12 Haziran 2023

Aldıkları oy oranlarından bağımsız olarak hiçbir parti artık kitle partisi değil

Her seçimin ardından olduğu gibi ilçe bazlı geçici sandık sonuçları üzerinden KONDA bir “sandık analizi” yayınladı. Bu hafta, bu rapordan alıntılayarak seçimin sayısal analizine bakmak istiyorum

Seçimlerin ardından muhalif seçmen siyasal olarak da duygusal olarak da darmaduman. Edip Cansever’in dizeleriyle "Ah güzel Ahmet Abim benim, gördün mü bak dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar ve dağılmış pazar yerlerine memleket."

Bu seçim benim için de "medeniyet, adalet, bereket" seçimiydi. Ya da öyle olmalıydı. Ama siyasi aktörler ve özellikle muhalefet seçimi buradan değil, daha basit bir yerden kurguladı, popülizmi daha kaba popülizmle yenebileceğini düşündü. Kaybedişten sonra da kişisel suçlamalar, aktörler üzerinden değerlendirmeler her zamanki gibi gündemi ve zihinleri ele geçirdi. Henüz hiçbir muhalefet aktöründe sağlıklı, kapsamlı ve serinkanlı bir sandık analizi ve değerlendirme görmedik. Herhalde gelecekte bir gün yapacaklardır.

Her seçimin ardından olduğu gibi ilçe bazlı geçici sandık sonuçları üzerinden KONDA bir "sandık analizi" yayınladı. Arzu edenler "konda.com.tr" adresinden edinebilirler. Bu yazıda, yayınlanan rapordan alıntılayarak seçimin sayısal analizine bakmak istiyorum.

14 Mayıs’ta yapılan seçime katılım yüzde 88.9, 28 Mayıs’taki ikinci tur oylamasında ise 4.7 puan düşerek yüzde 84.2 oranında gerçekleşti. 14 Mayıs’taki katılım, siyasi tarihimizin en yüksek dördüncü katılım oranı olarak kayda geçti. 12 Eylül darbesinin ardından gelen 1983 seçimlerinde yüzde 92.3 ve 1987 seçimlerinde yüzde 93.3 iken 1950 seçimlerinde de yüzde 89.3 oranında katılım gerçekleşmişti.

2002 genel seçimleri ve sonrasındaki AK Partili yıllarda seçimlerde (2014 cumhurbaşkanı seçimi hariç) oy kullanmayanların ortalama 7 milyon civarında seyrettiği gözleniyor. 14 Mayıs seçimlerinde de yaklaşık 7 milyon seçmen oy kullanmadı. Cumhurbaşkanı seçiminin ikinci tur oylamasındaysa oy kullanmayanların sayısı yaklaşık 9 milyona çıktı. İkinci turda oy kullanmayan seçmen sayısının 2 milyon artmasının siyasal bir davranışı, bir tepkiyi de gösterdiğini not edelim.

14 Mayıs genel milletvekili seçimi sonuçlarını analiz ederken genellikle seçim sonucu olan oy oranlarından hesaplama yapılıyor. Halbuki seçime katılmayanlar ve geçersiz oylar da ayrı bir küme olarak ele alınmalı. Çünkü katılmamak ve geçersiz oy vermek de bir siyasi tercihtir. O nedenle analizlerin katılmayanlar ve geçersiz oylar dahil toplam seçmen üzerine olduğunu not etmeliyim.

AK Parti’nin oyu, 2018’den bu yana 7 puan, 1 Kasım 2015’ten bu yana 14 puan azalmış görünüyor. AK Parti’nin bugün 14 Mayıs itibarıyla oy oranı ilk kez seçime girdiği 2002 yılı seviyesinde. Buna karşın AK Parti’nin kaybettiği seçmenler muhalefet blokuna geçmiyor, Cumhur İttifakı içinde kalıyor. MHP’nin oyu son seçimden bu yana 1 puan azalsa da Yeniden Refah Partisi’nin yüzde 2.9 oranında oya erişmesi, Cumhur İttifakı’nın çoğunluğu almasını, iktidar partisi olan AK Parti’ye de dolaylı desteğin sürmesini sağladı.

