19 Şubat 2010

At, avrat, ille de silah

İçişleri Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de 596.495 kişinin silah taşıma, 475.542 kişinin de bulundurma ruhsatı var...

İçişleri Bakanlığı verilerine göre Türkiye’de 596.495 kişinin silah taşıma, 475.542 kişinin de bulundurma ruhsatı var. İçişleri Bakanlığı'nın resmi kayıtlarına göre Türkiye’de her 65 kişiden biri silahlı. Bu rakamların çok çok üstünde sayıda kişide de ruhsatsız silah var. Ateşli silahların % 80’i her an (belde, el altında, torpidoda, yastık altında ve çekmecede) kullanılabilir durumda. Umut Vakfı tahminlerine göre her 10 kişiden 1’inde, her 3 evden 1’inde ateşli silah bulunuyor. 
İstanbul’da 2003-2007 yılları arasında gerçekleşmiş ateşli silah yaralanmasına bağlı ölümlerin incelendiği bir akademik araştırmaya göre, özellikle 15-25 yaş arası ölümle sonuçlanan ateşli silahlarla intihar oranı oldukça yüksek olduğu tespit edilmiş. Risk 35 yaşa kadar devam etmekte; 25-30 yaş arasında ise ateşli silahlarla ölümler en yüksek düzeye ulaşmaktadır.  Evde silah bulunması ev halkından birinin cinayet, intihar, kaza gibi nedenlerle ölmesi riskini % 41 arttırdığı tespit edilmiştir.
Trafikteki aktif 13 milyon sürücünün % 8’i ciddi düzeyde agresif sürücüdür.
Bunların içinde silahlı agresif sürücü oranı ciddi oranda yüksek. Silahla işlenen her 10 cinayetten 1’i trafikte gerçekleşiyor. 
Yapılan bir başka akademik araştırmada Türkiye’de silah ruhsatı almak için başvuranlara “neden almak istiyorsunuz” diye sorulmuş. Bu araştırmanın sonuçlarına baktığımızda, başvuranların gösterdikleri “mazeretler” sırasıyla şöyle: Evde bulunsun (% 23,6),  Merak-Hobi (% 16,7), Avcılık-Atıcılık (% 12,7), Meslek gereği (% 6,8), Hatıra (% 5,5), İş riski (% 35)
Aşağıdakilerde son bir haftadaki üçüncü sayfa haberlerinden bazıları:
Adana'da 9 yaşındaki Sabri E. babasına ait tabancayla oynarken kendi kafasına ateş edip öldü (sabah.com.tr, 15 Şubat 2010)
Konya'da arkadaşı 25 yaşındaki A.K.'den borç olarak verdiği 500 TL'yi alamayınca çıkan tartışma sonucu sinirlenen 27 yaşındaki Ahmet Erdem, “Ben böyle delikanlı adamım” diyerek ruhsatsız tabancası ile sol omzuna ateş etti. (hurriyet.com.tr, 13 Şubat 2010)
Muğla’da şizofreni hastası olduğu belirtilen kişi, kendisini takip ettiklerini iddia ettiği 2 kişiyi silahla yaraladı. (ntvmsnbc.com, 12 Şubat 2010)
Baba evine giden eşini geri döndüremeyen koca kurşun yağdırdı. Kayınvalide öldü, kayınpeder yaralandı, genç kadın başka odaya kaçarak kurtuldu.  (hurriyet.com.tr,11 Şubat 2010)
Cafer D. kızını sürekli döven damadı S. Kılıç'ı av tüfeğiyle vurup öldürdü. (hurriyet.com.tr, 10 Şubat 2010)
Bunları şunun için özetledim: Medyada polisin ithal edebileceği silahların doğurduğu veya doğuracağı sanılan sonuçlar üzerine tartışılan ve halen TBMM İçişleri Alt Komisyonu’nda görüşmeleri süren Silah Kanunu Tasarısı yalnızca polis-asker çekişmesi üzerinden değil genel olarak ciddi biçimde tartışılmalıdır. Çünkü öngörülen birçok değişiklik, sivil bireylerin silah almalarını kolaylaştırıcı hükümler taşımaktadır.
Bu tasarı üzerine veya bireysel silahlanmanın taşıdığı riskler üzerine daha birçok görüş, yorum ve bilgiyi, silahlanmaya engel olmayı kendisine hedef edinmiş Umut Vakfı’ndan edinebilirsiniz.
Ama tartışmamız gereken önemli meseleler var: Silah edinme özgürlüğü mü yoksa bireysel yaşam hakkı mı önemli? Devlet yurttaşın yaşam hakkını mı korumalıdır, bireysel silahlanma hakkını mı?
Çok sık yazdığım bir konu var: Ülkede giderek yayılan kutuplaşma ve bunun ürettiği ötekileştirici ve çatışmacı bir dil ve davranış tarzı var. Reel ekonomik ve sosyal sorunların altında kalmış, giderek çoğalan yoksulluk ve yoksunluk içindeki bireyler müthiş bir gönül kırıklığı içindeler.
Bu gönül kırıklığı her türlü hukuk, sistem, yapıdan giderek umudunu kesme hali yaratıyor ve bu durumdaki yurttaşlar toplumun dörtte birinden fazla. Bu gönül kırıklığının önce bireysel öfkeye sonra da toplumsal öfkeye dönüşmemesini dilemekten başka bir şey kalmıyor. Çünkü bu toplumsal psikolojiyi bizatihi kendisi yaratan siyaset, çözümle uğraşmak yerine bir de bireysel silahlanmayı kolaylaştırmak ile meşgul.

Yazarın Diğer Yazıları

MHP’nin siyasetteki özgül ağırlığı daha da artacak

Partiler ittifaka mecburlardı ve önümüzdeki dönem bu mecburiyet daha da güçlenecek

İktidar bloku seçmeni rahatsız ve partilerini sorgulamaya başladı

AK Parti seçmeninin muhalefet blokuna geçmekten daha çok sandığa gitmeyerek tepkisini gösterdiği anlaşılıyor