04 Ekim 2010

Anadil eğitimi ve anadilinde eğitim

Uzun yıllar ve çekilen acılardan sonra galiba anadil eğitimi meselesinde artık bir toplumsal mutabakat var...


Anadilde eğitim derken aslında iki ayrı şeyi bir arada konuşuyoruz. Birincisi anadil eğitimi, yani kendi anadilinin, evinde konuştuğu dilin ve yaşadığı kültürünün yazılı kurallarının öğrenilmesi. İkincisi ise kendi anadilinden eğitim alması.  
Uzun yıllar ve çekilen acılardan sonra galiba anadil eğitimi meselesinde artık bir toplumsal mutabakat var.    
 

Daha genelden bakan ama yine de bu konuya da ışık tutacağını düşündüğüm KONDA Barometresi araştırmalar dizisinden bir bulguyu aşağıdaki tabloda görüyorsunuz. Türklerin yalnızca yüzde otuzu etnik grupların kültürlerinin korunması, geliştirilmesi için devletin desteğine karşı çıkmaktadır.  
Anadil eğitiminde yasal düzenlemeleri, maddi koşulları henüz çok eksik de olsa Kürtçe kurslar artık açılabiliyor. Bu konuda toplumsal ve siyasi mutabakat olmakla beraber, henüz devlet  iki üç üniversitede Kürtçe enstitüleri ve Kürtçenin eğitimi dışında henüz sorumluluk almamış durumda ve mesele özel dershanelere bırakılmış durumda.  
Maddi kaynaktan eğitim materyaline, mekanlardan kalite ve standart belirleyip öncü olmaya kadar bir çok alan Kürt yurttaşların bireysel inisiyatifine bırakılmış durumda. Sanki söze dökülmemiş şöyle bir kanaat var: “Kürtçe kaset serbest dedik de ne oldu, kaç tane satılıyor ki” mantığıyla hayat içinde Kütçe eğitimin kadük, işlevsiz, talebi olmayan bir eğitim alanı olması bekleniyor.
İşte bu zihniyetin değişmesi gerekiyor. İnsan hakları açıcından sosyal dışlanmışlık üreten eğitimsizlik ve dil bilmeme eksikliği, yasal tüm gerekleri yerine getirilmiş bile olsa yurttaşların o haklara ulaşabilmelerinin, kullanabilmelerinin önünde maddi engel oluşturuyor. 
Demokratik ve adil bir toplum olabilmenin ön koşulu hakların tanınmasıyla yetinmemek, ekonomik ve sosyal nedenlerle bu hakları kullanamayan vatandaşların yaşayacağı sosyal dışlanmışlıklara engel olmayı da hedeflemektir. Yani seçme-seçilme hakkını vermiş olmanız yetmez, eğitimini sağlamadığınız, siyasete katılım yolları (seçim barajı veya benzeri sınırlamalarla) fiilen kapanmış, kendi dilleri dışında hakim dili bilmedikleri için doğru dürüst propaganda bile yapamayacak kesimlerin seçme-seçilme haklarını kullanabilmelerinin önündeki engelleri de kaldırmanız gerekir.  
Demokratik ve adil bir toplumda, farklı kültürlerin, hakim kültürün hoş gördüğü ve izin verdiği yere kadar var olabilmeleri değildir aslolan. Örneğin “TRT6 açtık, kendi dillerinden çalıp söylesinler” yaklaşımı doğru değildir. Aslolan, farklı kültürlerin bir arada, karşılıklı etkileşim içinde, yeni ortak hayatı yeniden beraberce üretebilmelerinin zeminini yaratmaktır.   
Anadilinde eğitim meselesi ise henüz siyasi ve toplumsal mutabakatın oluşmadığı, ilk kez referandum sonrası süreçte enine boyuna konuşmaya başladığımız bir alan. Bu kez medyanın da aktif ve yapıcı bir biçimde bu mesele üzerine yorumlara, yazılara ve haberlere yer veriyor oluşu oldukça önemli bana göre. 

Yazarın Diğer Yazıları

İktidar kaybetmeye daha yakın, AKP kimlerin desteğini kaybediyor; Kılıçdaroğlu'nu bekleyen kritik mesele ne?

Ak Parti hem dayandığı ve büyüttüğü “aksermaye aktörlerinde” hem beslendiği “Akyakalılarda” hem de “Ak Partili ahali”de kayda değer biçimde desteğini kaybediyor. Seçmenin gözünde artık iktidar kaybetmeye daha yakın. Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı adayı olup olmayacağı ya da kimi aday olarak göstereceği meselesi en kritik mesele olarak önünde duruyor

Geçmişimiz de geleceğimiz de ortak

Herkesin tarihi kendine göre… “Yaşanan tarih” var, bir de “yazılı olan”. “Hatırlanan tarih” var, bir de “hatırlanmak istemeyen”. “Siyasallaşan tarih” ve “siyasallaşmamış tarih” ayrımı da açıklayıcı bazı meselelerde. Bu farklı tarih kabullerinin ortak yanlışı “insansız tarih” algıları oluşu. Özne insan olmayınca vicdan da yok ahlak da. Kulüp dizisi bu unutulmuş, unutturulmuş dönemin hikayesini anlatıyor. Olması gerektiği gibi

Sivil toplumun enerjisi seçim sürecini şekillendirecek

Ülkenin önümüzdeki temel meselesi “biz” duygusunu, “ortak yaşama iradesini” güçlendirmek, devleti, yönetimi, yargıyı, denge denetleme mekanizmalarını, güçler ayrılığını yeniden ve demokratikleştirerek inşa etmekse önce siyasete güveni inşa etmek gerekiyor. Bunun başlangıç noktası hayata ve gidişata müdahale etme arzusu ve bilgisi yüksek sivil toplumla siyasi partilerin karşılıklı güven inşa etmeleri.