’de iki kişinin sokak ortasında elektrik kaçağından ölümü ve iki sahte üniversitenin ortaya çıkması bile gösteriyor ki 25 yıl sonra aynı noktadayız

Çözümden çok itirazı örgütlemek: Otokratlar seçmenin aklına nasıl giriyor?

Sistemin krizi yoksulluğu, adaletsizliği çoğaltıyor, kalıcılaştırıyor, eşitsizlik, yoksulluk popülist söylemi besliyor, popülist söylem toplumsal rıza üretiyor, krizler yumağı popülist iktidarlara otokrasi fırsatı üretiyor gibi bir sarmalın içindeyiz sanki

Kazananın tüm siyasi gücü ele geçirdiği bir “temsili demokrasi”: Türkiye’nin demokrasi krizi neden daha derin?

Bugün yaşanan krizin en belirgin özelliği, eksikli bile olsa temsili demokrasiden tümüyle uzaklaşılmış olması. Bu bakışın demokrasi tanımı, seçimlerin yapılabilmesinden ibaret. Seçim süreçlerinin demokratik olup olmaması, siyasi rekabetin yasal zemininin sorunlu olması önemli değil. Önemli olan oyların bir fazla olması ve kazananın tüm siyasi gücü ele geçirmesi