19 Kasım 2013

Tanrılar: Mevcut düzenin uyanık bekçileri

Değişim, yeniyi de içinde barındırdığından sihirli bir sözcük. Ama yeniliğin ve değişimin savunusunu yapsak da katkı sunarak onu daha da ileri götüremiyoruz.

 

“İnsan bir eylemi gerçekleştirir ve önce başarılı olur, ama başarı kibirlenmeye ve zamanla gerilemeye, yenilgiye ve felakete yol açar. Bu meşhur Hubris-Nemesis ardıllığıdır. İnsana kapıldığı kibir ve aşırı hırs yüzünden verilen ceza tanrılar tarafından ölçülüp verilir, çünkü tanrılar kıskançtırlar veya kutsal gizemleriyle mevcut düzenin uyanık bekçileridirler.”

Değişim, yeniyi de içinde barındırdığından sihirli bir sözcük. Ama yeniliğin ve değişimin savunusunu yapsak da katkı sunarak onu daha da ileri götüremiyoruz. Niye mi? Zira boşunalık duygusu buna engel oluyor. Ardından da aksi tesir doğuracağı kaygısıyla birlikte, var olan imkanların da tehlikeye gireceği endişesi bizi esir alıyor. Böylelikle, statükoculuğun, gericiliğin ve tutuculuğun kapısı da açılmış oluyor.

Albert O. Hırschman, Gericiliğin Retoriği’nde bunları düşündürüyor. Yalnız düşündürdükleri, geniş zamana yayılan toplumsal değişim ataklarına karşı gelişen reaksiyonların analizinden oluştuğundan karmaşık yollardan geçiyor. Metnini, Aksi Tesir Tezi, Boşunalık Tezi ve Tehlikeye Atma Tezi şeklinde üç temel argüman üzerine kuran Hırchman, aslında hayatsal süreçlerle ilgili önemli bir alt metin sunuyor. -Kendisinin de bu alt metinden beslendiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.- Zaten buradan bakıldığında, söz konusu tezlerin sıradan hayatlardaki yerini görmemiz hiç de zor olmuyor. İnşa ettiği argümanlarla hayatın temkinli, bir ölçüde de korkak yüzünü tabii.

Büyük toplumsal dönüşümler ya da bu dönüşümlere zemin hazırlayan adımlar nasıl püskürtülüyor? Hırschman’in formüle ettiği (boşunalık, aksi tesir, tehlikeye atma) tezleriyle, ilericilik ve gericilik arasındaki samimi bir ilişki bulunuyor. Ama her ne kadar Hırscman, tezlerini, toplumların yaşamını biçimlendiren ekonomik-sosyal karar ve girişimler karşısında gelişen tepkilerin analizinden oluştursa da, söz konusu analiz, herhangi bir bireyin kişisel yaşantısındaki süreçlere de denk düşüyor.

Batı’daki toplumsal gelişmelerden yola çıkarak, toplumsal yenilikler karşısında gelişen tepkilerin analizini okuyucusuyla paylaşan Hırscman’in, aynı zamanda ilerici, gerici gibi tanımlamaların nasıl da değişken ve göreceli olduğunu hatırlatması anlamlı. Yani bir birey ilericiyim deyince ilerici olmadığı gibi, bir toplumsal yapı ya da sistem de iyi bir noktadayken, artık değiştirilmesi gereken bir duruma gelebiliyor.

 

Söndürülmek istenen muhteşem olaylar

Peki değişim ve gelişimlerin önünü ne tıkıyor? Boşunalık, aksi tesir ve tehlikeye atma kaygısı, bir tepki silsilesi olarak her zaman hazır bekliyor. Yani değişimin önünü kesmek ya da onun itibarını düşürmek isteyenlerin tüm güçlerini, metinde öne çıkan tezlerden almaları tanıdık geliyor. Hırschman, hayatın dinamiklerinden çekip alarak formülleştirdiği tepkilerle, gericiliğin retoriğinin nasıl oluştuğuna dair sıkı bir takip yaparken, bir anlamda da söz konusu tepkilerin her duruma ve çağa göre nasıl şekilleneceğine dair ipuçları veriyor. Her ne kadar yazar, üç ayak üzerine kurduğu metnini siyaset felsefesiyle beslese de, söz konusu argümanların çok sıradan yaşam ve olaylar için de geçerli bulunması bizi daha çok ilgilendiriyor. Aslında metnin çarpıcı yanını da (bana göre) burası oluşturuyor.