CHP, bir dönem yerleştiği yüzde 20 çizgisini kırmış ve yüzde 25 oranına ulaşmışsa da son 20 yıldaki seçimlere göre alabileceği en yüksek potansiyel oy seviyesine erişemedi. Millet İttifakı’nın bir diğer bileşeni olan İyi Parti de ilk kez girdiği 2018 seçimlerinde aldığı oy oranını korudu ve ne iktidar blokundan ne ittifak dışı diğer partilerden oy alarak parlamento çoğunluğunu sağlamada bir katkı sağlayamadı. Yeşil Sol Parti, yüzde 8.8 oy oranına ulaşarak HDP’nin 2018 seçiminde aldığı oy oranının gerisinde kaldı; seçim barajının yüzde 7’ye düşmesi, TİP ile ittifak yaparak seçime girmesi ve cumhurbaşkanı seçiminde başka bir ittifakın adayını desteklemesinin muhtemel etkileriyle oy kaybı yaşadı.

Toplam seçmen üzerinden bakıldığında; AK Parti 24 Haziran oylarından 6.3 puan, 1 Kasım oylarından 12.1 puan kaybetti. MHP ise 24 Haziran oylarından 0.9 puan, 1 Kasım oylarından 1.6 puan kaybetti. CHP 24 Haziran oylarına 2.4 puan, 1 Kasım oylarına 0.1 puan ekledi. İyi Parti 24 Haziran oylarını korudu. Yeşil Sol Parti/HDP 24 Haziran oylarından 2.5 puan, 1 Kasım oylarından 1.7 puan kaybetti. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin birinci turunda Cumhur İttifakı partilerinin toplam oyu yüzde 42.7, Erdoğan’ın oyu da 42.9 oldu. Erdoğan partisindeki gerilemeye karşın oluşturduğu Cumhur İttifakı ile toplam seçmenini bir kez daha konsolide etmiş, seçmeninin arkasında durmasını sağlamış görünüyor. Buna karşılık Millet İttifakı ve Emek İttifakı partileri toplam oyları yüzde 39.7, Kılıçdaroğlu da birinci turda 39.3 oy aldı.

Bu sonuçlar seçmenlerin bloklar ya da ittifaklar içinde kaldığını, bloklar arası geçişin 2018 seçimlerinden bu yana neredeyse hiç gerçekleşmediğini gösteriyor. Bu sütunlarda çok kez yazdığım gibi siyasi kutuplaşma ve karşı tarafa olan olumsuz duyguların ağırlığı bir kez daha gerçekleşmiş görünüyor.
Halbuki seçimlerden önce İyi Parti, Saadet, Deva ve Gelecek partileri üzerinden ekonomik buhrandan ve gidişattan şikayetçi olan muhafazakar seçmenin muhalefete geçeceği beklentisi vardı, bu gerçekleşmemiş görünüyor. Bunun nedeninin partilerin eksikliği mi, yoksa Millet İttifakı’nın neden bir arada olduğunu doğru anlatamaması mı ya da Kılıçdaroğlu’nun adaylığının mı olduğu ayrıca tartışılmalı. Özellikle de iki tur arasında sansasyonel söylemler, yeni ittifak ve pazarlıklar yaşandığı halde iki adayın da oylarında özel bir artış etkisi yok ama dikkat çekici biçimde katılmayanların oranında sonucu değiştirebilecek büyüklükte, 2.6 puanlık bir artış söz konusu.

