20 Temmuz 2020

Bugün (de) geyikleri vuracaklar!

Kim derdi ki şarkıların, şiirlerin en güzel yerlerine kondurulmuş "ceylan gözlü marallar"ın öldürülmesi için resmi yerden verilen tarihle ihale açılacak! Kim bilebilirdi ki...

Doğrusu ben bile attığım başlıktan ürktüm. Aslında ilk şoku haberi okuduğumda yaşamıştım. Haberin başlığı şöyleydi: "Eskişehir’de 18 geyik ihale ile vurulacak!"

Tabii ki haberi -ilk başta- özellikle "ihale" vurgusundan dolayı, ekonomi dünyasına has bir girişim şekli olarak algıladığımı itiraf etmeliyim. Hani şu bir zamanlar Timur Selçuk’un muzip bir tınıyla "ekonomi tıkırında" diye bir şarkısına nakarat yaptığı rutin ekonomik olaylar türünden. Ama işte, ihalenin yanına geyikleri koyunca işin seyri o zaman değişti; işte şoku da bu anlarda yaşadım. Üstelik bir de sayı verilmişti: 18 tanesi vurulacaktı.

Niye 20 değil de, 18?

Sayılar insan zihninde tuhaf bir soyutluk yaratırlar. Şeyleri, durumları, olayları, kişileri, duyguları... sayılara vurduğunuzda hepsi teker teker geriye çekilerek, ruhlarından soyunurlar. Bir hafifleme yaşarsınız o an, üzerinizden büyük bir yük kalkar. Ömrünüzü, sevincinizi, umutlarınızı, tazeliğinizi alıp götüren ağırlık hafiflemiştir artık. Ama siz de hafiflersiniz; hatta o kadar hafiflersiniz ki, yoksunuzdur artık. Fiziken ortalarda dolaşan varlığınıza karşılık zihinsel, ruhsal dünyanız çekip alınmıştır elinizden.

Ekonomi terminolojisini kullanarak bir katliam girişimini meşru hale getirmek nasıl bir şey(dir)? İşte temel soru bu!

"Vurmak", "18 geyik"... Üstelik tarih de verilmiş: 20 Temmuz.

Kim derdi ki şarkıların, şiirlerin en güzel yerlerine kondurulmuş "ceylan gözlü marallar"ın öldürülmesi için resmi yerden verilen tarihle ihale açılacak! Kim bilebilirdi ki...

Bundan sonra kim dinleyebilir ki böyle şarkıları! Ya şairler, ezilmezler mi dizelerinin altında!?

Ruhumuzun içimizden her defasında çekilip alındığı kentlerde onların varlığı sayesinde kendimizi onardığımızın bir kanıtıdır bu ceylanlı şarkılar ve şiir dizeleri. Başlarımızla birlikte bedenlerimiz yerlerde sürüklenmek istendiğinde, o kendinden ödün vermeyen inatçı dağ keçilerine tutunarak, o bağımsız güzelliğini kimselere teslim etmek istemeyen ceylanları yanımıza alarak direnmedik mi?

Geyiklerin, dağ keçilerinin peşlerine takıldılar şimdi...

Dağların en kuytu yerlerine; bitkilerin, çalılıkların, ağaçların, patika yolların en görünmez oyuklarına dalarak oralarda sakladığımız soluklarımızı kesiyorlar.

Şehirlerdeki savunmasızlığımıza, çırılçıplaklığımıza kalkan yaptığımız yerlerde aradıkları da yok etmek istedikleri de bizleriz. 

En ince yerlede çalışıyor bugünlerde katiller. En güzel imgelerimizi yok etme peşindeler.

Bakmayın siz 18 geyik dediklerine...

Geyik dedikleri için geyik mi yaptıklarını sandınız yoksa!

Yoksa, 18 sayısını da küçük bir sayı mı sandınız! Bu sayı adedini –içine kendinizi de dahil ederek- tüm nüfusla çarpın!

Kaç çıktı?

Ah, şu sayıların gerçekleri toz duman eden illüzyonu. Ah, şu kahredici uzaklık!

Hâlâ anlamadınız mı?

Yazarın Diğer Yazıları

Maria'nın hiç mi önemi yoktu?

Mustafa Suphi ile arkadaşlarına kurulan kumpas ve Maria'nın sonu sayfalara sığacak gibi değil. İşte bu, sayfalara sığmayanın, anlatılamayanın bizdeki insan, erkeklik ve erkek profili olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz

Mektup sandığınız şey, bir manifestoydu!

Onun sıradan bir veda mektubu olmayıp, yaşadığımız zamanla ilgili önemli bir tez, binlerce sayfa eden toplumsal bir analiz, çözümünü içinde barındıran devasa problemin tanımı olduğunu -ve elbette çıkış- yollarının işaret(ler)ini görmemek ne büyük bir kayıp!