Hobbes, Tocqueville, Gaetano  Mosca, Vilfredo Pareto, Machiavelli, Montesquieu gibi siyaset felsefecilerinin referans alındığı metinde, “boşunalık”da Tocqueville başı çekiyor. “Tocqueville etkili bir arşiv çalışmasından hareketle, Devrimin (1789 Fransız Devrimi) idari merkezileştirmeden mülk sahibinin işlettiği küçük ölçekli çiftçiliğin yaygınlaştırılmasına kadar çok fazla övülen bir çok ‘kazanım’larının Devrim’in patlak vermesinden önce de yerli yerinde olduğunu kanıtladı.”

Aslında, bütün muhteşem olayların havasını söndüren, kirli çamaşırları ortaya döken bir mekanizma her zaman işinin başında bekliyor. 1789 Fransız Devrimi gibi büyük dönüşümlerin de bundan nasibini alması bizi şaşırtmıyor. “Boşunalık” teziyle ilgili saptamalarını bu büyük toplumsal hareket üzerinden örneklendiren Hırschman, daha bir çok siyaset bilimci ya da felsefecinin izini takip ediyor elbette. Yalnız, aksi tesir ve tehlike savunusuyla değişimin karşısında duranlar “boşunalık” tezini yanlarına almadıklarında çuvallıyorlar. “Boşunalık tezinin öne sürdüğü iddiaların ters etkininkilerden daha ılımlı olduğu görülür, ancak bunlar ‘değişim ajanları’na karşı daha aşağılayıcıdırlar.”

 

Derindeki çatlaklar…

Ancak Hırschman’in tüm bu süreçleri, Batı demokrasileri üzerinden incelediğini belirtmek gerekiyor. Tam da burada Hırschman, sosyal ve ekonomik refah adına yapılan düzenlemelere (iyileştirmelere), sorunların kökten çözülmediği gerekçesiyle karşı durup tepki gösterenleri, gerici retoriğin kapsamına alıyor. Daha ileri demokrasilerde, “liberaller ve tutucular, ilericiler ve gericiler gibi yurttaş grupların birbirinden kopukluğunu, ‘kitle toplumu’ndaki, çoğunu sosyologların oluşturduğu umutsuz kişilerin yalıtılmışlığından” daha üzücü buluyor Hırschman. Aynı zamanda bu durumu “derindeki çatlaklar” olarak nitelendiriyor.

Asıl olarak, “uygarlıkta görülen belli başlı ilerlemeler, içinde gerçekleştikleri toplumu neredeyse harap eden süreçler” nasıl oluşuyor? Başlangıçta, seksenlerin ortasında, -kendisi de dahil olmak üzere- ABD’deki bir çok liberalin, “yükselmekte olan ve muzaffer, tutucu ve yeni tutucu hareketini” izlemek için yola çıkan Hırschman, “yüzeydeki fenomeni ‘soğukkanlı’ bir incelemeye tabi tutma girişiminde bulunmaya” karar veriyor. Böylelikle; söylem, argümanlar ve retoriğin tarihsel ve analitik olarak ele alacağına kanaat getiriyor. Ancak, süreç içinde, “söylemin temel kişisel özelliklerle değil, daha çok katılanların arzularına, kişiliklerine veya kanaatlerine neredeyse hiç bakılmaksızın sadece argümanın emir kipleri ile biçimlendirildiği” ortaya çıkıyor. Reaksiyoner retoriğin analizi ise Hırschman’i, Giriciliğin Retoriği’ne götürüyor.

 

GERİCİLİĞİN RETORİĞİ

Albert O. Hırschman

Çev: Yavuz Aldoğan

İletişim Yay. 2013. S,186

 

Yazarın Diğer Yazıları

Neron, Roma'yı bir daha yak!

On binlerce sakininin sabahın erken saatinden itibaren bütün gününü bir vahşeti (gladyatör dövüşleri) izlemeye ayırdığı bir kent düşünün. Aslında o kadar geriye gitmeye gerek yok

'Dikkat siyanür var!'

Bu toplu intiharlar, saldırganlara da bu saldırıya maruz kalanlara da bir şeyler diyor, bir uyarıda bulunuyor gibi...

"Adalet için çok geç kaldınız!"

Ezgi Sevgi Can, daha mahkemenin başında yaptığı beyanat konuşmasında, "dosyayı ve delilleri inceledik" diyen hakime verdiği yanıtla sonucu özetlemişti aslında