Burada yer veremediğim ama KONDA raporunda bulacağınız ayrıntılı analiz ve haritalamalarda da teyit edilen gerçeklik, partilerin neredeyse 12 yıldır birer kimliğin partileri haline dönüştükleri ve yerleştikleri seçmen profillerinde neredeyse hiçbir değişimin olmadığı. Bir bakıma partiler seçmen bazında kapsama alanını hiç değiştiremiyor, giderek yerleştikleri sosyolojik ve kültürel kümenin partisi olmaktan çıkamıyorlar. Şunu söylemek mümkün; aldıkları oy oranlarından bağımsız olarak hiçbir parti artık kitle partisi değil. Sayısal analizler "üç Türkiye" fotoğrafını da bir kez daha gösteriyor. Üç Türkiye’yi siyasi ittifaklar üzerinden anlamlandırdığımızda Millet İttifakı’nın, Cumhur İttifakı’nın ve Emek İttifakının görece yüksek oy aldıkları yerlerin ilçe bazlı haritasından gözlemek mümkün. Ama bu harita yalnızca üç siyasi coğrafyayı göstermiyor.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı demografi, istihdam ve sosyal güvenlik, eğitim, sağlık, finans, rekabetçilik, yenilikçilik ve yaşam kalitesi başlıklarından oluşan 56 değişken ile sosyo ekonomik gelişmişlik endeksi hesaplıyor. Buna göre Türkiye’de bulunan 973 ilçe, 6 kademeye ayrılıyor, sosyo ekonomik gelişmişlik düzeyi en yüksek olan ilçe İstanbul-Şişli, en düşük olan ilçe ise Şanlıurfa-Harran.

Sosyo ekonomik gelişmişlik düzeyi en yüksek olan birinci kademedeki 67 ilçede 18.7 milyon seçmen, ikinci kademedeki 173 ilçede 24.5 milyon seçmen, üçüncü kademedeki 175 ilçede 7.8 milyon seçmen, dördüncü kademedeki 215 ilçede 4.4 milyon seçmen, beşinci kademedeki 222 ilçede 3.4 milyon seçmen ve altıncı kademedeki 121 ilçede 2 milyon seçmen bulunuyor.

İlçe bazlı siyasal ittifak haritaları ile sosyoekonomik gelişmişlik haritasını yan yana koyduğumuzda bire bir örtüştüğünü de görmek mümkün. Sosyo ekonomik bakımdan en geri kalmış ve Kürt seçmenin ağırlıklı olduğu ilçelerde Emek ve Özgürlük İttifakı, sosyoekonomik gelişmişliğin orta seviyelerde olduğu ama muhafazakar kimliğin güçlü olduğu coğrafyalarda Cumhur İttifakı, sosyoekonomik gelişmişliğin yüksek olduğu coğrafyalarda Milet İttifakı görece daha fazla oy alıyor. Bu analiz üç Türkiye’nin yalnızca siyasal olarak değil tarihsel, kültürel ve ekonomik olarak da karşımızda anlamaya ve çözmeye çalışmamız gereken bir mesele olduğuna dikkat çekiyor.


Bekir Ağırdır'ın bu yazısı, Oksijen gazetesinden alındı.

Yazarın Diğer Yazıları

Ortak yaşamı düzenleyecek yeni bir siyasetle iyileşme mümkün mü?

Bir toplumsal iyilik tanımına ve düzenlemelerine ihtiyacımız var. Toplumsal esenliğin ve iyi olma halinin tek tek bireylerin iyi olma hallerinden ve iyiliklerinden oluşabileceği umudu gerçekçi değil

CHP’nin önündeki seçenek: Düzene muhalefet mi, düzenin içindeki muhalif olmak mı?

Sadece siyaset tarzının ve sözcülerinin değil çok şeyin yeniden düşünülmesi ve değişmesi şart. Strateji olmadan taktik hamlelerle gelen bugünkü kazanım kalıcı olmayabilir. CHP’nin bu kararı verebilmesi için yalnızca yeni bir lider ve yeni bir ruh aramaya değil dünyayı, dünyanın gidişatını, olanı ve olması gerekeni, o dünyanın Türkiyesi için hayalini ve iddiasını düşünmesi gerek

CHP'nin önündeki büyük fırsat: Geleceği belirleyecek aktörlerden birisi olabilecek mi?

Kutuplaşmanın, kimlik gerilimlerinin yükseldiği, ortak yaşama iradesinin, “biz” duygusunun azaldığı bir dönemde CHP bir fırsat yakaladı. Şimdi CHP’nin önündeki yolu belirleyecek iki önemli nokta var. Birincisi bu seçimdeki başarıyı nasıl anlamlandıracağı, ikincisi dünyayı ve zamanın ruhunu yeniden anlamlandırarak, yalnızca kadrolarında değil kendi iç yapısında, zihniyetinde, tüzüğünde, programında nasıl bir değişim geçireceği...